Diyoruz ya,
Coğrafya kaderdir diye.
İşte kaderimizi yaşıyoruz.
Siyasette,
Ticarette,
İş hayatında,
Aşk hayatında coğrafyanın getirileri oluyor.
Siyasette ise,
Hem ulusal hem yerel ölçekte,
Kaderimizi yaşıyoruz.
Mesela,
Yunanistan’da seçimler oldu.
Syrıza Partisi genel Başkanı Aleksis Çipraz seçimi kaybetti.
Adam koltuğu bırakmadı.
İktidarı eleştirmeye devam etti.
Seçim atmosferinde, “Burdayım be burdayım. Sizde burdasınız” videosu attı.
İlk turda solcu,
İkinci turda milliyetçilik yaptı.
Bunları yazınca Kemal Kılıçdaroğlu aklınıza geldi değil mi?
Zaten onu anlattım.
Çipras istifa etti arkadaşlar.
Olması gerekeni yaptı.
‘Başarısız oldum’ diyerek kadroların önünü açtı.
Yunanistan çok uzakta değil.
Adalarını bile görebiliyoruz.
Adam,
Seçimi kaybettikten sonra,
MYK’sını değiştirip kimsenin gazını almadı.
Demokrat dede tavırlarına girmedi.
Demokratlığın gereğini yaptı.
Bay Bay Kemal ne yaptı?
İnatla koltuğu bırakmamak için direniyor.
Yetmiyor Ekrem İmamoğlu’nu hedef gösteriyor.
Seçim atmosferinde de böyle yapmışlardı.
Muharrem İnce,
Meral Akşener,
Sinan Oğan…
Neler yaptılar insanlara.
Bildiğin faşizm.
Zonguldak farklı mı?
CHP İl Başkanı Murat Pulat başarılı mı?
Seçimde çalıştı mı?
İstifa etti mi?
Etmedi.
Etmez.
Etmeyecek.
Hatta tekrar adaylık kovalıyor.
Alın size,
Türkiye ve Zonguldak’ın demokrasi sınavı.
Coğrafya bu sebepten ötürü kaderdir.
Bu topraklarda koltuk sevdası var.
Oturmayı çok seviyorlar.
Kalksalar yumurtalar soğuyacak.
Dertleri yumurtaların üzerinde oturup,
Civciv çıkartmak.
Kimse,
Şapkadan tavşan çıksın diye uğraşmıyor.
*    *    *    *    *    *    *    *    *
Türkiye ve siyaset demişken.
Kaypak siyasetçilerimize de atıf yapalım.
Diyorum ya,
Zonguldak’ta insan kalitesi düştü diye.
Siyasetçi kalitesi de düştü.
İnsan kaynaklarımız zayıfladı.
Hep kahpe olan Bizans mı?
Başka kahpeler de var.
İnsan ilişkileri ile sınanıyoruz artık.
Kahpe Bizans film müziği her şeyi özetliyor.
Zonguldak siyasilerinin bir çoğunu,
Bu şarkı özetliyor.
Buyursunlar;
İmparator olmayı canım kolay mı sandın?
Dünyaya kazık çaktım duyulsun adım.
Doğada hiç değişmeyen bir kanun var.
Güçlüler yaşasın diye ölür zayıflar.
Kral da benim sultanda benim bin kere ölsem yine gelirim.
Zayıfı da ezerim rüşvet de yerim tüm sofralarda hazır yerim.
Ne demek sevgi ne demek dostluk, benim kendimden başka dostum yok.
Ne halkı takarım, ne fakire bakarım; keyfimi bozanın anasını satarım!
Kral da benim sultanda benim bin kere ölsem yine gelirim.
Zayıfı da ezerim rüşvet te yerim tüm sofralarda hazır yerim.
İmparator olmayı canım kolay mı sandın?
Dünyaya kazık çaktım duyulsun adım.
Doğada hiç değişmeyen bir kanun var.
Güçlüler yaşasın diye ölür zayıflar.
Kral da benim padişah da benim bin kere ölsem yine gelirim.
Yağmur olur yağar, rüzgâr olur eserim; küçür zelzereler benim eserim.
Kadınları severim, bütün kızlar benim.
Ne bağlılık takarım, ne sözümü tutarım.
Asarım, keserim, çok kızarsam yakarım;
Ne istersem yaparım keyif benim.
Kral da benim sultan da benim bin kere ölsem yine gelirim.
Zayıfı da ezerim rüşvet de yerim tüm sofralarda hazır yerim.
*    *    *    *    *    *    *    *    *
Biraz dünya siyasetinden bahsedelim.
Geçtiğimiz günlerde,
Rusya’da isyan baş gösterdi.
Wagner grubu baş kaldırdı.
Bizim,
Tatlı su solcuları,
Hemen SADAT falan demeye başladılar.
Ondan önce Rusya’ya övgüler düzen,
Rusya’nın ne kadar güçlü olduğunu söyleyen insanlardı.
Gördük Rusya’yı.
Sahiden ‘O Rus bu mu?’.
Zonguldak böyle biraz.
Zonguldak’ın Fransızları olduğu kadar,
Rusları da var.
Biz caddede takılırken,
Bazen soruyoruz ‘O Rus bu mu?’ diye.
Onlar Rus gibi fark ediliyor çünkü.
Ruslar sürekli peşimizde.
Dedikodu yapıyorlar.
İftira atıyorlar.
Fitne yayıyorlar.
Ve her sektörde varlar.
Kimisi Vagner gibi paralı asker.
Kimi bitli piyade.
O kadar çoklar ki.
İnsan şaşırıyor.
O yüzden sürekli soruyorum.
‘O Rus bu mu?’.
Keşke isimleri de Rusça olsa.
Katerina olsa.
Karina olsa.
Ama değil.
Ben sığınmacı olarak,
Rus ve Ukraynalıların alınması taraftarıyım.
Hatta koruyu aile bile olabilirim.
Ama bizim Rusları ne yapacağız?
Onları ana vatanlarına gönderelim.
Geçen çarşıda denk geldim.
Bakıma çekmiş kendini.
Tanıyamadım.
Yanımdakine sordum, “O Rus bu mu?’…