Büyüklerimiz anlatıyor:
Eskiden milletvekili olmak bir ayrıcalıktı.
Partiler, aday yapmak için isim ararlardı. Yörenin eşrafına gidilir, sorulurdu.
Bölgeye kimin hizmet daha iyi hizmet edeceği konusunda tartışmalar yapılırdı. Sonra
belirlenen isim adaylık için ikna edilirdi. Ve bu isimler, gerçekten toplumda
yeri olan isimlerdi. Milletvekili deyince
herkes ayağa kalkardı.
Şimdi bakıyorum
da önüne gelen milletvekili aday adayı oluyor.
Evini
geçindirmekten, kendini yönetmekten, işini yönetmekten aciz insanlar, aday
adayı oluyor.
Toplumdaki tüm
değerler gibi milletvekilliğinin de aşındığını görüyoruz.
Hani deniyor ya:
İnsanın kazandığı değil, paranın kazandığı insandan
kork.
Yakında milletin
seçtiği vekilden değil, kendini seçtiren vekilden korkmaya başlayacağız.
Ve Nerede o eski bayramlar? dediğimiz
gibi, Nerede o milletvekilleri?
diyeceğiz.
Yani biz Polat
Türkmeni ararken, Özcan Ulupınarı da arar mıyız?
Fazlı
Erdoğandan kaçarken, Ercan Candana tutulduk.
Ercan Candanı da
arar mıyız?
Ali İhsan
Köktürkü de aradığımız günler olur mu?
Mehmet Haberalı
aramayacağımız kesin de
Recep Demirtaş vakası
İl Özel İdare
Genel Sekreteri Recep Demirtaşın yaptığı son ihaleler tartışılıyor.
Afetten gelen
parayla aylar sonra ihale yapan Demirtaş, afet işini de bir yıla yakın
sürdürüyor. Fiyatlar da uçuk.
Bir milyon 300
bin liraya ihale edilen köprüyü, 500
bin liraya yaparım, 100 bin lirada para kazanırım diyen müteahhitler var.
Aynı yöntemle 6
ihale gerçekleşti, 7 milyon lira harcanacak.
Şimdi 13 milyon
lira daha gelmiş. Bu 13 milyon da inşallah önceki ihaleler gibi olmaz.
Recep Demirtaş,
sağda-solda, Benim Vali Beyden
habersiz iş yaptığımı mı düşünüyorsunuz? diyormuş.
Ne demek bu? Bu
fiyatları Vali Bey mi şişiriyor, Recep Bey?
Vali Ali
Kabanın bu ihaleleri gözden geçirmesi gerekiyor.
Yoksa herkesin
aklı karışacak.
Bir daire işi
var. Ona sonra gireceğiz. Alagöz, karagöz belli olacak
Kıssadan Hisse: Bugün bir şey yapmadım
Evin beyi, akşam
vakti işinden dönünce, evi perişan halde bulmuştu. Kirli tabaklar, çanaklar
sofradan kaldırılmamıştı, yerlerde çamur izleri vardı, yataklar darmadağındı,
pijamalar, çoraplar oraya buraya atılmış haldeydi. Üstelik akşam yemeği de
hazır değildi. Vaziyete bakıp öfkeden deliye dönen adam, epeyce arandıktan
sonra, karısını balkonda bir sandalyeye oturmuş, kitap okur halde buldu. Öfke
ve endişe karışımı bir sesle, Bugün
sana ne oldu böyle? diye sordu. Kadın, umursamaz bir edayla başını çevirip,
Hiç, kocacığım! dedi ve ekledi:
Her akşam bana, Bütün gün evde ne yaptın sanki?
diye sorardın ya
Bugün bir şey yapmadım işte. Evde neler yaptığımı görmeni
istedim.
Günün Fıkrası: Ayşe
Temel, bir gün
bankadayken soyguncular bankayı basmışlar. Bankadakilerin önce paralarını alıp,
sonra da vuruyorlarmış. Sıra Temelin yanındaki bayana gelmiş. Soyguncu, "Adın ne?" diye sormuş. Kadın,
"Ayşe" demiş. Soyguncu da,
"İyi, benim annemin adı da
Ayşe" deyip kadını serbest bırakmış. Sıra Temele gelmiş, soyguncu ona
da adını sormuş. Temel: "Adum
Temel, ama arkadaşlar bana Ayşe derler..."
Günün Sözü:
İnsan yaşadıkça
anlıyor ki, kendi kayığını kendin çekmezsen bir yerlere gidemiyorsun.
Katharine
Hepburn