Zonguldak Merkez Terakki Mahallesi Gültekin Kızılışık Sokak’ta, Münevver Kavi’ye ait döküm alanını işleten Akın Kavi, köşesinde “Benim kendi şahsi hesabım üzerinden son bir ayda milyonun üzerinde para hareketi oldu” şeklinde bir ifade kullandı!
O halde hafriyat alanında kestiği milyonluk faturaları sormak bize düşer!
Sadece bize değil!
Zonguldak Defterdarlığı, Zonguldak Çevre, Şehircilik ve İklim değişikliği İl Müdürlüğü’ne bir yazı yazar!
Münevver Kavi’ye ait bahçeye kaç kamyon hafriyat döküldüğünü hesaplar!
Kamyon başına 4 bin 500 lira alan Akın Kavi’ye “Nerede bu hafriyatın faturası?” diye sorar!
Olmadı, bahçenin yakına bir fotokapan koyar!
Bütün araçların kaydını tutar!
Oturur ona göre ceza yazar!
Bunu devlet yapmazsa biz yaparız!
Mahalleye bir fotokapan koyar, kaydını tutarız!
Bu iş organize bir iştir!
İçinde Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem var!
İçinde, üst düzey bir bürokrat var!
İçinde, alt düzey bir bürokrat var!
Medya var!
Daha ne olsun?
Bu konuda devletimizle her türlü işbirliğine hazırız!
İnşaatçıların da biraz başı ağrıyacak ama olsun!
Tahsin İmamoğlu!
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem kendini Ekrem İmamoğlu gibi görmeye başladı!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hafriyat işinden başına neler geldi, hepimiz biliyoruz!
Zonguldak’ta hafriyat rantından yeni bir medya yaratma çabası başlamış!
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde eşiyle birlikte hafriyatçı Akın Kavi’nin evine gitti!
Ziyaretin gizli olması için büyük özen gösterildi.
Ama Pusula, bu ziyareti haber yaptı! Akın Kavi, kabul etmek zorunda kaldı!
Bu görüşmede, belediyenin elindeki sosyal medya ekibiyle bazı işlerin görülemediği, yeni bir medya ekibi kurulması, Elmas TV’nin yeniden aktif hale getirilmesi, etkili bir internet sitesi ve gazetenin satın alınması/kurulması konusunda harekete geçilmesine karar verildi.
Akın Kavi bu yönde çalışmalara başladı.
Tahsin İmamoğlu, Akın Kavi’ye her türlü desteği vereceğini söyledi.
Akın Kavi’nin yaptığı girişimleri yakından takip ediyoruz!
Pusula olarak, yerel yönetimin böyle bir yapılanma içinde olmasına şiddetle karşı duracağız!
Kamu kaynaklarının kişisel ikbal için kullanılmasına karşı duracağız!
Kıssadan Hisse: Arkadaşın nasıl biri?
Yıllar önce rahmetli babamdan dinlemiştim. Şubat ayında yola çıkan iki arkadaş mecburiyetten “o akşam bir köye misafir olurlar. Bu iki yolcuyu, köyün en zengini Beşir Ağa'ya götürürler. Beşir Ağa, misafirlerini gayet güler yüzle karşılar...
Ne var ki Beşir Ağa tanıştığı insanları kendi usulüne göre test edermiş. Misafirlerden bir tanesi, tuvalet ihtiyacı için dışarı çıktığında Beşir Ağa sorar içeridekine:
-Arkadaşın nasıl birisi?
Bu sorudan sanki “Hareketleri biraz kaba geldi de” der gibi bir mesaj alan misafir, Ağa'ya yaranmak için cevap verir:
-Kusura bakmayın efendim, o öküzün biridir. Pek bir şeyden anlamaz...
Ağa, başka bir şey söylemez... Dışarıdaki yolcu az sonra içeri gelir tabii... Söz sohbet devam edip giderken vakit akşam olur... Karınları iyice acıkan iki yolcu için yemek hazırlığı çoktan yapılmıştır bile. Beşir Ağa, misafire hizmet etmek şereftir gereği, sofrayı bizzat kendisi hazırlar...
Bu arada, ikinci şahıs da ihtiyaç için dışarı çıkar. Beşir Ağa, aynı şekilde, aynı soruyu içeri yeni gelene sorunca, o da ağanın gözüne girmek için cevap verir:
“Kusura bakmayın efendim, o eşeğin tekidir...”
Ağa ona da teşekkür eder... Tabii bu arada akşam yemeği için sofra kurulur. Ağa misafirlerini davet eder sofraya.
Sofra kurulur ama bir gariplik vardır. Ağanın önünde nefis tavuk kızartması ve dolma olduğu hâlde misafirlerin önündeki üstü kapalı tabaklar durmaktadır. Tabakların üzeri örtülü olduğu için bir şey görünmez... Ağa; “Haydi buyurun” diyerek önündeki tavuğun budundan ayırıp yemeye başlar. Adamlar da iştahla önlerindeki tabakları açarlar. Ama ne görsünler birinin önünde “ot” diğerinin önünde "saman"…
Misafirler şaşırırlar. Şaşkın şakın önce birbirine bakarlar, sonra Ağa'ya bakarlar... Ağa ise bir müddet oralı değilmiş gibi davranır ama daha sonra başını kaldırıp sorar:
-Niye yemiyorsunuz?
Ardından gayet normal bir üslupla devam eder: “Her birinize bir diğerini sordum biriniz diğerine “öküz” biriniz diğerine “eşek” dedi. Ben de size ne yiyecekseniz ona göre yiyecek hazırlattım. Eğer insan iseniz size göre de yemek getirteyim.”
İki misafir de yaptığı hatayı anlayıp özür dilemişler.
Tabii Ağa da önündeki yemeklerden misafirlerine de getirterek ikram etmiş.
Bir daha da arkadaşlarının ardından kötü söz söylemeyeceklerine söz vermişler.