Hayat, umutlar üzerine kurulu…

Hayaller üzerine kurulu…

Hayat, yalanlar üzerine kurulu…

Kimi hayaller adamların boyunu aşıyor.

Kimi umutlar gereksiz.

Yalandan kim ölmüş!

At atabildiğin kadar.

Sık sıkabildiğin kadar.

Kim tutarsa.

“Küçük at da civcivler yesin” misali.

Siyaset arenasından bahsediyoruz.

Siyasete soyunanlardan…

Zonguldak’ın “Z”sinden bihaber yaşarken, başımıza Zonguldak sevdalısı kesilenler…

Bugüne kadar gösterdikleri tek bir varlık olmadığı halde, yakın ilişkileri dışında kente, insanlara, olaylara katkı vermedikleri halde, “aday adayıyım” diye dolaşanlar…

Aday adaylığını da beğenmeyip, “Adayım” diye dolaşanlar…

Kimlik derdinde olanlar…

Etiket derdinde olanlar…

Boş teneke gibi gürültü çıkaranlar…

Adını bilmedikleri, önünden geçmedikleri, tek bir etkinliğine katılmadıkları sivil toplum kuruluşlarının kapılarında yatıp kalkanlar…

“Basın gelmezse, Facebook’um bana yeter” diyenler…

“Şişirme” yazı yazdırıp, bunlarla Ankara’da sıra kapmaya çalışanlar…

Kendilerini olduğundan farklı göstermeye çalışanlar…

Yüzlerine maske takıp dolaşanlar…

Kendisi olamayanlar…

Veya…

Yeterli özelliklerine karşın mütevazı olmayı bilmeyenler…

Sonradan görmeler…

Falan filan…

Siyasetin bir yakışanı olmalı…

Siyasetin yakıştığı bir yüz olmalı…

Bir kişilik…

Sözüm onlara…

Veya iyi özelliklerin pek çoğunu taşıdığı halde sıralama için iddialı konuşanlar…

İşi bitirdiğini sananlar…

Şimdiden kendisini ilk sıralarda aday gösterenler…

Kutlama yapanlar…

Diğerleri…

Onlar…

Bunlar…

Şunlar…

Vesaire vesaire…

Ne konuşsanız boş…

Kiminle devreye girerseniz girin…

Kimi araya sokarsanız sokun…

CHP’nin eğiliminden, AK Parti’nin temayülünden, MHP’nin konumundan kaç çıkarsanız çıkın…

Bunların hepsi boş…

Elbette nasipsiz dayak da yenmez!

Ama kaderiniz genel başkanlarınızın iki dudağı arasında…

Siz her ne kadar kendinize toz kondurmasanız da, kaderiniz genel başkanlarınızın iki dudağı arasında…

Her işin bir yakışanı var.

Her işin yakıştığı bir insan vardır.

Bu nedenle yüzde 80’iniz boş hayallere ümit bağlamasın.

Milleti de kandırmayın.

Kendinizi de kandırmayın.

Gaz verenlere aldanmayın.

Hep duymak istediklerinizi duyduğunuz sürece daha çok hayal kırıklığı yaşayacaksınız.

Sizin pek çoğunuzun Zonguldak gibi bir hesabı yok.

Derdiniz Zonguldak değil.

Derdiniz bu halk değil.

Derdiniz kendinizsiniz.

Kazanmak istediğiniz itibar…

Kazanmak istediğiniz paralar…

Meşrulaştırmaya çalıştığınız şeyler…

Tribünlere oynaya oynaya bir hal oldunuz.

Milleti keriz yerine koymaktan vazgeçin.

Kaçınılmaz gerçek sizi bekliyor.

Boşunu kendinizi kandırmayın.

Milletin de kafasını ağrıtmayın.

Herkesin işi-gücü var.

Kapıları boş yere aşındırmayın.

TTK’da skandal…

Son aylarda Türkiye’de iş cinayetleri gündemde…

Özellikle madenler…

Karadon…

Kozlu…

Soma…

Ermenek…

Ve diğerleri…

“Madenler, iş kazaları, iş güvenliği” denilince, Türkiye’nin neredeyse tek iyi örneği olarak gösteriliyor TTK…

Yani Türkiye Taşkömürü Kurumu…

Geçmişinde yaşanan büyük acılara rağmen gerçekten de böyle.

Her ne kadar yönetim koynuna soktuğu taşeron eliyle Karadon ve Kozlu’da yaşanan son iki büyük cinayetin sorumluluğunu kabul etmese de…

İşte Türkiye’nin örnek gösterilen o kurumunda önceki gün ne oldu biliyor musunuz?

Pek çoğumuz bilmiyoruz.

Karadon yeni kuyuda faciadan dönüldü.

Türkiye tam da mecliste iş güvenliği paketlerinin sıkça tartışıldığı bu dönemde yeni bir skandalla çalkalanacaktı.

Çalkantı olmadı, ama olayın skandallığı şüphe edilmez.

Karadon yeni kuyuda asansörün düştüğü bilgisi geldi.

Sonra asansörde 9 işçinin olduğu bilgisi geldi.

Kesin olmamakla birlikte tüm gelişmeleri canlı yayında paylaştık.

GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş, Ankara’daydı.

Bilgisi yoktu.

Sonra yayınımıza bağlandı.

Dengi halatının kopması sonucu asansörün düştüğünü, kuyuda ciddi zarar meydana geldiğini söyledi.

Çok şükür, can kaybı veya yaralanan yoktu.

Asansörde olduğu belirtilen 9 işçi de aslında asansörden çoktan inmiş ve bakım-onarım çalışması yapıyordu.

TTK’nın ilgili yetkililerinin olayı basit bir şeymiş gibi yaklaşımlarına tanık olduk.

Gevşek gevşek konuşmalarına tanık olduk.

Nasıl olsa ölen yoktu.

Nasıl olsa yaralanan yoktu.

O halat acaba içinde işçiler varken kopsaydı ne olacaktı?

Kaldı ki, işçiler henüz yeni inmişlerdi, o asansörle madene…

O asansörün dengi halatı, içinde 30 işçi varken kopuverseydi, o zaman ne olacaktı?

Hangi dengesiz o dengi halatının kopmasına bu kadar gevşek gevşek konuşabilecekti?

Ölen veya yaralanan olmadığı için bu olay saklanmaya çalışıldı.

Konuyu bilmeyenlere; basit, önemsiz bir şeymiş gibi anlatıldı.

Gerçek saklandı!

Seçim havası…

Her seçim yeni bir fırsat olmalı.

Kadı ki, Zonguldak’ın durumu belli…

Yaşadıkları, çektiği sıkıntılar belli…

Zonguldak; bu seçimde de liderlerin karizmasına mı oy verecek, Zonguldak gerçeklerine mi?

Zonguldak; bu seçimde kendi gerçeklerine mi oy verecek, ideolojik çerçeveye mi?

Değişime mi oy verecek, statükoya mı?

Hepsinden önemlisi; kente, insana hizmet adına neler yapılacak?

Hangi sözler verilecek?

Zonguldak’ın pek çok talebi olmalı.

Öncelikle herkes oy vereceği partiden bunları talep etmeli?

Şimdiden düşünmeye başlayın.

Seçmen olarak sorgulamaya aday adaylarından, liderlerden değil, kendinizden başlayın.

Güler misin, ağlar mısın?

Türkiye’nin pek çok yerine hızlı tren seferleri başlatıldı.

Yeni hatlar var.

Yeni iller bu haritaya dahil ediliyor.

Ya Zonguldak…

Raylarımızı değiştirdiler.

Değiştirmeye devam ediyorlar.

Tren garı bir yıldır tadilatta.

Arkadaş, ne tadilatmış!

Aynı iskele bir sökülüyor, bir indiriliyor.

Dediler ki:

“Sizinki hızlı değil, hızlandırılmış…”

İlkellikten kurtulmuş olmanın sevinciyle bunun iyi bir şey olduğuna sandık.

Ama öyle değil.

Koca kent hızlı tren isteyemedi!

Güler misin, ağlar mısın?

Bizi kimse değil, kendi kendimizi kandırdık.