Zonguldak Merkeze bağlı Mithatpaşa Mahallesi’nin genç muhtarı Murat Topçu, AK Parti Milletvekili Özcan Ulupınar’ın danışmanı oldu.

Şimdi de, “Muhtardan milletvekili danışmanı olur mu?” tartışmaları başladı.

Olmaz tabii…

İkinci dönem milletvekilliği yapmış bir milletvekili muhtara ne danışabilir?

Mesele, işin adı danışman…

Söz konusu danışmanlıktan çok yardımcı eleman olarak çalışmak…

Bu tarafından bakarsak, Murat Topçu doğru bir seçim…

Elbette başka isimler de vardı, bu işi Murat Topçu’dan daha iyi yapacak.

Ama Murat Topçu da işin hakkını verecektir.

Ulupınar, seçim gecesi stüdyomuza gelerek, canlı yayında konuğumuz oldu.

Orada bu soruyu sorduk, kendisine…

Eleştirileri, tepkileri hatırlattım.

O da kabul ediyordu, kısmen de olsa…

Şimdi Murat Topçu, Özcan Ulupınar ile halk arasında, özellikle hastane-postane işlerinin görülmesi, takip edilmesi adına köprü olacak.

Zaten bu konuda ciddi bir sorun vardı.

Murat Topçu, eski Milletvekili Polat Türkmen’in danışmanı Ali Keskinkılıç’ın yaptığını yapabilir mi, bilemiyoruz, ama kısa sürede ortama uyum sağlayarak faydalı olabilir.

Ali Ağabeyinden yararlansa iyi olur.

Bu gelişme, aynı zamanda Zonguldak’ta son dönem daha fazla konuşulan muhtarların da başarısıdır.

Bir de diğer danışmanlar var.

Onların bazılarının burnu zaten havada…

Milletvekillerine gelen hastane veya diğer işler konusunda hangisi ne kadar faydalı olabilir ki?

Az daha bekleyelim.

Kokusu zaten çıkacak bu işlerin!

Kaldı ki, onların bazıları; sekreterlik yapmayı, telefon taşımayı, palto giydirmeyi, ceket taşımayı “danışmanlık” zannediyorlar.

Bazen kendilerini öyle kaptırıyorlar ki, inanın biz kimin milletvekili olduğunu karıştırıyoruz.

“Danışman” dediğin durması gereken yeri iyi bilmeli.
Eğer bilmiyorsa, o zaman sorun danışmanlarda değil, milletvekillerinin kendisindedir.

Danışmanlara kızmamak gerekir.

Dediğim gibi.

Az daha bekleyelim.

Kokusu zaten çıkacak bu işlerin!

Bizden söylemesi.

En çok da AK Parti içinden yükselecek tepki sesleri…

Amelebirliği yöneticilerine…

Amelebirliği Başkanı Osman Balamir ve yönetiminin Ankara’daki misafirhaneyi “zarar ediyor” gerekçesiyle yap-işlet-devret modeliyle özelleştirmesiyle ilgili tartışmalar alevlendi.

Daha doğrusu Pusula Gazetesi, konunun üzerine gitmese, alevleneceği falan yoktu.

Zaten böyle…

Gazeteciler bir konuyu sahiplenip çaba göstermese, kimsenin de pek umurunda değil.

Neyse…

Bu konuyu da ayrıca bir gün işleriz.

Hadi diyelim ki, bina zarar ediyor.

Bina yıkılsın.

Yeni ve modern bir bina yapılsın.

Dört yıldızlı bir otel olsun.

O zaman neden yap-işlet-devret modeliyle bu iş oluyor?

Amelebirliği’nin ciddi oranda parası var.

Bu kurum, Muzaffer Kalaycıoğlu döneminde Karaman’a okul yaptırdı.

Pekala oteli de yaptırabilir.

İster kredi çeker, harcamayı zamana yayar.

İster peşin para çalışıp, binayı yaptırır.

Bu durumda yüzde 12 gibi komik bir kontenjan meselesi de olmaz.

Bunu neden konuşmuyorsunuz?

Amelebirliği’nin çok değerli yönetim kurulu üyeleri…

Durumlar nasıl?

Keyifler iyi mi?

Zaten çok çalışıp az kazanıyorsunuz!

Size yazık!

Siz bu ayıba ortak olduğunuza göre sizin de bildiğiniz işler var?

Siz de en iyisi mi o yüzde 12’yi alın da münasip işlerde kullanın.

Nasıl olsa sizden işçiye, Zonguldaklıya sıra gelmez!

Ulan paçavra!

Türkiye, dün bütün derdi-tasayı bıraktı, bu skandalla çalkalandı.

Din İşleri Yüksek Kurulu Dini Bilgilendirme Platformu’nun “Evlilik” başlıklı bölümüne gönderilen metinde, “Bir babanın öz kızına duyduğu şehvet, karısıyla olan nikâhını düşürür mü?” diye soruldu.

Soru, İslam kaynaklarının farklı görüşlerine göre yanıtlanırken, bazı mezheplere göre, “Babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur” ve “Babanın kızını kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz. Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir” gibi ifadeler kullanıldı.

Cevabın tam metni ise şöyle:

“Babanın kendi öz kızını öperken şehvet duyması durumunda nikâhın ne olacağı konusunda görüş ayrılığı vardır.

Bazı mezheplere göre, babanın şehvetle kızını öpmesi ya da şehvetle ona sarılmasının nikâha bir etkisi yoktur (Bkz. İbn Rüşd, Bidayetü’l-Mücdehid, Mısır 1975, II, 33; İbn Kudame, el-Muğni, VII, 486; İbn Cüzey, el- Kavaninü’l Fıkhiyye, 138). Hanefilere göre ise; babanın, kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda kızın annesi bu babaya haram olur.

Ancak bu tür sonuç doğuracak tutmanın, teni tenine değerek olması ya da altının sıcaklığını iletecek kadar ince bir örtüden olması gerekir.

Kalın elbiselerden tutarak ya da vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duymak, bu tür bir haramlık oluşturmaz.

Ayrıca kızın, 9 yaşından büyük olması gerekir.

Şehvet duymanın işareti, erkeğin organında bir uyanma, uyanıksa uyanışının artması, kadının da kalbinin heyecanla çarpmasıdır.”

Rezilliğin daniskası…

Ulan paçavra!

İşte bu adamlar, insanları dinden-imandan soğutur.

Kaldı ki, öyle de oluyor!

Diyanet, haberin yayınlanmasından kısa bir süre sonra söz konusu linkte yer alan cevabı kaldırdı.

Söz konusu cevabın siteden kaldırılmasından kısa bir süre sonra da Diyanet’in sayfası “bakıma” alındı.

Şimdi ne denilecek, merak ediyoruz.

“Sitemiz saldırıya uğramıştır” diyebilirler.
Hadi öyleyse, onun da doğru bir izahını yapmaları gerekecek.

Ama öyle değilse!