Kişilerin hayatta kaldıkları süre boyunca edindikleri taşınır veya taşınmaz mallar, maddi birikimleri ve nihayetinde borçları vefat ettikleri an itibariyle yasal mirasçılarına kalmaktadır. Miras denilince akla her ne kadar mal mülk gelse de vefat edenin borçları da yasal mirasçılarına ölüm ile intikal etmektedir.
Kimi zaman karı koca kimi zaman evlat ile anne baba arasında yaşanan olumsuz olaylar kişilerin aile bağlarının kopmasına ve birbirleriyle görüşmemelerine neden olmaktadır. Yaşanan anlaşmazlıklar maddiyata dayalı olduğu kadar günlük sosyal yaşantılarında fikir ayrılıkları gibi birçok ailevi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Her ne kadar birinci derece soy bağı olsa bile annesi ve babasıyla , kardeşleriyle yıllarca görüşmeyen ve hatta birbirlerine cenazelerine dahi katılmayan ebeveynler akrabalar günümüzde çok sayıda maalesef vardır.
Yeri geliyor evlat babasına kızıyor "mirasını istemiyorum reddediyorum" diyor , yeri geliyor baba evladına kızıyor "seni mirasımdan reddedeceğim" diyor. Ancak, kişilerin hayatta iken mirası reddetmesi, yasal mirasçısını mirastan çıkarması öyle cümlede kullanıldığı kadar da kolay olmuyor.
Türk Medeni Kanunu 510. maddesi uyarınca; "Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse, Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse" bu durumlarda miras bırakan vefat etmeden önce vasiyetname ile mirasından çıkarabilmektedir. Tabii burada aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirip getirmediğine ilişkin önemli somut kriterler aranmaktadır. Bu durumun değerlendirilmesi de yine asliye hukuk mahkemesinin görevidir.
Miras hakkına sahip olan kişi de istediği gibi adına intikal eden miras payından "bu mirası istemiyorum kabul etmiyorum" diyerek kolayca feragat edememektedir. Mirasın reddi de Türk Medeni Kanunu'nda belirlenen belli şartlara bağlanmıştır. Türk Medeni Kanunu Madde 609 uyarında mirasın reddi, mirasçılar tarafından sulh hukuk mahkemesine sözlü veya yazılı beyanla yapılır. Reddin kayıtsız ve şartsız olması gerekir. Sulh Hukuk Mahkemesi hakimi, sözlü veya yazılı ret beyanını bir tutanakla tespit eder. Ancak, önemle belirtmek gerekir ki reddi miras talebi miras bırakanın yani vefat edenin ölüm tarihinden itibaren 3 ay içerisinde sulh hukuk mahkemesine yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde bu 3 aylık sürenin geçirilmesinden sonra mirasın reddi mümkün olmayacak ve miras bırakanın borçları da mirasçılarına intikal ederek alacaklıların cebri icrasına maruz kalınacaktır.
Borca batık yani hakkında birçok icra takibi olan bir kişinin vefatı sonrasında vefat edenin mirasçıları 3 ay içerisinde reddi miras yoluna giderek mirasın intikali ile oluşacak olan haciz tehditinden kurtulmaktadırlar. Ancak, sıkça karşılaştığımız sorulardan biri ise mirası reddeden mirasçının ölüm aylığı hakkını da reddedip reddetmediğidir. Mirasın reddedilmesi ölüm aylığı bağlanmasına engel teşkil etmemektedir. Mirasçılar, mirası reddetmeleri halinde dahi, Sosyal Güvenlik Kurumu'na yapacakları müracaat neticesinde hak sahipliği şartlarını taşıdıkları sürece ölüm aylığı alabilirler.
Unutulmamalıdır ki; ölüm ile birlikte vefat edenin malları ve birikimleri üzerinde hak sahibi olan mirasçılar vefat edenin borçlarından da sorumludurlar. Bu borçlardan sorumlu olmak istemeyen, vefat edenden miras kalan borçları ödeme gücü olmayan mirasçıların vefat tarihinden itibaren 3 ay içerisinde miras bırakanın yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine başvurarak mirasın reddini talep etmeleri gerekmektedir. Her ne kadar mirasın reddi talebi mirasçının ölüm aylığı almasına engel teşkil etmese de miras bırakan vefat edenin adına kayıtlı herhangi bir menkul ya da gayrimenkul var ise mirası reddeden mirasçı borçlardan kurtulmakla birlikte vefat edenden miras kalan mallar üzerindeki hakkından feragat etmiş olur.