Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası, Zonguldak Limanına akaryakıt istasyonu kurmak için büyük çaba gösterdi. Milletvekilleri, Belediye Başkanları, Valiler seferber oldu. Akaryakıt istasyonu kuruldu.
TSO, buradaki akaryakıt istasyonunu birine işlettirecek, buradan yüzde 1 pay alacak.
Kamuoyuna böyle söylenmişti.
Peki istasyonu kim işletecekti.
Onu da bulmuşlar.
İstanbul'da Emre Duman adına bir şirket kurmuşlar.
Adını Atılım Akaryakıt koymuşlar.
Zonguldak'a Erhan Aslantürk adına bir şube uydurmuşlar.
Sosyal medya hesaplarına bakıldığında bu kişilerin Demir ailesiyle yakınlıklarını anlamak zor değil.
TSO Başkanı Metin Demir, Zonguldak için önemli olduğunu ısrarla vurguladığı bir konuda, akaryakıt istasyonu işini nasıl yaptığını kamuoyuna açıklamak zorunda.
Emre Duman kim?
Erhan Aslantürk kim?
Bu işler nasıl oldu?
Bu isimlere kim karar verdi?
Kamuoyu gibi biz de merak ediyoruz.
Viagra davası sonuçlandı
26 Haziran 2017 tarihinde yayınlanan 'Viagra içip şehit cenazesinde hastaneye düşen siyasetçi!' ve 28 Haziran 2017 tarihinde yayınlanan "Namuslularla, namussuzların çatışması' başlıklı köşe yazılarıyla ilgili Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan tazminat davası reddedildi.
Aynı konuda Ankara Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç duyurusu da takipsizlikle sonuçlanmıştı. Kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen bir davanın tazminat davasına dönüşmesi de ilginçti. Ama yüce yargı kararını verdi. İtiraz süreçlerini de izleyeceğiz.
Ancak, yıllarca Cumhuriyet Başsavcılığı yapan AK Parti eski Zonguldak Milletvekili Hüseyin Özbakır'ın böyle zorlama davalarla üzerimize gelmesi ilginçti. Yıllarca Cumhuriyet Başsavcılığı yapan biri hangi yazının suç unsuru oluşturup oluşturmayacağını bilmez mi?
İlk suç duyurusu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanmışken, tazminat davası açmak zorlama bir karardı.
Yazının hiçbir yerinde adı geçmemişken davaya zorlamak, bizi Ankara'lara yormak bir deneyimdi.
Yaşandı, bitti.
Oda başkanı 10 bin liraya değişti!
Zonguldak'ın ilçelerinden birinde oda başkanı değişti.
Olayın özeti şu: Oda Başkanı bir kadınla ilişki yaşar. Kadın ilişkiyi kayda alır.
Ve başkandan 10 bin lira ister.
Başkan, 10 bin lirayı bulamaz. 3 bin 500 lira kadının karşısına geçer, görüntüleri ister.
Kadın 3 bin 500 lirayı kabul etmez.
Durumu öğrenen başkan yardımcısı, başkana parayı verir, başkan da parayı kadına verir.
Başkan istifa eder. Yerine yardımcısı geçer.
Bu işten iki kişi karlı çıkar.
Kadın istediği parayı alır.
Yardımcı, başkan olur.
Senaryo ne güzel değil mi?
Ama 10 bin lirayı bulamayan adam da başkan olmasın!
Ya da başka kadınlarla beraber olmaya kalkmasın!
Biz üretim artsın, ülke kalkınsın diye uğraşıyoruz.
Başkanlar üretimi yanlış anlıyor.
Armudu kim soyacaktı?
Kentimizin önemli bir sivil toplum örgütünün başındaki isim, otel odasında konaklar.
Resepsiyonu arar ve odaya bir armut ister.
Garson, sivil toplum örgütü başkanına kıyak olsun diye en güzel armudu seçer, soyar, tabağa koyar ve odaya gider.
Başkan tabaktaki soyulmuş armudu görünce çılgına döner, "Ben onu misafirime soyduracaktım" der!
Garson, yerin yedi kat dibine seyahat eder!
Kendine geldiğinde "Adamlar kenti soymaya alışmış, bizim bir armudu bile soymamıza tahammül edemediler" der.
Biz boşuna bu köşede 'yatırım' demiyoruz.
Ama biz 'Bu kente yatırım yapın' dedikçe 'yatırım'ı, 'yatırın' anlayanlar oluyor.
Zaten armudun iyisini yiyorsun.
Soyulmuş olsa ne olur, soyulmamış olsa ne olur!
Sen önündekini soy ye, ne olacak yani!