Önce olayı hatırlayalım:


Tarihe “Menemen Olayı” olarak geçen Asteğmen Kubilay’ın hayatını kaybettiği Menemen olayının üzerinden 85 yıl geçti. Yıllardır en çok tartışılan konulardan biri olan Menemen olayına Mustafa Kemal’in verdiği tepki hep konuşuldu. Menemen halkının olaya duyarsız kalmasına çok sinirlenen Mustafa Kemal’in, “İlçeyi haritadan silin” dediği söylendi.

Şimdi bu olayı hatırlayınca, Güneydoğu’da yaşanan olaylar geliyor aklıma.

Sen gecenin bir yarısı, ailesinden uzakta, vatan savunmasında, yatağında silahsız iki polisi şehit et…


İki ton patlayıcıyla karakola saldır…


Sonra çatışmada ölen bir terörist, “zırhlı aracın arkasında süründürüldü” diye kıyameti kopart…


Terörist de olsa ölüye saygı gösterelim.


Ama biliyorsunuz, bu hainler, ölürken bile tuzaklama yapıp, bomba patlatıyorlar.


Neyse bu teknik detayı geçelim.


PKK yandaşları kıyameti kopartıyor.


Onları anlıyorum.


Ama Asteğmen Kubilay’ın şehit edildiği Menemen olayında Atatürk’ün gösterdiği tepkiyi bugün bir lider gösterse ne olurdu?


“Bir subay şehit oldu diye ‘Menemen’i yakın’ diyen Mustafa Kemâl’i özledim” diyenler, önceki gece çatışmada ölen ve zırhlı araca iple bağlanıp bir süre sokaklarda gezdirilen terörist için sosyal medyada fırtınalar koparttılar.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, olayla ilgili derhal soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Ama sosyal medyadaki tepkiler dinmedi.


Hangisi doğru?


Atatürk’ün o gün yaptığı mı?


Davutoğlu’nun bugün yaptığı mı?


Efendim, şartları, ortamı filan tartışmayalım.


Vallahi bu olayları görünce, ben de, “bir subay şehit oldu” diye “Menemen’i yakın” diyen Mustafa Kemal’i özlüyorum.


Atam, senin zamanında Avrupa Birliği yoktu.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yoktu.


NATO yoktu. Birleşmiş Milletler yoktu.


Üstelik HDP yoktu, MHP yoktu.


Allah’tan CHP muhalefette değildi.


Ama en önemlisi, senin zamanında Twitter yoktu, Facebook yoktu, Instagram yoktu.


Sen bir karar alıp uyguluyordun.


Ama dünyayı, hala senin lider olduğun dönem gibi sanıyorlar.


Şimdi senin dönemindeki gibi radikal kararlar almak mümkün değil Paşam.


Keşke sen olsan…


Sen olsan Hakkari, Yüksekova, Şemdinli, Ağrı, Tunceli, Mardin böyle mi olurdu Paşam?


Bir de bu cemaat işi filan da çıktı Paşam.


Yatay, dikey, paralel cemaatlerimiz oldu.


Bir de onlarla uğraşıyoruz Paşam.


Senin zamanında cemaatler, din işleriyle uğraşıyorlardı.


Şimdi devlet işleriyle uğraşıyorlar Paşam.


Hatta emniyette, askeriyede, yargıda, bürokraside müthiş bir ağ kurmuşlar.


Hatta senin kurduğun partiye bile sızmışlar Paşam.


Şimdi bir erken seçim tantanası içindeyiz.


Adayları bir görsen... Çoğu memleketi düşünmüyor. Çoğu ikbal peşinde...


Kendine hayrı olmayanın memlekete hayrı olur mu Paşam?


Hani bir de 26 Ağustos 1931’de Zonguldak’a geldiğinde, “Zonguldak’ın derin toprakları altındaki serveti madeniye ne kadar kıymetli ise, bizim nazarımızda Zonguldak da o kadar çok kıymetli bir vilayetimizdir” demiştin ya…


O şehrin ne yolu, ne izi belli Paşam.


TTK’sı çökmüş, üretimi düşmüş.


Koca şehir tefecilerin eline kalmış Paşam.