Yaza-yaza klavyemde tüy bitti.


Sakalımız yok ki sözümüz geçsin.


Gazetecilik öyle yapılmaz, haber tekrarı yapmayın, bayat haber kullanmayın, Türkçe&[#]8217;ye dikkat edin, düzgün cümle kurun, dizginiz baskınız iyi olsun, doğru olun, dürüst olun, ilkeli olun, meslek ahlakınız olsun, ciddi olun, alıntı yapmayın, yaparsanız kaynak göstererek yapın diyorum; sözlerim bir kulaktan giriyor öbür kulaktan çıkıyor.


Hadi beni bırakın.


Bartın&[#]8217;da Kitap Fuarı kapsamında söyleşi veren yılların gazetecisi Işık Kansu, Yazar Sevgi Özel ve üniversitede gazeteci yetiştiren Öğretim Üyesi Nilgün Pazarcı&[#]8217;nın yaptığı konuşmadan hiç mi ders almadınız, hiç mi fikir edinmediniz, bir şey öğrenmediniz?


Cep Sineması&[#]8217;nda yapılan konuşmaların haftası gelmedi.


Haberin ve gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğini anlatan değerli büyüklerimiz boşuna mı konuştu?


Aynı hatalar devam ediyor.


Bir gazete Özel İdare&[#]8217;nin sitesine konulan iki satır yazıyı almış, arkasına henüz bir haftası bile gelmeyen bir törende yapılan konuşmayı olduğu gibi eklemiş, demişti, söylemişti, olmuştu, bitmişti, gitmişti diyerek, bir sayfa kapatmış.


Törenlerde yapılan konuşmaların hatırlatması tabi ki yapılabilir ama bu hatırlatma özet halinde yapılamalıdır.


Siz konuşmayı olduğu gibi tekrardan verirseniz o zaman doldur boşlat yapmış olursunuz.


Nitekim bu haberde yer alan konuşmalar bu mevkutede bu törenle ilgili haber yapılırken verildi.


Hatırlatma yapılabilir ama aradan unutulacak kadar zaman geçmesi gerekir.


Bunun ideali birkaç yıldır.


Bir hafta olmadan bir sayfa dolusu aynı şeyi tekrar edip bir daha yazmak gazetecilik değil olsa-olsa papağanlık yapmaktır.


&[#]8220;Gazeteci araştırmazsa zabıt katibi olur. Yani başkalarının söylediklerini yazan insan konumunda olur ya da papağan gibi olur. Papağan düşünemez tekrarlar&[#]8221; diyen Işık Kansu&[#]8217;nun kulaklarını çınlatırız.


Bu örnekler bu tarife ne kadar çok uyuyor değil mi?


Işık Kansu&[#]8217;nun &[#]8220;Bir gazeteci konuşmaktan ve görüş bildirmekten, konuşturmaya ve görüş almaya zaman ayıramazsa görevini yapamaz, Gazeteci görüş bildirmez görüş alır&[#]8221; şeklindeki sözlerine ne kadar uyuyoruz?


Her fırsatta eline mikrofon alıp boş-boş konuşanların, konuşurken mangalda kül bırakmayanların, bol keseden atıp tutanların bu sözlerden kendilerine pay çıkarmalarını beklemek fazla iyimserlik olur herhalde.


Kabahat bunlarda değil bunlara bir şey muamelesi yapıp da yüz verenlerde.


Değerli büyüğümüz Işık Kansu&[#]8217;nun &[#]8220;gazeteci dürtülmemeli, dürtmeli. Dürtülürse kullanılmış olur&[#]8221; şeklindeki sözlerini etrafınızdaki gazetecilere bakarak bir değerlendirin bakalım.


Kim dürtüyor, kim dürtülüyor siz bu konuyu değerlendire durun biz hataları yazmaya devam edelim.


Alıntı köşe yazılarına geçenlerde bir örnek daha eklendi.


Bu kez malum şahıs değildi yapan.


Bir gazetede herhalde yeni işe başlamış bir muhabir konuk yazarımız İsmail Aktaş&[#]8217;ın daha önce bizim gazetemizde, Kültür Müdürlüğü sitesinde ve başka internet sitelerinde yayınlanan &[#]8220;Ulukaya şelalesi&[#]8221; ile ilgili yazısını kaynak göstermeden sanki kendisi yazmış gibi kullanmış.


Çok yanlış bir şey yapmış.


Umarım bir daha yapmaz.


Bir gazetede yakıt programı yayınlanmış.


Hani pazartesi günkü yazımda hava kirliliğine değinirken bahsetmiştim ya işte o program.


Valiliğin internetteki sitesinden aldık dedikleri programı verirken &[#]8216;2009-2010 kış sezonu yakıt programı yayınlandı&[#]8217; ifadesini kullanmışlar.


Halbuki doğrusu 2010-2011 olmalıydı.


Ya eski programla yeni haber yapıldı, ya da yıllar karıştırıldı.


Her zaman söylüyorum; gazetecilik çok büyük dikkat ve sorumluluk isteyen bir iştir.


Aksi takdirde devamlı hata yapar, toplumu yanlış bilgilendirir, yanlış yönlendirirsiniz.


Bazı gazetelerde yer alan haberlerde yazıdan çok resim var.


Haberleri öyle bir şişiriyorlar ki resmen davul gibi oluyor.


Kapat sayfayı, bağla gazeteyi, çık işin içinden.


Nasıl olsa öyle de resmi ilan veriyorlar böyle de.


Ben olsam bu şartlar altında bu gazetelere bırakın ilanı, reklamı, şunu, bunu, yağmurlu havada bir bardak su bile vermem.


Baskısı silik, resimleri uçuk, dizgisi bozuk, Türkçe&[#]8217;si berbat, haberleri bayat ve tekrar edilmiş, kadrosunda başka yerlerde çalışan ve gazetecilik yapmayan göstermelik isimler bulunan, meslek ilkelerinden ve ahlakından bihaber, başkasına ait yazıları kendi yazısıymış gibi gösteren yazarları olan gazeteler ilan almayı hak ediyor mu?


Bir yanda gazeteciliği layıkıyla ve hakkıyla yapmaya çalışanlar, kadrosu doğru, düzgün, yasalara uygun olanlar, sorumlu ve titiz davrananlar, resmi ilanı değil gazeteciliği ön planda tutanlar, yaygın basın ayarında gazete çıkaranlar, yani bu işi adam gibi yapmaya çalışanlar, diğer yanda bunlar.


Bir yanda gerektiğinde borç bulup vergisini, sigortasını günü gününe ödeyen gazeteler, diğer yanda devlete 5 trilyon vergi borcu takanlar.


Herkesin gözü önünde maskeli balo oynanıyor.


Ey devlet; Bütün bunlara vicdanın nasıl el veriyor?




Acı ama gerçek



Türkiye&[#]8217;de düzenli olarak kitap okuyanların sayısının 10 binde bir olması, her gün televizyon başında 5 saat geçirirken kitap okumaya yılda 6 saat ayıran bir toplum olmamız, okuma konusunda yapılan ülkeler arasında 86. sırada bulunmamız ve bu konuda Afrika ülkelerinin bile gerisinde kalmamız fevkalade üzülecek bir durum.


Ne kadar üzülsek yeridir.


Azerbaycan&[#]8217;da bile kitapların baskı adedi 100 binlerle ifade edilirken, bizde sadece iki-üç bin civarındaymış.


Bunları Kitap Fuarı&[#]8217;nda söyleşi veren Şair Yazar Şükrü Erbaş söyledi.


Erbaş, Türkiye&[#]8217;nin okumadığını gözler önüne seren bir araştırmada yer alan rakamlarla konuşarak, çarpıcı değerlendirmeler yaptı.


Kitap bizim için ihtiyaç olarak 235. sıradaymış.


Erbaş&[#]8217;ın anlattığı araştırma iki yıl önce yapılmış.


İki yılda pek fazla ilerleme olmamıştır, hatta gerileme dahi olmuştur.


Okumuyoruz, yazmıyoruz, söylemiyoruz, söyleniyoruz.


Durumumuz içler acısı.


Okumayan bir toplum olmamız Kitap Fuarlarının önemini daha da artırıyor.


14. Bartın Kitap Fuarı umarız okumayı biraz daha teşvik etmiş, şair ve yazarlara yeni okurlar kazandırmıştır.


Fuar kapsamında bu yıl yapılan kültür sanat faaliyetleri dün yapılan etkinliklerle sona erdi.


Dileriz seneye daha güzel olur.




Nurettin Kurt ve İbrahim Balıkçı



Biri Hürriyet Gazetesi Muhabiri, diğeri Bartın&[#]8217;ın Sesi ve Meclisin Sesi Gazetelerinin Sahibi.


Biri Ankara&[#]8217;dan diğeri Bartın&[#]8217;dan ikisi de bu hafta içinde önemli haberlerin altına imza attı.


Nurettin Kurt soyadı gibi kurt bir gazeteci.


Deneyimli bir polis-adliye muhabiri.


Korkusuz bir meslektaşımız.


İbrahim Balıkçı da lafını dudaktan, gözünü budaktan sakınmayan, kimseden çekinmeyen, doğru bildiğinden şaşmayan bir arkadaşımız.


Bizim atladığımız için yazamadıklarımızı yazan, görmediklerimizi gören, duymadıklarımızı duyan bu arkadaşlar iyi ki varlar.


Bir şekilde birbirimizi tamamlıyoruz.


Meslektaşlarımızı kutluyor, her zaman her yerde her koşulda başarılı çalışmalar diliyoruz.