Medyanın sınırsız özgürlüğü yok.

Olamaz da…

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi medyanın özgürlüğünden kaynaklanan kusurlar, ancak yine medyanın özgür olmasıyla düzeltilebilir.

Yerel medya, demokrasinin kılcal damarlarını oluşturuyor.

Bu bağlamda; ne kadar taze, temiz kan giderse, dolaşım ne kadar sağlıklı olursa, kente, demokrasiye o oranda katkı sağlar.

Sağlıklı dolaşım için o özgürlük şart.

Medya güçtür.

O gücü oluşturan temel eksen, doğru bilgi ve güvendir.

İstikrardır.

Öyle olması gerekir.

Veya bugüne kadar öyle olmalıydı.

Ne kadar olduğu, ne kadar olmadığı tartışılır.

[*] [*] [*]

Zonguldak özelinde pek çok olay yaşanıyor.

Siyasetten bürokrasiye, sivil toplum kuruluşlarından üniversiteye her alanda olaylar devam ediyor.

Her olayda gruplar var.

Taraftarlar var.

Kimi zaman bilgi akışları sağlıklı olmayabiliyor.

Eksik olabiliyor.

Gazeteciler yanıltılabiliyor.

Kimi zaman duygular karışabiliyor.

Önyargılar bilginin önüne geçebiliyor.

Kasıt söz konusu olabiliyor.

Yine olacaktır.

Bireysel anlamda düzelmeler olsa da, camia olarak bu konularda sınıfta kalıyoruz.

Gazetecilik, Zonguldak ölçeğinde; biraz sonradan görmelerin mesleği, biraz kimlik bunalımı, biraz kimlik arayışı olarak kaldığı ve böyle algılandığı sürece bundan herkesten önce bu sektörde olanlar zarar görecek.

Ki öyle de oluyor.

[*] [*] [*]

Ancak tüm bu olumsuzluklar medyanın, yerel medyanın bu kent için önemini yok edemez.

Çünkü kent kör…

Kimisi sağıra yatıyor.

Kimisi görmezden geliyor.

Kimisi söylemiyor.

Tüm bu dengeler içinde asli sorumluluğunu yerine getirmeyen pek çok kişi veya kurum, önce gazetelerde, gazetecilerde kusur arar.

Onu yazmadın, bunu yazdın!

Bunu yazmadın, onu yazdın!

Karşılıklı bir memnuniyetsizlik içinde döner durur çember.

[*] [*] [*]

Kişisel polemikler bir tarafa...

Bu kentte yapılan hizmetleri görüyorsunuz.

Yapılmayanları da görüyorsunuz.

Genel anlamda bir memnuniyetsizlik her kesimde hakim.

Medya ve okur, kimi zaman olaylara politik körlük içinde bakmaya çalışsa da, kentin bir gerçeği var.

Kent olarak pek çok alanda sınıfta kalıyoruz.

Topu siyasetçilere atmakla, bir defa oy vermekle işlerin bittiğini zannediyoruz.

Yok böyle bir şey.

[*] [*] [*]

İşte her ne kadar yetersiz kalsa, tam da bu aşamada yerel medya devreye giriyor.

Olayları, hizmeti, yapılanları, yapılmayanları sorgulamaya çalışıyor.

Beğenirsiniz, beğenmezsiniz.

Yeterli gelir veya gelmez.

Ama yerel medya olmasa, emin olun bugün pek çok şey Ankara’nın umurunda değil.

Bugün gerek iktidar milletvekilleri, gerekse muhalefet partisi milletvekilleri medyanın ne yazdığını takip ediyor.

Belediye başkanları keza yine öyle…

Bürokratlar öyle…

Kimisi Allah korkusuyla görevlerinin başında…

Kimisi de medya korkusuyla güne başlıyor.

O beğenmediğiniz medya aslında çok iş yapıyor.

Pek çok sivil toplum kuruluşunun yapmadığını yapıyor.

Kent adına mücadele ediyor.

Pusula bunlardan biri.

[*] [*] [*]

Kısacası, medya da olmasa işler daha da kötü olacak bu kentte.

Belediye başkanları daha vurdumduymaz…

İdareciler daha keyfe keder…

Milletvekilleri daha rahat…

Kurumlar daha laçka…

Bunları çok net görebiliyoruz.

İstedik ki, siz de biraz görün.

Medyanın bu çabasına, en azından bu yönde çabası olanların yanında olun.

Medyanın arkasına saklanmayın.

Bu kadar korkak olmayın!

Bu nasıl domuzluk böyle?

Pek çoğumuz izlemişinizdir, Samsun’daki olayı.

Haber şöyle:

“Samsun’un Canik ilçesinde şehir merkezine inen bir yaban domuzu, vatandaşlar tarafından saatlerce kovalanıp taşlandıktan sonra yere yığılıp bitkin düşünce yakalandı.

İlçenin Teknepınar Mahallesi’ndeki ormanlık alanda avcıların kovaladığı yaban domuzu kent merkezine indi.

Gaziosmanpaşa Mahallesi’nde vatandaşlar tarafından boş bir arazideki çalılıklarda kıstırılan domuz, veteriner beklenirken çalılıklardan çıktı ve can havliyle kaçmaya başladı.

´Vatandaşların üzerine doğru gittiği´ öne sürülen domuz, bu sırada yakın mesafeden atılan irili ufaklı birçok taşın hedefi oldu.

Kimisi, ´Vurun lan, vurun lan´ diye bağırırken, kimisi de ´Yapmayın, yazıktır´ diyerek bu eziyeti durdurmaya çalışıyordu.

Saatlerce süren bu kovalamaca ve taşlamanın ardından bitkin düşen domuz yığılıp kaldı.

Bir vatandaşın getirdiği iple yaban domuzunun ağzı ve ayakları bağlandı ve hayvan belediye ekiplerine teslim edildi.”

Görüntüler, burada yazılanlardan daha vahim.

Domuzu sevmeyebilirsiniz.

Ancak onun da bir can taşıdığını unutan, onun da insan gibi canı yandığını unutan insanların o vahşice yaklaşımı aslında her şeyin özeti.

Kimse kusura bakmasın.

O domuzun kalbi de bir serçe yüreği kadar minik değil belki, ama taşıdığı korku aynı.

Lafa gelince, bir karıncayı bile incitmeyen ahali bunları nasıl başarıyor?

Bu çağda böyle domuzluk yapmanın ne anlamı var?