Eskiden postacı gelince heyecanlanırdık.
Ne geldiğini, içinden ne çıkacağını bekler, sabırsızlanırdık.
Şimdi postacılar ya fatura getiriyor, ya kredi kartı ödemesi.
Ama bazen güzel şeyler getirdikleri de oluyor.
Tıpkı eski günlerdeki gibi yani
Dün elden teslim edilen sarı zarfın içinden iki kitap çıktı.
İbrahim Akyürekten geliyordu paket.
İçinde Akyüreke ait iki kitap vardı.
Hayatımız Trafik
Hayatımız Zonguldak
Celal Uzundan kısa süre önce gelen sarı zarftan da iki kitap çıkmıştı.
Akyürekin zarfından da iki kitap birden çıkınca, yüzümüz güldü.
Son günlerin en anlamlı hediyesi
Kendisine ve emeklerine teşekkür ediyorum.
[*] [*] [*]
Kitabın ötesinde, kitapta kendimizi bulduk.
Güncelliği hiçbir zaman kaybolmayan bir yazımı alıntılayıp yorumlamış İbrahim Akyürek.
Sayın hayvanlara seslenmiş.
Sayın hayvanları anlamak üzerine bir yazıdiyerek başlamış ve devam etmiş.
[*] [*] [*]
Diyor ki:
Atilla Öksüz geçenlerde Pusula´daki köşesinde sert bir yazı yazdı.
Piknik yeri ve plaj gibi kamusal alanlarda bırakılan poşet, bez, izmarit gibi çöplerin sahiplerine, mangalcılara dokunarak,Sayın Hayvanlarbaşlığı altında içini döktü:
Türklük, Müslümanlık böyle bir şey mi?
Yarın yeniden buraya geleceklerini nasıl akıl edemezler?
Üstelik hepsi okumuş, görmüş geçirmiş, evinde titiz, bahçesinde çöp atmayan mahluklardedi.
Hepimizin içinden-dışından kızıp söylendiği noktalara dokundu.
Okurları, Atilla´nın gözlemlerine katılarak,anlamak mümkün değilbiçiminde şaşkınlıklarını bıraktı.
Ben bu durumlarda gayet sakinim. Nedenini sorarsanız, kızgınlığımı fırsata çevirip günümüzde olup bitenleri anlamlandıran kitaplara öncelik tanıyorum.
Daha yarısına gelmediğim, elimin altındakiYeni Bireycilikkitabıboşuna sinirlenmeyin, anlamak mümkündedirtiyor insana
Zaten sanat, bilim anlamak, sakinleşmek çabası değil mi?
Piknik ve plaj gibi yerler kamusal alan, toplumun karşılaştığı yerlerdiyorsanız, en başında Reagan´ın, Özal´ın ideolojik ve dönemsel eşiti; Erdoğan´ın tam gazla yolundan gittiği önceli, özelleştirmenin kraliçesi Margaret Thatcher´ınToplum diye bir şey yok, sadece bireyler ve aileler varünlü sözünü kitaba bakarak anımsamakta yarar var.
[*] [*] [*]
Bireyderseniz, kitabın yazarlarına görearzuların özelleştirilmiş bölgesioluyor.Piyasanın yaratıcı yıkımı, bireyianlık haz,yalıtılmış hazcılıkile tüketimin nesnesi yapıyor.
Yarın buraya geleceklerini nasıl akıl edemezler?diye sinirlenen Atilla´yı kitabın iki yazarı şöyle yanıtlıyor sanki:
Ne alırsam ben oyumdiye malzemeleri aldılar, plaja, pikniğe geldiler. Yediler, içtiler, tükettiler, daha sonrabütün bunlar çok aptal ve anlamsızdiye iç geçirerek kamusal alanı çöplüğe çevir ip terk ettiler.
[*] [*] [*]
Yolumun üzerindeki dükkânların camlarına bakarken mala, mülke, tüketime davet eden reklam afişlerindeki mutlu insan tipleri bir süredir beni tedirgin etmeye başlamıştı. Mutluluk ağızlarına kondurulmuştu sanki. Sonra sonra ağzın haz almanın tek önemli noktasına dönüştüğünü sezdim. Bunların aklı ağzında demeye başladım. Sinirlenmemek için reklam ve tüketimle ilgili kitaplara öncelik verdim Kitabın birinde sosyoloji eğitmeni makalesinde reklamlardaki bu suratlarakamusal yüzdendiğini belirtip kızgınlık, şaşkınlık gibi yedi ayrı temel yüz ifadesi arasında mutluluk ifadesi oranının yüzde 70 olduğunu açıklayınca gözlemci yanım adına sevindim.
[*] [*] [*]
Aslında Atilla´ya, şaşırmalarımıza en sağlam yanıtı kapitalizmin eleştirel gözlemcisi Marx veriyor. İnsanın kendi ürettiklerine bile yabancılaşmasına değinen felsefeci giderek malların insan, insanların mal özellikleriyle tanımlandığını vurgular.
Gazetelerdeki otomobil reklamları için atılan başlıklara, konan metinlere biraz dikkat edin, bu araçların insan özellikleriyle çekici kılındığını anlarsınız.
Akıllı telefonlar,akıllı çamaşır makineleri,akıllı evlerçoğalırken; insan aklının ağzında toplanmasına bakarak,Atilla haklı, mallaşıyoruzdersek sinirlenmiş olmayız, anlamış oluruz.
Bizi Greenpeace bile kurtaramaz!
Geçen hafta Türkiyeye gelen Greenpeace´in meşhur gemisiyle gelen eylemcilere teşekkür ediyorum.
9u Zonguldak sınırları içinde Türkiyede kurulmak istenen 70in üzerindeki kömür santralinin yaratacağı kirliliğe dikkat çekmek için Zonguldakı seçtiler.
Eylem amacına ulaştı.
Eylemciler Zonguldakın sesini duyurdu.
İyi de ne değişir?
Pek bir şey değiştirmez.
Bu anlayış devam ettiği sürece değişen bir şey olmaz.
Ülkeyi dışa bağımlılıktan kurtarmakadına yapıldığı ileri sürülen termik santral çılgınlığı hepimizi öldürüyor.
Ne yazık ki, Zonguldakı yönetenlerin kimi iktidarlara teslim olduğundan, kimi kentten bihaber yaşadıkları için, kimi de iş-ekmek kapısı umuduyla Zonguldak sınırlarına kurulmak istenen 9 termik santrale sessiz kalıyor.
Bir dal sigaranın zararına savaş açan zihniyetin koca termik santrallerin bacalarından çıkanları normal karşılaması, normal karşılanmasını istemesi, zararsız kabul etmesi, çevreye duyarlı ilan etmesi bu ülke insanını salak yerine koymaktan başka bir şey olamaz.
Avrupa ülkelerinin geride bıraktığı işleri biz yeni yeni yapıyoruz.
Bu kent, bu ülke o kadar duyarsız ki Greenpeace bile bizi kurtaramaz.
Bu yasak niye?
Greenpeace Akdeniz, Rainbow Warrior Türkiye turu kapsamında, kömürlü termik santrallerin sağlık etkileri konusunda Sağlık Bakanlığını harekete geçmeye çağıran yeni bir kampanya başlatmıştı.
Greenpeace´in meşhur gemisi Rainbow Warrior, dünkü eylemin ardından Zonguldak Limanına girecek, halkın ziyaretine açılacaktı.
Ama olmadı.
Greenpeace üyelerinden aldığımız bilgilere göre, Zonguldak Valiliği çok daha önceden yapılan izin talebine sıcak bakmadı.
Eylemin ardından gemi yeniden Karadenize doğru yol aldı.
Bir iki gün içerisinde başka bir noktada eylemlerini görebiliriz.
Greenpeace üyeleri zaten eylemini yapmış.
Rainbow Warriorun halkın ziyaretine açılmasının ne zararı olabilir ki.
Eğer Zonguldak Valiliğinin yasağı gerçekten doğruysa vay bu ülkenin haline!
Yapın beyler yapın!
Zaman zaman yıkılması gündeme gelen Zonguldak Valiliği hizmet binasıyla ilgili yeni bir düşünce gündemde Hazırlanan projeye göre, yeni Valilik binası Kadırga virajındaki eski Gümrük Müdürlüğü binası ile Çarşı Polis Merkezinin de bulunduğu alanı kapsayacak şekilde Zonguldak TSOnun bitişiğinde bulunan park alanında yapılacak.
Pusula, geçtiğimiz aylarda Zonguldak şehir merkezindeki Kadırgada bulunan Ticaret ve Sanayi Odasının yan tarafındaki park alanına İl Özel İdare tarafından yeni binanın yapılacağını duyurmuştu. Yeni planlamaya göre, Özel İdare binasının 12 kata çıkarılması, 7 katının da Valilik makamı ve resmi kurum müdürlüklerine ayrılması planlanıyor.
Kent merkezinde yeni bir kaos yaratacağı yönündeki eleştirilere rağmen binanın imar takası, Belediye Meclisinde oybirliğiyle kabul edilmişti. Binayla ilgili taslak proje, İl Özel İdare Genel Sekreteri Recep Demirtaş tarafından Vali Ali Kabana sunuldu. Vali Kabanın da bu düşünceye sıcak baktığı öğrenildi. Proje, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına götürülecek.
Zonguldakta söz ve yetki sahibi olanlar yıllardır kendilerinden öncekilerin kentin yerleşkesi üzerine yaptıkları ihanetleri konuştu.
Öncekiler, öncekileri
Dünküler, bir öncekileri
Bugünküler de, dünküleri
Hala da böyledir bu durum.
Buna en sıcak örnek, mevcut Valilik binasıdır.
Yıkılan tarihi İşçi Müdürlüğüdür.
Ve dün yapılan hataları bu kadar yerden yere vuranların bugün aynı hataları yapması anlaşılır gibi değil.
İşte son örnek
Konumu ve mimari yapısı sık sık eleştiri konusu olan mevcut Valilik binasının yıkılarak, yerine miting ve kutlamaların yapılabileceği birkent meydanıoluşturulması düşünülüyor.
Bunu anladık.
Ama başka bir durum var.
Yeni Valilik binası Kadırga virajındaki eski Gümrük Müdürlüğü binası ile Çarşı Polis Merkezinin de bulunduğu alanı kapsayacak şekilde Zonguldak TSOnun bitişiğinde bulunan park alanında yapılacak.
Yeni planlamaya göre, Özel İdare binasının 12 kata çıkarılması, 7 katının da Valilik makamı ve resmi kurum müdürlüklerine ayrılması planlanıyor.
Adama sorarlar:
Kadırgayı bilmeyenler hadi anlayamaz. Yahu madem o soğan cücüğü kadar alana Özel İdare ve Valilik binası yapacaksın, ne diye hazır yerinden oluyorsun?
Bu hastalık, aynı hastalık!
Hizmet yapamıyorsan, bina yap!
Kenti büyütemiyorsan, binaları büyüt!
Çözüm bulmuyorsan, sorunları büyüt!
Yapın beyler yapın!
Az bile yapıyorsunuz!