TTK Makine İkmal Daire Başkanlığı´nda keyfi ve kuruma zarara uğratacak uygulamalar olduğunu bir süredir yazıyorum.


Kurumdan aylardır bu iddiaların doğru olmadığını söyleyen tek bir açıklama gelmedi.


Oysa biliyoruz ki birkaç kişi diken üzerinde.


"Şu yazıların arkası kesilse de bir nefes alsak" diye kıvranıp püfür püfür sigara içenler oluyor.


Vali Erdal Ata´nın da duyarlılığı sonucu konuyla ilgili bir soruşturma ve geriye dönük bir inceleme başlatıldığını öğrendim.


Gündeme getirdiğimiz iddiaları ´çerez´ olarak nitelendirenler var.


İddiaların ardı arkası kesilmiyor.


TTK´nın müfettişleri 8-9 ay önce olduğu gibi iddiaları inceleyecekler.


Kamuoyunu ne kadar bilgilendirecekler göreceğiz.


Şahsen ben bağımsız bir denetim kurumu tarafından denetlenmesinden yanayım.


TTK´nın kendi içinde döndürülen dolaplarla ilgili TTK´nın müfettişlerinin ne kadar sağlıklı denetim yapacağı konusunda endişelerim var.


Bu yüzden bağımsız denetim şart.


TTK´da birçok alanda keyfi uygulamanın sürdüğü aşikar.


Yani bireysel insiyatiflerin kurumun ne kadar yararına kullanıldığının sıkı gözden geçirilmesi gerekiyor.


Saltanat bitmeli.


TTK Genel Müdürü Rıfat Dağdelen´in bu konularda baştan beri reform yapması gerektiğini düşünüyordum.


Ama olmadı.


Sayın Dağdelen tüm iyi niyetine karşı bu reformu yapamadı.


Mesela TTK Satınalma Daire Başkanlığı´nın yapması gereken işleri neden Makine İkmal Daire Başkanlığı yapıyor?


Sözleşme yapılan firmalarla iş ve arkadaşlık ilişkilerini birbirine karıştıranlar kimler.


Temiz toplum, şeffaf yönetim adına sıkı bir inceleme için bağımsız denetim şart.



Bu iş karakolda biter!


Şafak Gazetesi´nden Ali Cinal´ın İl Genel Meclis Başkanı İsmail Terzi ve Amelebirliği Başkanı Muzaffer Kalaycıoğlu ile yaptığı söyleşide birbirlerine söylediklerini sıkılarak okudum. Bu nedir böyle?


Bunların yaptığı kavgayı iki kedi 3 gram ciğer için yapmaz.


Üstelik birbirleriyle o kadar çok ortak yanları var ki bu ismin.


Yani kendi söküklerini kendileri dikmeleri gerekiyor önce.


Bu iş karakolda biter.



Mine Özcan...


Sıcak, içten, açık sözlü, titiz bir işletmeci ve üretken biriydi.


Bir çok erkekten daha erkekti.


Çok defa fotoğraflarını çekmiştim.


Uzun zamandır görüşemedik.


Ölüm haberi hepimizi üzdü.


Çaresizdik.


Eşi Atay Bey´e ve sevenlerinin acılarını paylaşıyoruz.


Mekanı cennet olsun.



Siyasetçi mi sorumsuz, yoksa vatandaş mı?


Her yerde benzer konuşmalar vardır.


Siyasetçiler şöyle, siyasetçiler böyle.


En çok Milletvekillerinin kulakları çınlatılıyor.


Özetle şöyle,


Köksal Toptan TBMM Başkanı&[#]8217;yken şunu yapmadı, Polat Türkmen herkesi idare ediyor, Fazlı Erdoğan kendi işlerini takipçisi, Ali İhsan Köktürk kendine vitrin yapıyor, Ali Koçal idare ediyor."


Halk hep haklı.


Sivil Toplum örgütlerinin önderleri hep haklı.


Basın hep haklı.


Yahu yok böyle bir şey!


Bizim millet siyasetçiyi meclise gönderdikten sonra her işin kendi doğal çerçevesi içinde yapılmasını ister.


Ama olmuyor.


Bireysel istekler hep öne çıkıyor.


Ama toplumsal istekler konusunda maşallah pek kimsenin sesinin çıktığı yok.


"Böyle halka böyle milletvekilleri" diyor tarafsız analistler.


Biz buyuz.


Ya ideolojik kavşaklardan sapıp yolumuzu kaybediyoruz, ya bireysel bonusların peşine takılıyoruz.


Halkın sadece arkadan konuştuğu, sivil toplum örgütlerinin iyi ilişkiler adına sesini çıkarmadığı yerde vekillerden daha fazla ne bekleyebilirsiniz ki?


Yıllardır böyle.


Kentsel konularda bazı şeyler çözümlenemiyorsa bunun vebali siyasetçinin değil halkındır.


Yerel yönetimlerindir.


Kurumlardan maaş alırken sivil toplum örgütlerinin başına geçenlerindir.


Ben öyle düşünüyorum.


Sanırım bu konuda da azınlık tarafındayım.