Bizde devlet sosyal tesis adı altında lokantacılık ve otelcilik yapıyor.
Bunlar bizim gibi ekonomisi düzgün olmayan ülkeler için lüks.
Böyle tesislerin getirisinden çok götürüsü oluyor. Yani zarardan başka bir şey değil. Hatırlarsanız bu durumun farkında olan hükümet iş başına gelir gelmez milletvekili lojmanlarını satışa çıkarmıştı.
Tabi milletvekili lojmanlarıyla iş bitmiyor. Bir adım atıldı ama gerisi gelmedi.
Memlekette satılması gereken çok lojman, misafirhane, yatakhane ve yemekhane var.
Öyle şaşaalı, saray yavrusu, malikane tarzı Vali Konaklarımız da var ki Valilerimiz bunların içinde kayboluyorlar.
Bazı yerlerde Valiler lojmanlarını (yani konutlarını, bir başka deyişle Vali Konaklarını) satışa çıkardılar. Van da böyle bir satış oldu diye biliyorum.
Bizim Valimiz de Aladağ mevkiindeki konağı, gelirini eğitim yararına kullanmak üzere satmak istemişti ama olmadı.
Galiba konağın imar konusunda birtakım problemleri var.
Savurganlıkta, hesapsız kitapsız iş yapmakta üstümüze yok.
Bartın&8217;daki yanlış yatırımlardan birisi de budur.
Ben bu yanlışlığı ilk kez şimdi söylemiyorum.
Henüz inşaat aşamasında bu bina önce &8220;Saray yavrusu Vali konağı&8221; diye Milliyet&8217;e, inşaat bittikten sonra da Sabah Gazetesine benim imzamla haber olmuştu.
Bartın&8217;da 1997-2002 yılları arasında görev yapan dönemin Valisi Fatih Eryılmaz, ilk günlerinde yaptığı açıklamada, binayı gereksiz bularak &8220;Bu yatırımı bitirmek gibi önceliğimiz olamaz. Yapacak daha önemli projelerimiz var&8221; demişti ama buna rağmen bu bina o dönemde tamamlanmış ve ilk oturan Vali Sayın Eryılmaz olmuştu.
Asma&8217;daki Vali Konağının sanki suyu çıkmıştı.
Bir de makam aracı konusu var ki o da ayrı bir dert.
Bazı kurumlarda bir müdürün iki-üç tane makam aracı var.
Gidin bakın Ankara&8217;ya. Genel Müdürlükler, Daire Başkanlıkları makam aracı cenneti gibi.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bu konuda maşallahı var.
Belediyelerde öyle. Öyle Belediye Başkanları var ki makam aracının birinden inip diğerine biniyor, bazıları gömlek değiştirir gibi araç değiştiriyor.
Lüzumsuz yere alınan araçlar kurum ve kuruluşlara yük oluyor, giderleri artırıyor, daha çok hizmet yapılmasına engel oluyor.
Bazı kurum ve kuruluşlarda Müdür Yardımcılarının ve Şube Müdürlerinin bile makam aracı var. Bazı belediyelerde Belediye Başkan Yardımcıları ve Belediye Birim Amirlerinin altına makam aracı çekiyor.
Bartın Belediyesine geçenlerde yeni araçlar alındı.
Bu araçlardan biri iş makinesi, diğeri ilaçlama aracı, bir diğeri de binek aracı idi.
İş makinesi ile ilaçlama aracına bir şey diyemeyiz ama 33 bin TL&8217;ye alınan yeni bir binek aracına ne kadar ihtiyaç vardı bu tartışılır.
Belediyelere en çok iş makinesi lazım oluyor. Bana göre araç gereç konusunda para sadece iş makinelerine ve itfaiye ile ambulans gibi hayati önemi bulunan araçlara harcanmalı.
Belediye Başkan Yardımcılarının altına makam aracı vermek de gereksiz.
Bir yere mi gideceksiniz, belediyede onlarca resmi araç var, çağırır birini gidersiniz.
Hem laf başına geldi mi belediyelerin durumları belli, güç koşullarda hizmet veriliyor demiyor muyuz?
Belediyeler isterlerse kendi yağlarıyla kavrulabilirler, hükümete muhtaç olmadan ayakta durabilir, kendi işlerini kendileri görebilirler.
Tabi bunun için tasarruf yapılması, personel ve araç gereç fazlalığı varsa bunların azaltılması, giderlerin kısılması gerekiyor.
Kulakları çınlasın, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinin renkli siması bağımsız belediye başkan adayı Rıfat Tekerlek &8220;seçilirsem işe bisikletle gideceğim&8221; demişti.
Adam makam aracım bisiklet olacak diyor.
Bizde böyle vaatler değil iş sözleri ve başka talepler dikkate alındığı için Tekerlek&8217;in sözleri oy getirmemişti.
Bakın Avrupa&8217;nın birçok ülkesine Belediye Başkanları, Valiler, hatta bakanlar işe toplu taşıma araçları ya da bisikletle gidip geliyorlar.
Onlardan tuzumuz daha mı kuru?
Bizde bırakın bisikleti ya da toplu taşıma aracını her sene makam aracı yenileniyor, bir aracın yanına iki-üç araç daha ekleniyor.
Ayranımız yok içmeye tahterevalli ile gidiyoruz bilmem ne yapmaya.
Yanlış mı söylüyorum?
Nankörlük ve vefasızlık üzerine&8230;
Milletvekilimiz Yalçınkaya&8217;nın Belediye Başkanlığı döneminde yaşanan bir olayı hatırladım.
Bir gazete ile deyim yerindeyse adeta kanlı bıçaklı olan Yalçınkaya, haftada bir ya da ayda bir basın toplantısı düzenliyor, bu gazeteyi yerden yere vuruyor, mahkemeden tekzip üzerine tekzip alıyor, kendisine savaş açan bu gazeteye yolluyordu.
İş o hale gelmişti ki bir dönem gazetenin her sayısında mutlaka çarşaf gibi bir tekzip oluyordu.
Gazetenin her sayında tekzip ve Yalçınkaya aleyhinde haber vardı.
O zaman yapılan festivaller, havai fişeklerden dolayı &8220;belediyenin paraları havaya atılıyor&8221; diye eleştiriliyor, festivallerden panayır diye söz ediliyordu.
Havai fişekler bugün yapılan festivallerde de patlatılıyor ama artık belediyenin parası havaya atılıyor denmiyor ve festivallerden artık övgülerle söz ediliyor.
Festivaller mi değişti insanlar mı?
İkisi de değişmedi. Sadece köprülerin altından çok sular aktı.
Ve eski camlar bardak oldu. Yalçınkaya işte bu festivallerden birinde bir etkinlik sırasında, gözünün önünde, mahiyetinde çalışan bir kişiyi, akrabasının limandaki bir işinden dolayı kendisiyle kavga eden bu gazetenin sahibiyle can ciğer kuzu sarması gibi samimi bir şekilde gülüp kaynaşırken görünce çok kızmıştı.
Yalçınkaya&8217;nın kızgınlığı da kızgınlıktır.
Bu şahsa &8220;ekmek verdiğimiz adamlar bize ihanet ediyor&8221; diye bağırıp çağırmıştı.
Bu şahıs ne yazık ki böyle biriydi.
Ben de yıllar sonra anlamıştım.
Memleketimden gazetecilik manzaraları (XVIII)
Bizim manzaralar sadece Bartın&8217;dan değil Zonguldak&8217;tan da dikkat çekiyor.
Dolayısıyla Bartın&8217;da gazeteciliğin ne halde olduğunu Zonguldaklılar da görmüş oluyor.
Bayram Tomakin&8217;in yazısını pazartesi günkü sayımızda paylaşmıştık.
Tomakin&8217;e çarpıcı değerlendirmelerinden dolayı teşekkür ediyoruz.
Gazetelerimizin resmi ilana ve haberciliğe verdikleri önem ortada.
Hayal aleminde yaşayanlar yaptıkları yanlışları görmeyip değişik görüntüler vermeye çalışıyorlar.
Bunlar üç beş kişiyi yanıltsalar kârdır. Zaten bu mantıkla hareket ediyorlar.
Mevkutelerimizde son zamanlarda bir derleme haber modası var.
Bazıları bir konuda ya da dernekte veya partide son birkaç ayda meydana gelen gelişmeleri derleyip ortaya bir haber çıkarıyorlar, değişik zamanlarda yayınlanmış üç-beş ayrı haberi bir araya getirip tek habere dönüştürüyor, &8220;abra kadabra&8221; yaparak bir sayfa kapatıyorlar.
Yani daha önce yapılmış haberleri tekrar ediyorlar.
Eski açıklamaları, faaliyetleri temcit pilavı gibi ısıtıp-ısıtıp okurlarının önüne koyuyorlar.
Habersiz kalanların buldukları son formül bu.
Bir de kocaman fotoğrafın içine birkaç cümle yazı, iki haberle sayfa kapatıyorlar.
Şişirmenin daniskası. Tam bir dizgi faciası.
Bu da ayrı bir habersizlik göstergesi. Kocaman fotoğraf konulur ama o fotoğraf çok özel ve ilginç bir resim olur.
Her sakallı nasıl dedeniz değilse her fotoğrafı da öyle kafanıza göre büyük kullanamazsınız.
Gazeteciliği sayfayı bir an önce kapatıp günü kurtarmak için yaparsınız böyle olur.
Bırakın bu şişirmeleri de gazetecilik yapın.