Kimi yazsak, işin kolayını bulmuş:

"Para istedi. Vermedim, o yüzden yazıyor."

Peki, adama sormazlar mı o zaman?

"Madem haklısın, niye toplattın raflardaki ürünleri!"

Tabi ki bu, bazı beceriksiz ve kıskanç meslektaşlarımızın bizimle ilgili oluşturmaya çalıştığı algıdan kaynaklanıyor. Bizim için hiç sorun değil. Haberimizi yapar, geçeriz.

"İftira, şantaj" diyene bak!

"Annem hasta, ameliyat olacak, ayağı kesilecek" diye reklam isteyen, vermeyenleri auta çıkartan, FETÖ'cülükle suçlayan birinin bizi eleştirmesi akıl karı iş mi?

Giremediği tüm kapılardan bizi sorumlu tutuyor!

Okunan bir yayının yok! Tıklanan bir siten yok!

Konuşmayı bilmiyorsun, dinlediğini anlamıyorsun!

Bizi "belden aşağı yazıyor" dile eleştirip, belden aşağıya yazılarla susturmaya çalışan zavallı! Sende ne gezer o seviye! Sen çukur bile değilsin!

"Yok birbirimizden farkımız, hepimiz Osmanlı Bankasıyız" desem, Osmanlı'ya ayıp olacak!

İşin en acı tarafı, bütün bu yaptıklarını beş vakit secdeye gitmene rağmen yapıyor olmandır!

Kendini ifade edemeyen bu iletişim özürlüye sazlı/sözlü bir final yapalım.

Güftesi Vecdi Bingöl'e, bestesi Sadettin Kaynak'a ait, "Leyla bir özge candır, kara gözlü ceylandır" eser uyar değil mi?

Leyla bir özge candır

Kara gözlü ceylandır

Doyulmaz hüsn-ü andır

Kanılmaz bir içim su

Leyla, Leyla ah Leyla

Dillerde söylenen o

Yollarda gözlenen o

Yürekten özlenen o

Her gönülde o arzu

Leyla, Leyla ah Leyla

Aşıklar levend olsa

Sevdalar kemend olsa

Birbirine kemend olsa

Ele geçmez o ahu

Leyla, Leyla ah Leyla

Kıssadan Hisse: Korku 15 santimden daha derin değildir

Geceleyin yürümekte olan bir adamın ayağı kaymış ve kayadan düşmüş. Orada çok derin bir uçurum olduğunu bilen adam, yüzlerce metre düşmekten korktuğu için, kayanın üzerinde olan bir dala tutunmuş. Gecenin karanlığında dipsiz uçurumdan başka hiçbir şey göremiyormuş. Bağırmış, sadece kendi sesi yankılanmış; onu duyacak kimse yokmuş.

Adamın bütün bir gece boyunca nasıl bir işkence yaşadığını tahmin edebilirsin. Her an ölümün soluğunu hissetmiş, elleri soğuyormuş, gücünü kaybediyormuş... Gün ağarırken aşağıya bakıp gülmüş; uçurum falan yokmuş! Sadece on beş santim aşağıda bir kaya varmış. Bütün gece orada uyuyabilir, rahatça dinlenebilirmiş -kaya o kadar büyükmüş- ama bütün gecesi bir kabusa dönüşmüş.

Hisse: Korku on beş santimden daha derin değil. O dala tutunup hayatını bir kabusa çevirme ya da dalı bırakıp ayaklarının üzerinde durma arasındaki tercih tamamen sana kalmış. Korkacak bir şey yok!

Günün Sözü:

"Yaşam; asla hastalık, rahatsızlık, kaza ya da acı getirmez. Bunları getiren, kendi olumsuz ve yıkıcı düşüncelerimizle kendi başımıza biz getiririz. Ne ekersen, onu biçersin."

Joseph Murphy