&[#]8220;Zonguldak ile Bartın birleşsin, büyükşehir olsun&[#]8221; dendiğinde, insanın yüreğinde ayrı bir heyecan oluyor.
Ama bu fikre karşı çıkanlar da oluyor elbette.
Çünkü hayatın gerçeği bu: Küçük olsun, benim olsun.
Bartın ve Karabük ayrılırken de, sessiz kalındı, bu bölünmeye.
Zonguldak&[#]8217;ta da &[#]8220;küçük olsun, benim olsun&[#]8221; denildi.
Siyaseten de daha kolay olurdu kontrol.
TTK eldeydi, Erdemir eldeydi ve bu yeterdi.
Ama Erdemir özelleşince, TTK&[#]8217;da işçi sayısı 10 bine düşünce, kazın ayağının öyle olmadığı görüldü.
Üstelik şehirler fabrika gibi bir üniteyi kapatıp küçülemiyor, bir-iki ünite açılarak büyüyemiyor.
Toplumsal gerçekler, siyaset tokat gibi çarpıyor insanın yüzüne.
Bir şehri fiziki olarak büyütmenin yolu &[#]8220;birleşme&[#]8221;den geçiyor.
Ekonomik olarak büyütmenin yolu da yatırımdan geçiyor.
Ekonomik gücü ele geçirebilmek için de &[#]8220;güç birliği&[#]8221;ne ihtiyaç var.
Zonguldak ve Bartın bunu başarmalı.
&[#]8220;Büyük Zonguldak&[#]8221; ve &[#]8220;Büyük Bartın&[#]8221; yeniden ayağa kalkmalı.
Merkezin neresinin olduğunun da çok önemi yok.
Bir orta yol, bir orta yer bulunur nasıl olsa.
Kıssadan Hisse: Teyze!
Hastane tıklım tıklımdır. Yaşlı kadın içeri girer. Doktor hanım, teyzeyi muayene eder; fakat hastalığından emin olamaz. Kadına dönüp, "Teyze şu şu tahlilleri yaptır gel!" der.
Yaşlı kadın başını öne eğer. Doktor, yaşlı kadının duymadığını düşünerek, tekrar söyler. Yaşlı kadın, başını yerden kaldırarak, ağlamaya hazır gözlerle, "Kızım, benim köye dönecek param yok, tahlilleri nasıl yaptırayım?" der.
Doktorun yapacak bir sürü işi olmasına rağmen, bırakır işini, tutar teyzenin elinden, koridor koridor dolaştırıp tahlilleri yaptırır. Tahlillerin sonucunda doktor hastalığı belirler, gerekli ilaçları da alıp teyzeye verir. Yaşlı kadın tam odadan çıkacakken, doktor hanımın aklına, "yol parası" gelir ve teyzeye köye gitmesine hayli hayli yetecek para uzatır. Yaşlı kadın önce almak istemese de, daha sonra &[#]8220;mecburiyetten&[#]8221; parayı alır. Sonra, "Allah senden razı olsun kızım. &[#]8216;Köye nasıl döneceğim?&[#]8217; diye kara kara düşünüyordum, çok sağ ol" diyerek odadan çıkar.
Aradan bir saat kadar bir süre geçer. Doktor bakar ki, yaşlı teyze kan ter içinde, kalabalığı yarmış, oflaya puflaya geliyor. Doktor şaşırmış bir halde, "Herhalde giderken bir şey unuttu" diye düşünerek, "Ne oldu teyze?" diye sorar.
Teyzenin yüzünde kocaman bir gülümseme vardır bu sefer:
"Kızım, ben anayola çıkınca, bir köylüme rastladım. Meğer o, minibüsle zaten köye dönüyormuş. Beni köye o götürecek; sen al paranı!.."
Günün Fıkrası: Cebimde&[#]8230;
Ayakları çok fena kokardı. Bir gün, bir arkadaşına birlikte tiyatroya gitmelerini teklif etti.
&[#]8220;Hay hay&[#]8230; Ama eve git, ayaklarını yıka ve temiz bir çorap giy. Söz mü?&[#]8221; dedi arkadaşı.
Tiyatroya gittiler. Yerlerine oturdular. Aradan beş-on dakika geçmeden etrafındakiler mendillerini burunlarına götürmeye başladı.
&[#]8220;Hani söz vermiştin.&[#]8221;
&[#]8220;Vallahi de, billahi de değiştirdim. &[#]8216;İnanmazsın&[#]8217; diye kirlileri de cebime koydum. Nah!&[#]8221;
Günün Sözü:
Bazı insanlar, ev köpekleri gibi, yamandıkları kapıdan ayrılmazlar.
DOSTOYEVSKİ