Bizim zamanımızda önce haber peşinde koşulur, muhabirlikte pişilir, gazetecilikte deneyim ve tecrübe kazanılır sonra köşe yazısı yazılırdı.


Bu süreçten sonra köşe yazarı olunurdu.


Bu, gazeteciliğe başladıktan sonra aradan en az 10 sene geçmesi demektir.


Yaygın basında bu süre (özel yetenekleri olanlar hariç) daha uzundur.


Biz böyle gördük, mesleği böyle öğrendik, bu aşamaya öyle geldik.


Şimdikiler öyle değil.


Yeni nesil gazete çalışanlarının çoğu muhabirliği öğrenmeden köşe yazısı yazmayı merak ediyor.


Bunlar köşe yazarlığını çok büyük bir şey sanıyorlar ve gazeteciyi köşe yazınca terfi etmiş, yükselmiş, önemli bir yere gelmiş sayıyorlar herhalde.


Yok böyle bir şey. Mesleğe adım atar atmaz daha doğru düzgün iki haber yazmadan köşe yazısı yazmak isteyenleri çok gördüm.


Yerel basında yazarlık ve gazetecilik için gereken ölçü ve kriterlere dikkat edilmediği için ortalık köşe yazarından geçilmiyor.


Öyle ki sokakta bunlardan birine çarpmamak için çok dikkatli yürüyorum.


Sonra iş o hale geliyor ki köşeler, konuşurken iki lafı bir araya getiremeyen, yazdığı haberden bir şey anlaşılmayan, gazeteciliği bilmeyen kişilerin yazılarıyla doluyor.


İşte köşe yazarlığının son yıllarda ayağa düşmesinin nedenlerinden biri de budur.


Köşe yazarlığı yapmak için meslekte pişmeye, yetenekli, bilgili, kültürlü, deneyimli ve tecrübeli olmaya gerek kalmamış zaten.


Bu dediklerim eskidenmiş.


Biliyorsunuz artık internet var ve gazetecilik bu sayede çok kolaylaştı.


İnternete giriyorsunuz, elinizin altında istemediğiniz kadar bilgi, haber, köşe yazısı, hikaye, roman, masal buluyorsunuz.


Bazıları bu yöntemi kullanarak köşe yazısı yazıyor, köşe yazarı oluyor.


Bunu alışkanlık haline getirenler, başkalarının yazdığı yazılardan alıntı yapıp, orasını burasını değiştirip bazı yerlerini çıkarıp bazı yerlerini aynen kullananlar var.


Bunlar yazı yazdıklarını zannediyorlar, kendilerini kandırıyorlar.


Bartın&[#]8217;da böyle örnekler var. Bunları tespit ediyorum.


Kim hangi yazıyı nereden kopyalamış, hangi yazardan alıntı yapmış küçük bir araştırmayla hemen buluyorum.


Zaten gazetecilerin çoğunu tanıyorum, hangi gazetecinin neyi nasıl yazabileceğini biliyorum.


Gazeteci ayrıca kendisini üslubundan da çok kolay ele verir.


Saygılar da sınıfsallaştı biliyorsunuz.


Başka sınıfsallaşan şeyler de var.


Mesela delikanlılık. Bu konuyla ilgili bir yazının izlerini de internette bir kişinin &[#]8220;Turuncu düşünce&[#]8221; rumuzuyla kaleme aldığı yazının içinde buldum.


Bir de yaklaşan referandum dolayısıyla &[#]8216;Evet hayır&[#]8217; konusu var.


Bu konudaki bir yazının da Akdeniz Haberci&[#]8217;de aynı konuda kaleme alınan bir yazıya çok benzediğini gördüm.


Bülent Arınç&[#]8217;la ilgili yazıya da Boyabat Gazetesi&[#]8217;nde rastladım.


Daha böyle çok örnek olduğunu tahmin ediyorum.


Eşeledikçe şeyi çıkıyor.


Benim merak ettiğim bunlara çevresinde bulunan zat-ı muhteremler &[#]8220;aferin başkalarına ait yazılardan alıntı yaparak kendi yazınmış gibi kullanıyorsun, iyi yapıyorsun, devam et mi&[#]8221; diyorlar acaba?


Alıntıya devam ettiklerine göre demek ki böyle diyorlar.


Böyleleri bana göre mesleki anlamda bitmiş, tükenmiş demektir.


Mesleğimiz adına üzülüyorum, utanç duyuyorum.


Yazık günah.


Bir de spor sayfasında genel yazı yazmak gibi komik bir durum var.


Bu yapılan eski köye yeni adet getirmek gibi bir şey.


Siz hiç Rıdvan Dilmen&[#]8217;in ya da başka bir spor yazarının siyasetle ve genel konularla ilgili yazı yazdığını gördünüz mü?


Benim bildiğim genel gazetecilik kuralı gereği genel konular gazetenin spor sayfasının dışındaki sayfalarda yazılır.


Spor sayfasında spor yazılır.


Bu örnek de ayrı bir gazetecilik faciası.


Bir de canları istedikleri zaman yazanlar var.


Buna aslında konu bulduklarında demek daha doğru olur.


Oysa köşe yazarlarının yazı günleri bellidir.


Bazıları her gün yazar, bazıları haftanın 4 veya 5 günü.


Bazıları da benim gibi gün aşırı.


Okurlarınız yazınızın ne zaman çıkacağını bilecek, ona göre sizi takip edecek.


Kafanıza göre yazarsanız olmaz.


Benden size tavsiye; Kendinize gün ya da günler belirleyin, ona göre yazın.


Bir de bizde öyle örnekler var ki adam genelde kendisiyle ilgili, çıkarını ilgilendiren bir konu olduğunda yazıyor.


Bu da köşe yazarlığı değil ki.


Köşe yazarları yerelde iseler yöresinin, genelde iseler ülkesinin sorunları üzerine yorum yapacak, fikir üretecek, çözüm önerisinde bulunacak, eksikleri, hataları, yalanları, yanlışları yazacak, kamu yararına, toplum menfaatine, memleket meselelerine kafa yoracak.


Bunun başka bir izah tarzı yok.


Bilmem anlatabildim mi?





Çağrılar cevap bekliyor



Herkesi kendisi gibi bilen, nalıncı keseri gibi kendisine yontan birileri halen daha (ağızlarının paylarını verdiğim halde) Pusula&[#]8217;yı Hema ile ilişkilendirerek kamuoyunu yanıltmaya çalışma gayreti içinde.


Ben bunlar konuştukça Hema&[#]8217;ya çağrı yapmaya devam edeceğim.


Tekrar söylüyorum: Bizde ne kadar Hema haberi yayınlanıyorsa diğerlerinde de o kadar yayınlanıyor.


Buradan Hema&[#]8217;ya daha önce &[#]8220;hangi gazeteye ne kadar ödeme yaptıysanız belgeleriyle (faturalarıyla) birlikte açıklayın&[#]8221; diye bir çağrı yapmıştım.


Bu çağrımı bir kez daha yineliyorum.


Hangi basın ve medya kuruluşu şirkete ne fatura kesmişse, şirket tarafından hangi gazeteye ne kadar ödeme yapılmışsa lütfen açıklasınlar.


Hatırlarsanız bir çağrıda benim eski çırağa yapmıştım.


Onu da tekrar ediyorum:


Kimmiş beni senin mevkutenden kovan hadi söyle bakalım çocuk.




Zonguldak örneği



Amasra&[#]8217;ya ve Bartın&[#]8217;ın her hangi bir köşesine yapılmasına şiddetle karşı çıktığımız termik santralı ikide bir Filyos&[#]8217;a gönderiyoruz ya bu konuda yanlış yaptığımızı savunan ve &[#]8220;Bartınlının canı can da Filyoslunun ki patlıcan mı?&[#]8221; başlığını taşıyan yazıma okurlardan gelen yorumlara &[#]8220;okur görüşleri&[#]8221; başlığı altında yer verdiğim yazıma gelen yorum dikkat çekici.


Zonguldak&[#]8217;tan Necdet Özsaygın, bakın termik santral konusunda ne diyor:


&[#]8220;Sevgili Arif arkadaş; Santralle ilgili Bartın ve Amasra halkının söz konusu santral yapıldığında nelerle karşılaşacağı konusunda bir fikir edinmeleri için, şu anda bir ünitesi faaliyete geçirilmiş olan Eren Holdingin Çatalağzı&[#]8217;nda yaptığı termik santralin bacasından çıkan dumanı ve külü görmelerini arzu ederdim. Sözde akışkan yataklı son teknoloji ile yapıldığını söylüyorlar. Ancak, işin aslını görünce ne olduğunu öğreniyorsunuz. Esen kalın&[#]8221;


Hema yapacağı santral için ısrarla zararsız ve çevre dostu diyor.


Sayın Özsaygın&[#]8217;ın yorumu esen kalabilmeniz biraz zor görünüyor diyor.


Bakalım bu işin sonu nereye varacak.