Bir taraftan iktidarın toplumu kutuplaştırma ve ötekileştirme çabaları, diğer yandan iktidar karşıtı olanların farklı gerekçelerle toplumu kamplaştırma ve ötekileştirme çabaları…

Öyle şeyler oluyor ki; kimi kitleler, siyasiler, aktörler bilerek veya bilmeyerek ötekileştirme politikalarına, anarşiye, teröre hizmet ediyor.

Kimine göre, bunların altında başkanlık sistemini getirmek isteyenler var.

Kimilerine göre, emperyalist güçlerin Türkiye üzerinde oynadığı oyunun taşeronları var.

Ve bir taraftan iktidar, diğer taraftan HDP-PKK cephesi, insanları kendi cephelerinden bakmaya zorluyor.

Tehdit ediyor.

Olan da, her zamanki gibi masum insanlara oluyor.

[*] [*] [*] [*]

Ve bazen aslında ne anlatmak isteseniz de, anlaşılmak istenmediğinizde yapacak fazla bir şey kalmıyor.

Düne kadar söylediğinin tam tersini yapan iktidarın, orantısız güce sessiz kalması ne kadar yanlış ise, PKK’nın masum insanları öldürmesine, HDP’nin tehditlerine tepkisiz kalmak, sırf iktidar karşıtı olabilmek adına olaylara tek taraflı bakmaya çalışmak şiddete, kaosa hizmet etmekten başka bir şey değildir.

[*] [*] [*] [*]

Bunu, bugüne kadar anlayamamış, anlamamak için kendisini zorlayan kesimlerin anlamasını bekleyemezsiniz.

Bir taraftan Beyazıt Öztürk’ün programında söylenenlere ve Beyazıt Öztürk’e yönelik linç kampanyaları devam ederken, diğer yandan “barış” adına barışa dinamit koymaya çalışılıyor.

İnsan, “Önce insan olun… Biraz insan olun” diye haykırmak istiyor.

Kamuoyunda devam eden algı operasyonları yarışı, ne yazık ki, toplumu zehirlemeye devam ediyor.

[*] [*] [*] [*]

İnsanlar politik olarak nereye kendilerini yakın hissediyorsa, onlar gibi bakmak için zorluyor.

Ülkeyi Suriyelileştirme çabasında olan ne çok insan varmış meğer.

[*] [*] [*] [*]

İşte onların son örneği…

Dün çok konuşuldu, Sedat Peker’in söylemleri…

Özellikle de bir cümlesi çok tartışıldı.

Sözde akademisyen gruba sesleniyor ve diyor ki Sedat Peker, açıklamasının son bölümünde:

“Eğer ki benim fikrimi sorarsanız; kendi can sağlığınız için siz bu devleti batırmaya uğraşmayın.

Şu an dahi hayatta olabilmenizin tek sebebi, devletin var olması ve ayakta durmasıdır.

Yukarıdaki satırlarda söylediğim gibi teröristler, onların destekçileri sizler ve yabancı ülke istihbaratları kısacası hepiniz, hedefinize ulaşıp devleti işlemez hale getirirseniz, şunu iyi bilin ki; bu vatanın evlatlarından asla merhamet görmeyeceksiniz.

Tekrardan söylüyorum; Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız!!!”
[*] [*] [*] [*]
Sedat Peker’in de herkes gibi görüş beyan etme hakkı elbette var.
Ancak, “Ben eskiden beri Başkanlık sistemini destekliyorum” diyen ve iktidara yakınlığı ile bilinen Peker’in, “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız!!!” sözleri ne demek?
Nedir bu ülkeyi 80 öncesine götürme hevesi?
Heyecanı?
[*] [*] [*] [*]

Akademisyenlere veya farklı gruplara seslenen, azarlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve iktidarın çıkıp Sedat Peker’e de iki çift laf edebilmesi gerekir.

Ama edemezler.

İktidarlar edemeyebilir, ama devletin kendisi, hafızası, otoritesi edebilmeli...

Sedat Peker de herhalde bunları kendi aklıyla söylemiyor.

Ya da birilerine güvenmeden söylemiyor.

[*] [*] [*] [*]

Kimden gelirse gelsin bu yaklaşımlar, Türkiye’yi Suriyelileştirmek isteyenlere prim veriyor.

Baksanıza millet hazır savaşmaya…

Kelle kesmeye…

Açık veya gizli infazlara başlamaya…

[*] [*] [*] [*]

Yazık koca ülkeye…

Ve önemli bir soru…

Barış ve diyalog sürecindeki gizli görüşmeleri hatırlayın.

Başta kimsenin pek kabul etmediği ve sonrasında bütün kirli çamaşırların ortaya döküldüğü suçlamaları…

Ya bütün bu kaos politikalarını barış sürecinde olduğu gibi iktidar ve PKK birlikte dizayn ediyorsa?

O zaman ne olacak?

O zaman bugün birbirini linç etmek için ellerine baltaları almış olanlar aslında kime hizmet etmiş olacak?

Yazık koca ülkeye…

Bu ülkenin sağduyulu insanlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.

Bu ülkede pek çok kesim konuşuyor, ama gerçek sağduyulu kesimin yeterince sesi çıkmıyor…

Hastane İnağzı’na yapılacak…

Geçtiğimiz günlerde CHP Zonguldak Milletvekili ve aynı zamanda yarım kalan 400 yataklı hastanenin müteahhidi Şerafettin Turpcu, canlı yayında sorularımızı yanıtlamıştı.

Hastane konusunu da konuşmuştuk.

Devam eden yargı sürecini hatırlatarak, kısa sürede karar verilmesi durumunda inşaatın kayyum kanalıyla devam edebileceğini söylemişti.

Hatta, “Mevcut yerinde devam eder diye düşünüyorum” demişti.

Öznur Güneş arkadaşımız, dün AK Parti Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile görüştü.

Ulupınar farklı şeyler söylüyor.

Diyor ki:

“Hastane inşaatı ile ilgili görüşme yaptık.

Hastane için ihale yeniden yapılacak.

Yer konusunda ise, İnağzı’nda uygun bir yer düşünüyoruz.

Çünkü hastane ve stadyum birlikte trafik sıkışıklığı yaratacak.

Bu işlerin hızlandırılması için çalışıyoruz.”

Ulupınar ve Ulupınar gibi düşünenlerin en önemli gerekçesi, açılacak olan Mithatpaşa Tünelleri…

Yatırımın yeri ve doğruluğu tartışılır.

Ama ulaşım konusunda tünellerin açılmasıyla hastaneye ulaşmak zor olmayacak.

Mevcut yeri bulmak için tam 7 yıl tartışmıştı Zonguldak…

Şimdi daha ne kadar tartışacağız?

Zonguldak’ta gerçek anlamda siyasetçiler olsaydı, bu sorun çoktan çözülürdü.

Bugüne kadar o hastane yapılır…

Hizmete başlar…

Hastalar ve hasta yakınları bu kadar sıkıntı çekmez…

Hekimler, hemşireler ve sağlık çalışanları bu kadar zorlanmazdı…

Tamam, yer yanlış olmasın da insan bazen, “Ulan ne olacaksa olsun artık” deme noktasına geliyor.

Kararlılık önemli.

Elbette yerin doğruluğu-yanlışlığı tartışılacaktır.

Ama biz galiba biraz fazla tartıştık.

O kadar çok tartıştık ki, Zonguldak olarak bu iş yüzümüze-gözümüze bulaştırdık.

İnağzı’nda bahsedilen yer ise, eski Orman Bölge Müdürlüğü’nün şantiyesi ve deposu olarak kullanılan tepe nokta