Ülkenin bir tarafı kan gölüyken, Filyos yolunda insanlar pisipisine ölürken ve daha pek çok sorun varken, böyle bir soruna yer vermek istemezdik.
Ancak yaşananlar, trajikomik bir hal almaya başlayan bu sorunu anlatmaya bizi mecbur bırakıyor.
İlgisi olmayanların affına sığınıyoruz.
Gerek internet sitesi, gerekse gazetede zaman zaman köpek saldırısına uğrayan vatandaşların haberlerini yapıyoruz.
Beraberinde öneriler de paylaşıyoruz.
Bazı dostlarımız, hayvan düşmanı olduğumuzu falan zannediyor.
Bazıları da, öyle algılamak istedikleri için kendilerini buna inandırıyor.
Bir de, Pusula ne yazarsa, aşağılık bir kompleks duygusuyla karşı çıkma telaşı içinde olanlar var. Haberlerin altına gönderdikleri kasıtlı yorumlarla kendilerini tarif ediyorlar.
Hoş, başkaları gibi böyle şeylere alınıp küsecek insanlar değiliz.
Ortada, kent merkezindeki başıboş köpek sayısındaki patlamaya bağlı olarak yaşanan bir sorun var ve bizim işimiz de bu sorunu duyurmak, paylaşmak.
Madde madde paylaşırsak, belki daha iyi anlaşılır.
Birincisi;
Köpekleri herkes kadar biz de seviyoruz.
Ama cinsi, ırkı, tipi, mesleği, karakteri ne olursa olsun köpekleşenlere &[#]8220;hoşştt&[#]8221; diyoruz!
İkincisi;
Son yıllarda köpek barınma merkezlerini açanları kutluyor, değerli vakitlerini köpeklerin bakımı ve tedavisi için harcayan hayvanseverlere teşekkür ediyoruz.
Bu kurumların desteklenmesi gerektiğini, ancak bu kurumların mağdur insanlara da kulak vermelerini bekliyoruz.
Üçüncüsü;
Köpeklerin öldürülmesine karşıyız.
Ancak küpe takılan her köpeğin de sokaklara salınmasına karşıyız.
Dördüncüsü;
Zonguldak kent merkezi ve yakın çevresinde köpek sayısındaki patlama dikkat çekiyor.
Çünkü küpe takılıp salınan her köpek kısırlaştırılmış değil.
Üreme ve çoğalma sokakta devam ediyor.
Beşincisi;
Köpekler, özellikle akşam saatlerinde ani davranış değişikliği gösterebiliyorlar.
Sakin sakin dururken, aniden birinin üzerine çullanabiliyorlar.
İçlerinden biri koşunca, diğerleri de koşabiliyor.
Herkes köpeğin dilinden anlamayabilir.
Bu kentin tek ana caddesinde akşam saatleri yolun karşısına geçemeyen insanları görüyoruz.
Gündüz saatlerinde köpeklerden korkusuna yolunu değiştirmek zorunda kalan, geri dönmek zorunda kalan öğrencileri, kadınları görüyoruz.
Altıncısı;
Hayvan Hakları Derneği üyeleri de, köpeklerin yeterince kısırlaştırılamadığını söylüyor.
Belediyelerin bu konuda yetersiz kaldığını belirtiyor.
Belediyelerin son dönemde açtıkları barınma merkezlerine bu bağlamda daha çok görev düşüyor.
HAYTAP&[#]8217;çılar dertlerini iyi anlatabilir, hep köpeklerin değil, insanların da haklarını koruyan bir formül üzerinde dururlar ise, çözümü daha kolay bulmuş oluruz.
Yedincisi;
Köpeğin dilinden anladığı halde, zamanında kendi köpeği tarafından ısırılmış biri olarak Gazipaşa ve Valilik önünde sürüler halinde gezen köpeklerin en iyi şartlarda bile saldırganlık özelliği taşıyabileceğini paylaşmak isterim.
Hafta sonu Fener&[#]8217;de yaşanan köpek saldırısını duyurduğumuz günün akşamı saat 20.00 sularında Gazipaşa&[#]8217;da 18-20 köpeğin ortasında kaldık.
Havlıyor, koşuyor, korkutuyorlardı insanları.
Saldırmadılar, ama agresif halleri korkutmaya yetiyordu, o çevredeki insanları.
Kimi yolunu değiştirdi, kimisi kaçtı.
Biz ise, çareyi taksi durağındaki otomobile sığınmakta bulduk.
Sekizincisi;
Ana şefkati ile köpeklerin caddelerde bu kadar kalabalık halde özgürce dolaşmalarını isteyenleri anlıyoruz.
Ancak madalyonun diğer yüzünü görmek istememelerini anlayamıyoruz.
Onlara akşam saatlerinde tek başlarına caddeye çıkmalarını tavsiye ediyoruz.
Çocuklarını sokağa göndermelerini bekliyoruz.
Ve köpeklerden tırsa tırsa okuluna gitmek zorunda kalan, evine dönemeyen çocukları, ısırılan eğitimcileri dinlemelerini tavsiye ediyoruz!
Dokuzuncusu;
Umarız; bu eleştirilerimiz köpeklerin haklarını savunma çabasında olan, içinde hayvan sevgisi olan tüm insanlara yardımcı ve yol gösterici olur.
Umarız; sadece köpeklerin değil, tüm hayvanların haklarına sahip çıkılır.
Umarız; köpekleri, kedileri bu kadar çok seven dostlarımız, yasak avlanmış minik kalkan balıklarını, çinakopları yemek için yarışmazlar!
Hangisi doğru?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye politikasından ötürü ciddi şekilde hedef haline geldi.
Önce Hatay yerine, Amerika&[#]8217;ya gitmek, tepkilerin tuzu-biberi oldu.
Başbakan&[#]8217;ın referandum sürecinde söylediği ve dün sosyal paylaşım sitelerinde de yer alan sözleri, Suriye politikasından baştan beri sahnelenen çelişkilerin özeti gibi.
Diyor ki Başbakan:
"...Biz geldik, Esad kardeşimle oturduk... İki dost, iki kardeş olduk. Mayınları temizledik. Vizeleri kaldırdık. Kapılarımızı açtık. Şimdi benim Gaziantepli kardeşim, cebine pasaportunu koyuyor, istediği gibi Halep´e gidiyor, Şam´a gidiyor. Halep´teki, Şam´daki, Lazkiye´deki, Hama´daki, Humus´taki kardeşim de, cebine pasaportunu koyuyor, istediği gibi Gaziantep´e geliyor. Ne oldu? Bütün o tehditlerin, korkuların... Ne kadar boş olduğu ortaya çıktı. Kim kazandı? Gaziantep kazandı. Vizyonumuzun en canlı tanığı... Gaziantep´tir."
Başbakan; ona, buna, kimseye kızmadan önce bu derin çelişkiyi açıklayabilse keşke.
İki seçenek var.
Ya o zaman söyledikleri doğru değil.
Ya bugün söyledikleri&[#]8230;
Ömer Ünal&[#]8217;ın haklı isyanı&[#]8230;
Dün Filyos yolundan bir kaza haberi geldi.
Otomobil yaklaşık
İki kişi yaşamını yitirdi.
Filyos Belediye Başkanı Ömer Ünal, kaç seferdir haykırıyor.
AK Partili olmasına karşın, Başbakan&[#]8217;a, Zonguldak Milletvekillerine, Karayolları&[#]8217;na sesleniyor.
Karayollarını şikayet ediyor.
Ama sesini pek duyan yok.
Biz Ömer Başkan&[#]8217;ın sesini duyuyoruz ve duyuracağız.
Bu yolda daha fazla insan ölmesini istemiyoruz.
Bu yolun yapılması için verilen sözleri hatırlatacağız.
Başlıyoruz!