Sahibi olmasaydık bazı şeylerin, tanımasaydık birbirimizi, sevmeseydik; bu kadar korkmayacaktık kaybetmekten...

Kaybettiklerimiz için bu kadar yanmayacaktı yüreklerimiz&[#]8230;

[*] [*] [*] [*]

İnsanın bir eşi olunca, o zaman başlıyor endişe&[#]8230;

Aile olmadan, anne-baba olmadan yeterince farkına varamıyorsunuz bunların&[#]8230;

Üzerine bir de evladınız olduğunda katmerleniyor duygular&[#]8230;

Sonra sevdikleriniz, ailevi ve manevi bağlılık hissettikleriniz birer birer gittikçe, sıra hesabı yapmaya başlıyorsunuz.

Her ne kadar Yaradan&[#]8217;ın kudretine bıraksanız da kendinizi, gecenin yarısında bir, &[#]8220;Acaba&[#]8221; geliyor ve hançerliyor sizi&[#]8230;

Bir yarım kalma korkusu&[#]8230;

Bir yarım bırakma endişesi&[#]8230;

[*] [*] [*] [*]

Hangi tövbe aklar, hangi tapınak paklar bizi&[#]8230;

Sahi, kaç derece olacak yanacağımız cehennemin ateşi&[#]8230;

Hangimiz dosdoğru olabildik ki bu hayatta...

[*] [*] [*] [*]

İnandık, sevdik, sevmedik&[#]8230;

Bazen zor da olsa, bazen kolay da olsa, katlandık birbirimize&[#]8230;

Vaktinde anlamadık, gidenlerin kıymetini yeterince&[#]8230;

Ne acı ki, yine anlayamayacağız.

[*] [*] [*] [*]

Elbette nedenlerimiz vardı bizim.

Biz böyle olsun istemedik ki, pek çok şeyin.

Çoğumuzun elinde değildi, öyle her istediğimizde bir dilim ekmeğe ulaşabilmek.

Kolay değildi travmalardan beslenen bir toplumdan sağ-salim çıkabilmek.

Hep bu nedenle bizler, hatalarımız ve doğrularımızla var olduk.

Ne kul hakkını yememeyi öğrenebildik yeterince, ne evrensel değerlerin kazanımlarını anlayabildik.

Yaşadık, ama nice yaşadık.

[*] [*] [*] [*]

İnsanın anası-babası değerlidir.

Eşi-evladı değerlidir.

Başka değerler de var elbet.

Değerini vaktinde anlayamasak da&[#]8230;

Her acı haber geldiğinde bir pişmanlık, eksik kalan bir şeyin hesabı vardır usta!

[*] [*] [*] [*]

&[#]8220;Şeker Dede&[#]8221; Hüseyin Şeker&[#]8217;in ölüm yıldönümüydü.

Su gibi akıyor zaman.

Tam 4 sene geçmiş.

Galiba vakit geçtikçe, insan başka korkularla tanıştıkça, daha çok özlüyor gidenleri&[#]8230;

Her ne kadar sığınacak bir teselli bulsa da insan, hiçbir tesellinin yetmediği zamanlar oluyor.

[*] [*] [*] [*]

Megastar Ergin Erdem&[#]8217;in ölümünün üzerinde 1,5 yıl geçmiş.

Mezar tahtasında adı yazıyor.

Oysa birazdan; &[#]8220;Çiçeğim&[#]8221; diye arayıp bir sürü sitem edecekmiş gibi&[#]8230;

[*] [*] [*] [*]

Tam bu sırada &[#]8220;Nail Baba&[#]8217;yı (Nail Güreli)&[#]8221; kaybettik.

Ve her kaybedişin ardından olduğu gibi o büyük vefasızlıklara tanık olduk.

Belki onlar bizi daha da üzdü.

[*] [*] [*] [*]

Ölümden korkmuyor insan.

Hep bir yarım kalmaktan, hep bir yarım bırakmaktan korkuyor.

[*] [*] [*] [*]

Nail Baba&[#]8217;nın 2009 yılında eşinin ölümünün ardından kaleme aldığı yazı önemliydi.

Yarım kalmanın sancısını çok iyi anlatıyordu.

Şöyle diyordu aynen:

&[#]8220;Siz her gün aynı hayatı yaşıyorsunuz evinizde...

Tüm aile bireyleriyle...

Bütün eşyanızla...

İstediğiniz gibi yaşayabiliyorsunuz.

Ama sonsuzluğa göçerek bir eksileniniz olduğu zaman, o evde her anın yaşantısı değişiyor.

Kırk günlük bir zaman tüneline giriyorsunuz.

Boşuna yerleşmemiş &[#]8216;kırkının çıkması&[#]8217; kavramı&[#]8230;

Öyle bir zaman tüneli ki bu, bir koza...

Duygularla bezeli bir koza...

Saygı ve sükunet, huzur ve sabır isteyen bir koza...

Sizi bedeniniz ve ruhunuzla sarıp sarmalıyor; yaşamın maddi dünyasından alıp, yeni yaşamınıza dönüştürmek, harici aleme uyarlamak üzere, aynı mekanda, tefekkür kozası içinde, sizi inançlarınızla yüzleştiriyor.

[*] [*] [*] [*]

Sizler her sabah aynı kahvaltı sofranızı hazırlıyorsunuz.

Ya, bir eksileni olan evde?

Diyelim ki, iki kişilik bir evde...

Artık tek kişilik sofraya oturuyorsunuz.

Kapınızı tek başınıza kapatıp gidiyorsunuz sabahları&[#]8230;

Bu evde her anlık yaşantınızda, günbegün ayrıntılarda değişikliklerle karşılaşıyorsunuz.

Her an, bir önceki anı nakzeden bir an oluyor.

Gidenin anılarıyla, eşyasıyla, giysileriyle baş başa yaşıyorsunuz.

Gidenle kalanın buluştuğu noktadasınız.

[*] [*] [*] [*]

&[#]8216;Allah sabır versin&[#]8217; söyleminin hikmetini kavramaya çalışıyorsunuz.

Hikmetinden sual olunmaz bir süreçtesiniz; sabrediyorsunuz.

Heyhat!

Bir de bakıyorsunuz; gidenin eşyası, giysileri toplanıp paylaşılıyor.

Öte yanda yeni yaşamın projeleri konuşuluyor.

Eyvah!

O kırk günde oluşacak koza, bir yerinden delinip tahrip oluyor.

Kırk günün sonunda, huzurla yaşayacağınız hayırhah (iyicil, hayırsever) tablo kırılıp parçalanmış, siz yaralanmışsınız.

Sabrediyorsunuz.

Kırk gün sonrasında, eksikliğinizi özümseyerek ve üzüntülerinizi evriştirerek, olağan yaşama uyarlanmış halde, sonsuzluğa göçenin kişisel eşyasını, onun hayrına yoksullara bağışlayarak, anı niteliğinde birkaç parçayı da kendinize saklayarak, normal yaşama dönmek umudunuzu da yitiriyorsunuz.

O hayal tablonun kırık-dökük parçalarıyla baş başa, yeni bir sürece giriyorsunuz.

[*] [*] [*] [*]

Yaşayarak öğrenmek, sözle öğretilmekten daha etkin&[#]8230;

Üzülmek, insani bir duygu, üzülün&[#]8230;

Evin dışındaki dünyaya baktığınızda bir hayat düsturu:

Elinize geçmiş kudretle insanlara zulmetmeyin.&[#]8221;

[*] [*] [*] [*]

İşte böyle diyordu Nail Baba&[#]8230;

Hangimiz yarım kalmadık ki!

Hangimiz yarım kalmayacağız ki!

Yarım kalmadan önce bir daha düşünebilsek keşke!