Siyasette afiş bastırıldığını, broşür bastırıldığını biliyoruz.
Araba tutulduğunu, seçim bürosu kiralandığını da biliyoruz.
Ama ilk kez aday bastırıldığını ya da kiralandığını görüyoruz.
Biri çıktı, işine zarar vereceğini düşündüğü kişi "belediye başkanı olmasın" diye aday bastırıp-kiralayıp seçime soktu.
Şimdi bir politikacı, kazanamayacağını bile bile, parası olmadığını ve bunu da kamuoyuna açıkladığı halde niye aday olur?
Ama asıl amaç, seçilen belediye başkanına, "Ben filancayı çıkarttım. Sen o sayede seçildin. Bunu unutma" demek.
Kısacası, "Benim işim usulsüz. Ama sen de benim sayemde başkan oldun. Benim kaçağı görme..." demek değil mi?
Peki, halk bu numaraları yer mi?
Onlar; kimin aday, kimin tavşan aday olduğunu bilmez mi?
Çalışıp seçimi kazanacaksınız!
AK Parti, Devrek'te belediye başkan adayını belirlerken, ilçede iki dönem belediye başkanlığı, iki dönem de milletvekilliği yapan Özcan Ulupınar'a görüşünü sormadı.
AK Parti Devrek Belediye Başkan Adayı Sezai Bükrü, belediye meclis listesini hazırlarken, eski başkan ve eski milletvekili Özcan Ulupınar'ın fikrini almadı.
Şimdi, AK Parti adayı, CHP adayının gerisine düşünce ve hatta AK Parti adayı, AK Parti'nin gerisine düşünce, birileri faturayı Özcan Ulupınar'a çıkardı.
Efendim, neymiş, Özcan Ulupınar, Devrek'te MHP adayına destek veriyormuş.
Özcan Ulupınar'ın şu aralar birine destek verecek durumu yok ki!
Aksine desteğe ihtiyacı var.
Efendim, neymiş, Özcan Ulupınar, Devrek Belediyesi eski Zabıta Müdürü Vedat Öztürk'ü Gökçebey'den İYİ Parti'den aday yapmış!
Vedat Öztürk, zaten AK Parti'den Gökçebey Belediye Başkanı değil miydi?
Hakkında çıkan uygunsuz iddialar nedeniyle Genel Merkezin talimatıyla hem başkanlıktan, hem de partiden istifa ettirilmedi mi?
Hiç kimse Devrek için şimdiden suçlu aramasın.
Madem Mustafa Semerci'yi aday yaptırmadınız, o zaman çalışıp seçimi kazanacaksınız.
Kaybederseniz de, kimseye suç bulmayacaksınız.
Sağa-sola şikayet etmeyeceksiniz.
Günün Fıkrası: Papa...
Papa, Vatikan'dan çıkıp araba ile Paris'e gitmek ister.
Şoförü, makam arabasını hazırlar ve Papa'yı Paris'e götürmek üzere yola koyulur.
Bir süre sonra Papa, şoföre, "Yıllardır araba sürmüyorum, Paris'e kadar ben kullanayım" diyerek, şoförle yer değiştirir.
Fransa sınırını geçtikten sonra Papa, radara yakalanır ve polisler aracı çevirir.
Polis memuru, Papa'yı arabanın içinde görünce, ne yapacağını şaşırır ve müdürünü arar.
Memur: "Müdürüm, 'radara kim yakalanırsa yakalansın cezasını kesin' demiştiniz."
Müdür: "Evet, kim olursa olsun cezayı kes..."
Memur: "Ama müdürüm..."
Müdür: "Ben, 'Kim olursa olsun cezayı kesin' dedim. Kim yakalandı, milletvekili mi?"
Memur: "Yok müdürüm..."
Müdür: "Olsun, başbakan bile olsa cezayı keseceksiniz, herkese eşit davranmakla yükümlüyüz."
Memur: "Yok müdürüm, başbakan da değil..."
Müdür: "Olsun, cumhurbaşkanı bile olsa cezayı kes..."
Memur: "Değil müdürüm, cumhurbaşkanı da değil..."
Müdür: "Kim lan o zaman bu?"
Memur: "Müdürüm, kim olduğunu bilmiyorum, ama adamın şoförü Papa!"