Susup Zonguldak&[#]8217;a bakıyoruz.

İnsanlara.

Olaylara.

Olay çıkartanlara.

Kavgalara.

Polemiklere.

Ucuzlaştıkça ucuzlaşan yaşamlara.

İyiliklere.

Güzelliklere.

Siyasilere.

Bürokratlara.

Sorunlara.

Sorunları çözmek için bir yerlere seçilenlere.

Sorunların çözeceğim derken sorun çıkaranlara.

İpe dolananlara.

Omurgasızlara.

Onursuzlara.

Gururlulara.

Çalışanlara.

Çalışmayanlara.

Konu çok ama sonuç yok.

Fotoğraf aynen şöyle;

Kim kime, dum duma.

Hal böyle olunca;

Hangi soruna el atsanız elinizde kalır.

&[#]8220;Şu işi de adam akıllı ele alıp adam gibi bitirdik&[#]8221; diyemiyoruz.

Ya düşünüyoruz olmuyor.

Ya başlıyoruz yarım kalıyor.

Ya bitiyor bir tarafları eksik kalıyor.

Birimiz Hanya&[#]8217;ya, diğerimiz Konya&[#]8217;ya gidiyor.

Kompleksleri bir tarafa bırakıp şu kentin herhangi bir sorununu dört dörtlük çözemiyoruz.

Kendinden başka herkesi suçlayan, yerden yere vuran, burun kıvıran bir toplum özentisi içinde olduğumuz sürece değişen bir şey olmayacak.

Bu kentte yöneticiyim diye ortaya çıkan bir sürü insan var.

Adeta bolluk yaşıyoruz.

Siyasetçiler, bürokratlar.

Demokratik kitle örgütleri.

Sendikalar.

Yerel yönetimler.

Peki, sonuç ne?

Sonuç ortada.

Her alanda sınıfta kalmış, hizmetleri, düşünceleri, yatırımları, hizmetleri yüzüne gözüne bulaştırmış bir kent.

Son yıllarda hiçbir işini adam akıllı tamamlayamamış, çözememiş bir toplum.

Birbirini anlamadan, anlamaya çalışmadan konuşanların yarattığı kuru gürültüden başka bir şey yok ortada.

Herkesin birbirine yüksek sesle bağırdığı bir mahalle kavgasının tam ortasındayız.

Yerel Medya bu gürültülerin tam ortasında.

Kim çok bağırırsa objektifimizi ona çeviren bir durumdayız.

Bu toplumun eskiden ağabeyleri vardı.

Bizim tanımadıklarımızı da büyüklerimiz anlatıyor.

Duruşuyla

Konuşmasıyla,

Kararlarıyla,

Ticaretiyle,

Ailesiyle,

Geçmişiyle,

Güven vermiş ve o güveninin karşılığında toplumda bir bilen, bir güvenilen, uzlaştırıcı, arabulucu bir büyük olarak sözü dinlenen insanlar vardı.

Artık bu isimleri de göremiyoruz.

Ruhunu,

Kimliğini,

Kişiliğini,

Sistemlerin dayatmasına peşin peşin teslim etmiş, kötüyü emsal almış insanlarla bu işler olmayacak.

Siyasetçilerde ve yöneticilerde aranması gereken en önemli özellik bu olsa gerek.

Ama toplum öylesini de pek sevmiyor, istemiyor.

Susup bakıyoruz etrafa.

İnsanlara.

Olaylara.

Olay çıkartanlara.

Kavgalara.

Polemiklere.

Ruhani,

Duygusal,

Fiziksel estetiksen yoksunlaştıkça çirkinleşen ve bu kenti çirkinleştirenlere.

Bu kadar gürültüye böylesi bir manzara hiç yakışmıyor.

Kentini seven her insanın;

&[#]8216;Kalk gidelim&[#]8217; dercesine isyanlarını duyuyoruz.

Demek ki;

Kuru gürültüden başka bir şey değil tüm bunlar.

Kim kime, dum duma!

Posbıyık ne diyecek?

CHP&[#]8217;de kongre sancısı artarak devam ediyor.

Halil Furat ve Tümer Peker aday.

Kimin kiminle olduğuna gelince işte orası biraz hesap uzmanlığı gerektiriyor.

Parmak hesabının yetmediği yerde hesap makinesine ihtiyaç duyanları görüyoruz.

Bu süreçte gözler Ereğli teşkilatında.

Hem Furat hem Peker kanadı Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık ve Ereğli teşkilatının kendileriyle olduğunu söylüyor.

Ancak ortada başka hesaplar, pazarlıklar var.

Tümer Peker geçte olsa çalışmaya başladı.

Posbıyık ve Ereğli örgütü &[#]8216;Tümer Peker&[#]8217; derse o zaman Halil Furat ve kendisiyle aynı kanatta olduğunu açıklayanların işi çok daha sıkı tutması gerekecek.

Delege yapısı bölünecek, herkes birbirinden oy alacak.

Genel Merkez, Milletvekili Ali İhsan Köktürk ile akrabası olan İl Başkanı Tümer Peker&[#]8217;in arasındaki kavgadan rahatsız.

Posbıyık ve Ereğli ilçe örgütü her şeyin farkında.

Bu kararsızlıklarının bir anlamı olmalı.

Bugün belli olur.