Zonguldak ve Kozlu Belediyeleri, AK Parti’deyken atılan manşetleri hatırlıyor musunuz?

"Kozlu sahiline girişte para alıyor" diye Ali Bektaş’a demediklerini bırakmadılar!

Plaj fiyatlarıyla ilgili Zonguldak Belediye Başkanı Dr. Ömer Selim Alan’ı eleştirdiler!

Şimdi ne Zonguldak, ne de Kozlu için kimsenin sesi çıkmıyor!

Belediye bütçesini denkleştirebilmek için iğneden ipliğe zam yapıyorlar!

CHP’li Zonguldak ve Kozlu Belediye Başkanlarının plajdaki ücretlerini haberlerimizde okumuşsunuzdur!

"Halkçı Belediyecilik" kavramını unutan CHP’liler, “Zamcı Belediyecilik” yapıyorlar!

Çaya, suya, simide, tosta, hamburgere afaki fiyatlar yazan CHP’li belediyeler, bu zammı yapacaklarına; belediyelerine yeni eleman almasalardı, bu zamma gerek kalmayacaktı!

Zonguldak Belediyesi, "Başkan Tahsin Erdem’in sosyal medya hesabını yönetsin" diye karı-kocayı işe aldı!

Bu iki kişinin belediyeye maliyeti, aylık 100 bin liranın üstündedir!

Yılda 1 milyon 200 bin lira eder!

Al sana israf!

Sen, çaydan 1 milyon 200 bin lira kazanabilir misin?

Yeni eleman alıp maaşını; çaya, simide, tosta, hamburgere, otopark ücretine, plaj giriş ücretine yansıtacağınıza...

Eleman almayın; çaya, simide, suya, tosta zam yapmayın!

Sizin siyasi olarak işe aldığınız kişinin maaşını toplum olarak biz niye ödeyelim?

Üstelik belediyede bu işi yapan insanlar zaten var!

Hukuk Biriminiz var, avukatı danışman alıyorsunuz!

Basın Büronuz var, gazeteciyi işe almaya çalışıyorsunuz!

Sonra her şeye zam yapıyorsunuz!

Sahi, siz "halkçı" mısınız, "zamcı" mısınız?

Bu zamlar yetmez!

Şöyle suya da okkalı bir zam yapın!

Her şeyin ne kadar güzel olduğunu hep birlikte anlayalım!

Zonguldak; ıhlamur, gül, manolya, menekşe koksa...

Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’e buradan bir öneri getirmek istiyorum...

Bu önerimi, önceki belediye başkanlarına da getirmiştim.

Ama öncekiler, çiçek-böcek işleriyle ilgilenmediler!

Bahçelievler Mahallesi’ni pilot bölge olarak ele alalım...

Bahçelievler Mahallesi’ndeki Ihlamur Sokak’ta her yere ıhlamur dikelim...

Bahçelievler Mahallesi’ndeki Gül Sokak’ta her yere gül dikelim...

Bahçelievler Mahallesi’ndeki Sarmaşık Sokak’a sarmaşık dikelim...

Bahçelievler Mahallesi’ndeki Manolya Sokak’a manolya dikelim...

Meşrutiyet Mahallesi’ndeki Menekşe Sokak'a menekşe dikelim...

Meşrutiyet Mahallesi’ndeki Papatya Sokak'a papatya dikelim...

Bahçelievler’e gidiyorsunuz...

Ihlamur zamanı her yer ıhlamur kokuyor.

Gül Sokak, gül kokuyor.

Bunlar, ilk aklımıza gelenler...

Belediye, çiçek ve bitki adları olan sokakları bilir. 

Ona göre bir çalışma yapılır. 

Fener için çok daha muhteşem bir proje hazırlanabilir. 

Zonguldak İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Orman Bölge Müdürlüğü'yle birlikte bu proje hayata geçirilebilir. 

Belediyeye bir külfeti olmaz. 

'Çaycuma Ezgi’leri!

Zonguldak’ta bir polis müdürü "Çaycuma Ezgi"lerini çok seviyormuş!

Nereye gitse, dönüp "Çaycuma Ezgi"si dinliyormuş!

Hatta "Çaycuma Ezgi"si dinlemek için müteahhitlerle bile kavga ediyormuş!

Nereye gitse, Çaycuma’ya dönüyormuş!

"Gidiyom Gidemiyom" Zonguldak'ın Çaycuma ilçesine ait bir türküdür. Yörenin büyük ozanı Hüseyin Çakır tarafından yazılıp söylenmiştir.

Türkünün sözleri şöyledir:

Aman ey aman of

Gidiyom gidemiyom

Az doldur içemiyom aman

Yandım aman, yanasın aman, öldüm aman

Sen benden geçtin amma

Ben senden geçemiyom vay vay

Anasına kızına

Duvardaki sazına

Sandıktaki bezine

Yandım ela gözüne

Aman ey aman of

Oyna sevdiğim oyna

Bu dünya kalmaz böyle aman

Yandım aman, yanasın aman, öldüm aman

Sen bana varacaksan

Gel yârim doğru söyle vay vay

Kıssadan Hisse: Demircinin iti...

Şiddetli bir kış döneminde bir dağ kurdu, aç kalır, yaşamak ve ayakta durmak için köye iner. Köy halkının kar içinde yiyecek arayan kazlarını görür, bir-iki tanesini parçalar, karnını doyurur, dağa çıkar. Köylü, kurttan korunmak için köpek beslemeye başlar.

Kurt, bir hafta sonra tekrar köye iner, sabahın alaca karanlığında köyün fırıncısının kapısını açık görür, içeri girer, ekmekleri yer, karnını doyurur, tekrar dağa çıkar. Fırıncı, kurttan korunmak için köpek beslemeye başlar.

Kurt, onbeş gün sonra yine köye iner. Koyun kıdıklarının taze olduğunu anlar, takip eder, koyunların dışarıda olduğunu görür, yediğini yer, yemediğini parçalar, tekrar dağa çıkar. Köyün çobanı, kurttan korunmak için köpek beslemeye başlar.

Kurt, yaşama şansını artırmak için gene köye iner. Kurdun kokusunu alan köyün bütün köpekleri peşine düşer, kurt başlar kaçmaya...

Geri döner bakar ki, kaz sahibi köylünün köpeği en önde koşuyor. "Kazlarını yedim, haklıdır. Yakalarsa beni parçalar" diye düşünür, daha hızlı koşmaya başlar.

Sonra yine döner bakar ki , kendisine en yakın fırıncının iti var. "Ekmeğini almıştım, haklıdır. Yakalarsa beni parçalar" diye düşünür, daha hızlı kosmaya başlar.

Bir ara döner bakar, çobanın iti en önde koşuyor. "Koyunlarını parçalamıştım, haklıdır. Yakalarsa beni parçalar" diye düşünür, daha hızlı koşmaya başlar.

Sonrasında görür ki, bütün itler yorulmuş, teker, teker dökülmüş, kovalamaktan vazgeçmişler... Ama o da ne? Demircinin iti, kendisine o kadar yaklaşmış ki, bir türlü peşini bırakmıyor. Diğer itler geri döndüğünden, "Demircinin iti tek başına, nasılsa haklarım" diye düşünür ama seslenmeden de edemez, "Ulan it oğlu it! Beni kovalayan itlerin bazıları haklı. Kazlarını, ekmeklerini, koyunlarını yedim. Buna rağmen hepsi peşimi bıraktı. Senin sahibin olan demircinin ne ekmeğini, ne kazını, ne kuzusunu yedim... Sana ne oluyor da bütün itlerden daha hırslı bir şekilde peşimden koşup saldırıyorsun?" demiş ve bir atlayışta o iti parçalamış...