AK Parti Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı’nın kalbine giden ana damarlardan birinin tıkalı olduğu ve anjiyo işlemiyle stent takıldığı açıklandı.

Muammer Avcı, kendini Zonguldak için feda etti!

Mecliste sabahladı!

Çok çalıştı!

Bu tempoya kalbi dayanmadı!

Allah, yardımcısı olsun.

Allah, şifasını versin.

Kolay değil...

Her grup toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı karşıla!

Aynı fotoğraf karesine girmek için mücadele et!

Fotoğraf çektir!

En güzel fotoğrafı seç, onu paylaştır!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamını Zonguldak’a getir!

Çocuklarından birini Erdemir’e, diğerini Enerji Bakanlığı’na işe koy!

Daha işe koyacak bir çocuğu daha var!

Kolay şeyler mi bunlar?

Muammer Avcı, biraz istirahat etmeli!

Kentini değil, kendini düşünmeli!

Evinin tadilatıyla ilgilenmeli!

Kısa da olsa bir tatile çıkmalı!

Bırak, zaten her şeyle Mustafa Kemal ilgileniyor!

Dünya işi biter mi Muammer Bey?

Bu kadar yorma kendini!

Bırak, biraz da Saffet Bozkurt ile Ahmet Çolakoğlu uğraşsın!

Bırak, biraz da Mustafa Çağlayan uğraşsın!

Onların canı can da, senin ki patlıcan mı?

Zonguldak siyaseti, Hüseyin Özbakır gibi bir değeri kaybetti!

Seni kaybetmek istemiyoruz!

Sen, bize lazımsın!

Bu kadar salak olunur mu?

Zonguldak’ta bir dolandırıcı tutuklanmış!

Ama hikaye, bu dolandırıcının tutuklanması değil!

Bu dolandırıcı, evli ve çocuklu bir kadınla birlikte olmuş!

Kadın, bu dolandırıcıya hem kalbini hem de çocuğunun bireysel emekliliğini vermiş!

Tabi dolandırıcı, başka bir kadına gönül verince, evli ve bir çocuklu kadın, hırsından ne yapacağını bilememiş!

Bu dolandırıcıya inanıp eşinden de ayrılmış!

Ama dolandırıcı da evli ve bir çocukluymuş!

Ama bu niteliksiz dolandırıcı, başka bir kadınla birlikte olmuş!

Kadın, buna iki yıl gül gibi bakmış!

Tabi şimdi siz, bu satırları okurken, “Bir kadın, bu kadar salak olabilir mi?” diyorsunuz!

Yahu, akıllı olsa, 3-4 sayfa sabıkası olan, herkesi dolandıran biriyle aklı başında bir kadın beraber olur mu?

Ben hala, o kadının, bu dolandırıcıya çocuğunun bireysel emeklilik hesabındaki parayı nasıl verdiğini anlamaya çalışıyorum!

Bu dolandırıcı, evlendiği kadının dayısını düğünden önce dolandırmış biri!

“Sen, bana altınları al, ben düğünden sonra öderim” demiş!

Tabi ki altınların parasını ödememiş!

O da bir şey mi?

Çalıştığı işyerinin patronunun sevgilisini götürmüş bu dolandırıcı!

Üstelik her anı fotoğraflamış!

Sonra patlamış tabi!

Mavi kelebek!

Hikaye, içinden çay geçen bir ilçede yaşanıyor!

Kadın, yaşlılar yurdunda çalışıyor!

Ama kadın, yaşlılar yerine gençlerle ilgileniyor!

Teknisyeni, gardiyanı, işadamını, işçiyi, memuru, etçiyi, tavukçuyu, topçuyu, popçuyu, boncuk gibi dizmiş ipe!

Kadın, işinde uzman!

Ama taktik ilginç!

Ya eşinin en yakın arkadaşlarıyla görüşüyor!

Ya da en yakın arkadaşlarının eşleriyle!

“Niye böyle yapıyor?” diye sordum, konuyu bilen birine...

“Yıllardır bu şekilde hiç kimse duymadan ilişkilerini yürüttü” dedi!

“Teknisyende niye patladı?” dedim...

“Teknisyen işyerindeydi, telleri birbirine değdirdi, kısa devre yaptırdı” dedi!

Teknisyen patladı!

Eşinden ayrıldı!

İşi zor toparladı!

Bu kadın, bildiğin "Mavi Kelebek"...

Mezarlarda açan ölüm çiçeklerine konuyor!

Bu da ilçede yaşayan erkeklere konarak yaşıyor!

Ömrü uzun olsun!

Kıssadan Hisse: Fare çuvalı...

“Fare Çuvalı Teorisi” olarak da bilinen bir hikaye…

Mısır’ın bir köyünde tarım mühendisi olarak çalışan bir adam, Kahire’ye gitmek üzere trene bindi. Yanına, köyün yaşlı çiftçilerinden biri oturdu. Mühendis, çiftçinin ayakları arasında bir çuval olduğunu fark etti ve yol boyunca çiftçi, her çeyrek saatte bir çuvalı çevirip içindekileri karıştırıyor, sonra tekrar ayakları arasına yerleştiriyordu. Bu durum yolculuk boyunca devam etti.

Mühendis, çiftçinin bu hareketini garipseyerek çuvalın hikayesini sordu. Çiftçi, “Fareleri ve sıçanları yakalayıp bunları Kahire’deki Ulusal Araştırma Merkezi’ne satıyorum. Orada laboratuvar deneylerinde kullanılıyorlar” dedi.

Mühendis, “Peki, bu çuvalı neden sürekli çevirip sallıyorsun?” diye sordu.

Çiftçi, “Bu çuval, fareler ve sıçanlarla dolu... Eğer çuvalı çeyrek saatten fazla sallamaz ve çevirmezsem, fareler ve sıçanlar rahatlayacak ve yerleşecekler. Bu durumda, onların gerginlikleri azalacak ve çuvalı kemirip delmeye başlayacaklar. Bu yüzden onların korku ve gerginliklerini artırmak için her çeyrek saatte bir çuvalı sallıyorum. Böylece birbirleriyle çatışırlar, içgüdülerine kapılırlar ve çuvalı unuturlar,l. Ta ki Ulusal Araştırma Merkezi’ne varana kadar” dedi.

Mühendis, çiftçinin düşünce şekli ve "Fare Çuvalı Teorisi" karşısında şaşkınlığa uğradı ve Batı’nın ülkelerimize karşı uyguladığı siyasi tuzakları iyi anlayarak, ne zaman ülkemiz, huzur ve istikrar hissetmeye başladığında, içerden ve dışarıdan çuvalı sallıyorlar ve fitneler başlatarak, terör azıyor. Doğal olarak halklarımız, içgüdülerini manipüle edenlerin ardına düşüyor ve herkes “çuvalı kemirip delme” gerekliliğini unutuyor. (Alıntı)

Günün Fıkrası: Kedi...

Adamın biri, kendini fare zannettiği için akıl hastanesine düşmüş. Tedavisi bittikten sonra doktor sormuş:

- Şimdi, sen bir fare misin yoksa insan mı?

- Fare olur mu doktor bey? Ben, bir insanım...

- O zaman artık gidebilirsin, iyileştin artık.

Deli, kapıdan çıkmış ve "İmdaaaaaat" diye bağırarak, tekrar içeri girmiş.

Doktor, ne olduğunu sorunca:

- Bir kedi gördüm de ondan korktum.

- Sen, hani artık kendini bir fare zannetmiyordun?

- Ben, fare olmadığımı biliyorum da kedi nerden bilsin, doktor bey?