Halk iradesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne tam olarak yansıması için mutlaka tercihli sistem getirilmeli!
Bir genel başkanın ya da siyasi partinin belirlediği isimler ve sıralama, halk iradesini sandığa tam olarak yansıtmıyor!
Mesela AK Parti’ye oy vereceksiniz.
Ama Muammer Avcı’nın seçilmesini istemiyorsunuz!
AK Parti’ye oy verirseniz, istemediğiniz hâlde Muammer Avcı seçiliyor!
Muammer Avcı’ya oy vermeseniz, istemediğiniz hâlde AK Parti oy kaybediyor!
Bu durum diğer partiler için de geçerli.
CHP’ye oy vermek istiyorsunuz ama ilk iki sıradaki aday kötü!
Diğer üç milletvekilini tercih etme şansınız olmalı!
Hatta 5 milletvekili seçilecek yerde neden 10 isim olmasın?
Kimin seçileceğine genel başkan değil, halk karar vermeli!
Genel başkanların listeye yazdığı isimleri neden seçmek zorunda kalıyoruz?
Zonguldak’ta Cumhuriyet Başsavcılığı yapan Hüseyin Özbakır, AK Parti’nin birinci sırasına yazıldı.
Ve Zonguldak Milletvekili oldu!
Zonguldak ile hiçbir ilgisi olmayan Hüseyin Özbakır’ı seçmek zorunda kaldık!
Zonguldak’a katkısı olmadı!
Hatta yük oldu!
Muammer Avcı da aynı şekilde!
Zonguldak insanına bu eziyeti neden yapıyorsunuz?
Biz; Zonguldak insanının derdiyle dertlenen milletvekili istiyoruz!
Zonguldak’ta Zonguldaklı, Ankara’da Rizeli/Trabzonlu olan siyasetçi istemiyoruz!
Her koşulda, her platformda “Zonguldaklıyım” diyebilen siyasetçiler istiyoruz!
Zonguldak’ı, Zonguldak insanını seven; kendini değil, kentini düşünen siyasetçilerin Zonguldak Milletvekili olmasını istiyoruz!
Bir Zonguldaklı ile evlenen kardeşine “Her kuş kendi cinsiyle uçar” diyen kişilerin Zonguldak Milletvekili olmasını istemiyoruz!
Sanki kendisi aynı cinsle evlenince bir şey oldu!
Âşık Sümmani;
“Yoksulluk dediğin ömürler söker,
Katranı kaynatsan olur mu şeker,
Cinsi bozuk olan cinsine çeker”
diyerek tartışmaya yıllar önce noktayı koymuş!
Bu sözün üstüne söz söylemek bize düşmez.
Katranı, şekeri, cinsi siz düşünün!

Muammer Avcı’nın bir icraatı yok!

AK Parti Zonguldak Milletvekili Muammer Avcı, her hafta olduğu gibi bu hafta da AK Parti Grup Toplantısı öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı TBMM girişinde karşıladı. Muammer Avcı’nın şekilden şekile girdiği görüntüler sosyal medyada kısa sürede yayıldı. Muammer Avcı, milletvekili değil, meclis personeli gibi davranıyor!
Koskoca milletvekilinin o davranışlarını görünce insan Zonguldak adına utanıyor!
Keşke milletvekili olup, Zonguldak’ın hakkını yemek yerine TBMM personeli olsaydı!
Zonguldak’ta 36 yıldır gazetecilik yapıyorum!
Kendini bu kadar beğenen ve önemseyen bir milletvekili tanımadım!
Sanki Muammer Avcı olmasa, Zonguldak olmayacak!
Sanki Muammer Avcı olmasa, Zonguldak’a hiçbir yatırım yapılmayacak!
Her şeyi o yapıyor, her konuyu o biliyor!
Her konuyu Külliye’ye rapor ediyormuş gibi davranıyor!
Oysa biz tüm milletvekilleriyle iletişim halindeyiz!
Hiç ilgisi olmayan bir gelişmeyi bile duyar duymaz sahiplenip açıklıyor!
Oysa o konu için aylardır çalışan milletvekili arkadaşı var!
Diğer milletvekillerine büyük saygısızlık yapıyor!
Birinci sıra milletvekili olduğu için, protokolde hep en önde olmalı!
Bakan ile o fotoğraf çektirmeli!
İnsan bu görüntüleri görünce üzülüyor!
Zonguldak TBMM’ye giden kalabalık heyetleri meclis restoranında ya Ahmet Çolakoğlu ya da Saffet Bozkurt ağırlıyor!
Size bir şey söyleyeyim!
Beğenmediğimiz Hüseyin Özbakır, milletvekili olmadan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti!
Milletvekili olduktan sonra 2-3 kez ziyaret etti!
Fotoğraf paylaştı!
Milletvekilliği sona erdi!
Boşandı!
Yeni eşiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etti!
Muammer Avcı’da hala tık yok!
Milletvekili seçileli neredeyse 3 yıl oldu!
Muammer Avcı, Külliye’ye gidip Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret edip fotoğraf paylaşamadı!
Onu da yapsa!
Elinde fotoğraf Gazipaşa Caddesi’nde gezmeye başlar!
Muammer Avcı’nın Zonguldak adına yaptığı bir icraatı da yok!
Seçildiği günden bu yana Zonguldaklı bürokratları görevden aldırmanın mücadelesini veriyor!
Bakın Ahmet Çolakoğlu ile Saffet Bozkurt’a!
Nasıl canla başla çalışıyorlar!
Seçim bölgeleri için nasıl kapı kapı geziyorlar!
Muammer Avcı, şöyle tek başına basının karşısına çıkabilmiş, tüm sorulara yanıt verebilmiş değil!
Varsa öyle bir yürek, bir Gazeteciler Derneği’ni ziyaret etsin!
Tüm gazeteciler orada olsun!
Muammer Avcı sorulara yanıt versin!

Öpme kokma işleri!

Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’in ne kadar tutumlu olduğunu hemen her yazımda gündeme getiriyorum!
Eskiden hep ağlardı!
Şimdi yine ağlıyor!
Başkan oğlunu evlendirecekmiş, “Valla para yok” diyor!
Tabi kimse “Paran yoksa evlendirme” demiyor!
Ama bunlar konuşulacak şeyler mi?
Akın Kavi’ye söylese, iki dakikada çözer düğün işini!
Finans uzmanıdır kendisi!
Uzman olmasa, üç ayrı şirketle Zonguldak Belediyesi’ne 20 milyon liradan fazla borç takabilir miydi?
Buna rağmen Tahsin Erdem, batık Akın Kavi’nin annesinin bahçesini hafriyat alanı ilan ediverdi!
Hayrına tabi!
Akın Kavi’de iş insanı rollerinde!
Ama eşinin sahibi olduğu işyerinde çalışıyor!
Maaşında sadece bizim üç tane haczimiz var!
Ama bir türlü sıra gelmiyor!
Son icramızın sırası 31!
Eskiden Muammer Avcı’yı öpüp koklardı!
Şimdilerde Tahsin Erdem’i öpüp, kokluyor!
Akın Kavi ile Tahsin Erdem Trabzonlu!
Ama sadece Trabzon değil!
Üstelik ikisi de Vakfıkebirli!
Aralarındaki en büyük bağ bu!
Aslında Tahsin Erdem, oğlu Emirhan’ı Akın Kavi’nin yanına verse!
Emirhan, hafriyat alanında tahsilat yapsa!
Stajyer Mali Müşavir olarak!
Stajını Akın ağabeyinin yanında yapsa!
Çocuk boşuna mı okudu TED Koleji’nde!
Yalova Üniversitesi’nde!
Çok yetenekli çocuk!
Hepsi 5, pekiyi!
Bakalım bu öpme, koklama işi ne kadar sürecek?
Bekleyip göreceğiz!

Kıssadan Hisse: Kapıyı çalmayandan kork!

Yıl 1876. Osmanlı’nın son demleri.
İstanbul’da bir konak.
Paşa, konağın avlusunda oturur.
Kapının önünde sıraya dizilmiş insanlar vardır.
Herkes bir şey ister:
İş, torpil, affedilme, para.
Bir adam hariç.
Adam kapının önünde durur ama içeri girmez.
Kapıyı çalmaz.
Sesini yükseltmez.
Paşa fark eder:
— Sen niye bekliyorsun? der.
Adam başını kaldırır:
— Bir şey istemeye gelmedim.
Paşa sinirlenir:
— O zaman niye buradasın?
Adam sakin cevap verir:
— Gücünüzü görmek için.
Paşa güler:
— Gücüm ortada.
Adam başını sallar:
— Hayır.
— Güç, kapıyı çalmayana ne yaptığınızdır.
Avlu sessizleşir.
Paşa ilk kez ayağa kalkar.
Adamı çağırır.
— Gir içeri.
Adam geri çekilir:
— Girmem.
— Neden?
— Çünkü girersem sizin gücünüz değil, benim ihtiyacım konuşur.
Adam döner, gider.
O gün paşa herkese iş verir.
Herkesi memnun eder.
Ama yıllar sonra paşa unutulur.
O adamın adı da bilinmez.
O günden sonra İstanbul’da şu söz dolaşır:
“Kapıyı çalmayan adamdan kork.”