263 maden işçisinin yaşamını yitirdiği Kozlu grizu faciasının yaşandığı 1992 yılında lise öğrencisiydim.
O günlerde ne olduğunu anlamayan, acılara yeterince tanıklık edemeyenlerden biriydim.
Yıllar geçti.
Kulaktan kulağa anlatılanları dinledik.
Yazılmamak kaydıyla konuşulanlara tanık olduk.
Baktık acı tarifinden de büyük.
Dönemin tanıkları, nedenlerini hiç kimsenin tam olarak bilmediği faciayla ilgili ihmaller olduğu görüşünde.
O büyük ihmallerin ihmalkarları konusunda telaffuz edilen sadece işçiler değil.
Kuşkusuz pek çoğumuzun yanıtını en çok merak ettiği sorular bunlar;
Kozlu Grizu faciası neden yaşandı?
Nereden başladı nasıl devam etti?
Kimse metan gazını fark edemedi mi?
263 maden işçisinin ölüğü faciada ölenler arasında bir tane bile maden mühendisi neden yoktu?
Ölenler arasında bir tane bile mühendis bulunmaması ne anlama geliyordu?
O akşam dönemin Genel Müdürünün ocağa inecek olması nedeniyle tehlike sinyalleri hafife mi alınmıştı?
Bunları bilmiyoruz.
Bildiğimiz bir şey varsa böyle bir facianın mutlaka bir veya birkaç sorumlusunun olması gerektiği.
Yani bir katili var bu işin.
Katil veya katiller aramızda dolaşıyor olabilir.
Eski Müessese Müdür Muavinlerinden Şerafettin Üstünkol, Eşekten Uçağa isimli kitabında ilginç tespitlerini anlatmıştı.
Üstünkol&8217;un anlattıkları dönemin yöneticilerini rahatsız edebilir.
Etmeli de.
İşte anlatılanlar.
&8220;Bu olay madencilik literatüründe çok önemli bir yer işgal etmektedir ve ben bu tespitimin sadece bende kalmasını istemiyorum. Aksi takdirde vicdan azabı çekerim.
Bir kere bu kaza tabi bir afet veya önlenemez bir kaza değildir. Tam tersine geliyorum diye bağırarak gelmiştir.
Nedenine gelince: Müessese yöneticilerinin tek derdi fazla kömür çıkarmak olduğu için (Nitekim bunlardan bazıları hala büyük madenci olarak anılır) güvenlik önlemleri ihmal edilmiştir.
Örneğin, galerilerin tabanı ve tahkimatı üzerinde yoğun bir şekilde kömür tozu biriktiği halde uzun yıllar temizlenmeden bırakılmıştır.
Ayrıca biriken tozun tutuşma özelliğini yok etmek için üzerlerine kireç tozu veya kireç taşı ( kalker) tozu da serpilmemiştir. Yani patlamaya hazır barut gibi bekletilmiştir. Sadece bir tutuşturucu gerekiyordu onu da grizu patlaması yapmıştır.
Şimdi madencilik ayrıntısına girmeyeyim ama üretim panolarına taştan sürülen ve rekup denilen kısa galerilerle girilmeyip, doğrudan kömürden girilmiştir.
Dolayısı ile bu rekupların içine yapılması gereken ve yangını hapsetmeye yarayan barajlar da yapılamamıştır. Bu nedenle yangınların kontrolü imkansız hale gelmiştir. Ayrıca kurtarma çalışmaları ile ilgili bir görüşüm vardı onu da paylaşayım.
Patlamadan sonra yeraltına inen tahlisiyeci ekipleri görevlerini layığı ile yapamamışlar veya yapmamışlardır.
Çoğu kuyudan indikten sonra çok uzaklara gitmeden sırtlarındaki tahlisiye cihazlarının kapasitesi ile sınırlı sürelerini doldurarak tekrar dışarı çıkmışlardır. Bu süre içinde ancak yakınlardaki nispeten risksiz yerleri dolaşabilmişler veya dolaşmışlardır. Bunun nedeni kendilerini güvende hissetmemeleri ve bu nedenle, can korkusuyla yüksek risklere girmek istememeleridir. Zira ocağın içi adeta cehennemi andırmaktadır.
Eğer tahlisiyeciler daha uzak mesafelere gidebilselerdi, ben eminim ki daha birçok can kurtarabileceklerdi.
Ocağa su basılmasına başlandığı zaman, bunu söylemesi çok zor ama ocakta hala kurtarılmayı bekleyen canlı insanlar olduğunu sanıyorum. Kısacası bu facianın oluşumunda ve kurtarma faaliyetlerinin yürütülmesinde ocak idaresinin kusurlu olduğunu düşünüyorum. Hatırladıkça hala canım sıkılır.
263 cana çok yazık olmuştur.
Aynı ocak gezimize devam ederken yine tali bir galeriye girmiştik.
Bu bir üretim panosunun üst taban yolu idi.
Bizim ocaklarda hava aşağıdan yukarı doğru sirkülasyon yaptığından bu galeri aynı zamanda hava dönüş yolu idi.
Burada gördüklerimiz gerçekten bir insanın kâbusunda veya bir korku filminde bile göremeyeceği kadar ürpertici idi.
Ürpertici olduğu kadar da hazindi.
Manzara şöyleydi: 7-
Bu vagonların içinde ve üstünde bembeyaz, hayalet gibi -en az 10 tane insan cesedi vardı. Fakat bu cesetlerin duruş tarzı çok ilginçti; sanki durdurulan bir filmdeki gibi, öldükleri andaki pozisyonda öylece kalmışlardı.
Kimisi bir vagondan diğerine adımını atarken, kimisi de yarı beline kadar vagondan dışarı sarkmış vaziyette idi.
Burada da muhtemel senaryo şuydu:
Ayak denilen üretim yerinde çalışan işçiler patlamaları duyunca üst taban yoluna doğru koşarak kaçmak istemişlerdi.
Taban yoluna çıkınca yol dar olduğu için vagonların yanından geçememişler ve üstünden atlayarak kaçmayı denemişlerdi.
Fakat tam vagonların üstündeyken ölüm onları yakalamıştı. Muhtemelen ya bir patlama ve sıcak hava şokunun etkisi ile ya da ani bir karbonmonoksit zehirlenmesi ile bir anda ölmüşlerdi.
Fakat maalesef bir fotoğrafını bile çekip belgeleyemedik. Eğer şimdi elimizde bir fotoğraf olsaydı yukarıda anlattıklarımın ne kadar yetersiz kaldığını görecektiniz.&8221;