Zonguldak'ın Kilimli ilçesindeki hızlı değişimi görüyor musunuz?
Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı Tünelleri (Mithatpaşa Tünelleri) ile birlikte yapılan Kilimli Sahil Yolu, Kilimli-Zonguldak arasını 5 dakikaya düşürdü.
Kilimli'de kamu binaları da tamamlandı.
Şehir merkezi yıllar sonda asfalt gördü.
Kent meydanı yapıldı.
Kilimli, gelip-geçilen bir ilçe olmaktan; gidilen, vakit geçirilen bir ilçe olma yolunda hızla ilerliyor.
Elbette eksikler var.
Ama bir-iki yıl içinde bu eksikler tamamlanır.
Kilimli-Çatalağzı-Muslu-Filyos yolu tamamlandığında Kilimli'nin değeri daha da artacak.
Zonguldak, Kilimli'ye akacak.
Kilimli'ye balık yemeye gidenler var.
Balıkçı sayısı arttığında daha fazla ilgi olacak.
Tabi ki, tüm bu güzelliklerin altında AK Parti'nin, AK Parti'den seçilen Belediye Başkanı Kamil Altun'un imzası var.
Ali Arslankılıç faciasının ardından Kilimli hizmet gördü.
Kilimli, devlet yatırımı gördü.
Kilimli, huzuru gördü.
Kilimli, Teksas olmaktan kurtuldu!
Kendi kendini "Şerif" ilan edenlerden kurtuldu!
Kıssadan Hisse: O sen miydin?
Adam, 38 yıl önceki ilkokul öğretmenini parkta görünce, utanarak yanına yaklaşıp, "Hocam, beni tanıdınız mı?" diye sordu.
İhtiyar öğretmen:
"Hayır, tanımadım..."
Adam:
"Hocam, nasıl tanımazsınız? Ben ilkokul öğrenciniz Mehmet'im. Hocam, sınıfımızda bir arkadaşın saati kaybolmuştu. Ben almıştım. Siz de, 'Herkes kalksın ve ellerini tahtaya dayasın, arama yapacağım' demiştiniz. Ben, utanmış ve çok korkmuştum. 'Sizin ve arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım?' diye soğuk terler döküyordum. Sizden bir komut daha geldi. 'Şimdi herkes gözlerini kapatsın'... Ortalarda bir yerdeydim. Aranma sırası bana gelmişti. Saati cebimden sessizce almış, devamla, aynı sessizik içinde son arkadaşa kadar aramayı sürdürmüştünüz. Sonra bizi yerimize oturtup bana ve hiç kimseye hiç bir şey söylemeden saati sahibine vermiştiniz. Büyüdükçe, içimde büyüttüm bu davranışınızı... Hocam, ben şimdi 50 yaşındayım. Düşünüyorum da şu hayattaki en büyük dersi, o gün sizden almışım. Her aklıma gelişinde sarsıldım ve her aklıma gelişinde kendimi sizden kalan erdemin koruyucu gölgesinde hissettim. 'Utancı bilerek yaşamak korkunç... Daha da korkuncu, bilerek yaşatmak...' der Edip Cansever. Hocam, siz bana o utancı yaşatmadınız. Yaşasaydım, unutur muydum, doğrusu bilmiyorum. Ama beni utandırmamanızı hiç unutmadım Hocam. Şimdi hatırladınız mı beni?"
İhtiyar öğretmen, yan yana oturdukları bankta öğrencisine yaslanarak:
"O olayı ertesi gün unutmuştum ben. Şimdi sen anlatınca hatırladım. Sizlere 'gözlerinizi kapatın' dediğimde, ben de gözlerimi kapatmıştım. O yaştaki her çocuğun düşebileceği yanılgıya düşen öğrencime karşı içimde bir yargı oluşsun istememiştim. O sen miydin? Bilmiyordum, nasılsın?"