Yazacaklarım iyi insan olma gayreti olanlara ağır gelebilir.
Sözüm zaten onlara değil.
İnsanın yaşam boyunca üzerinde gittiği çizgi çok önemlidir.
İnsan kendi çizgisini kendisi yaratmalı.
İyi şeyler ve kötü şeyler bizler için.
İnsanlar hatalar yaparlar.
İyilik yapan insanların kötü yanları, kötülükler eden insanların iyi tarafları mutlaka vardır.
İnsanoğlu yaşam kalitesini dert etmeli.
İnsan bunları dert etmeden de mutlu olabilir.
Hatta çok daha fazla mutlu olabilir.
Ancak nereye kadar?
Bu tarz düşünen insanlar her durumda kendilerini haklı çıkartabilirler.
Onlar çıkıp ´Burada ben de haksızlık yaptım´ diyemeyecek kadar kadar bencilleşip basitleşerek yaşama tutunurlar.
Her işlerinde bir ´çamur´ vardır.
Ben de bazen ´çamur´ yaparım.
Ama geri dönüp bir bakabilmek lazım.
Az gelişmiş Türk toplumunun her şeyi bilmek gibi biz özelliği vardır.
Her konuda ahkam kesenleri nezaketen dinlemek gerekir mi?
Bazen mecbur kalıyoruz.
Çocukluğumda pek anlam veremediğim ´kanı bozuk´ teriminden ne denilmek istendiğini yaşadıkça çok daha iyi anlıyoruz.
Ahlakın insanların geninde olması gerekiyor sanırım.
Adamın kanı bozuksa bozuktur.
Gen teorisyenleri de bunu doğruluyor.
Yani bu tipleri adam etmeye çalışmanın bir faydası başlarda olmadıysa, bundan sonra da olmayacaktır.
Tıbben genleriyle oynamak lazım bu tiplerin.
Yaşam ahlakı.
Meslek ahlakı.
Ticaret ahlakı.
Siyaset ahlakı.
Konuşma ahlakı.
Sorumluluk ahlakı.
Bunlar yaşamın vazgeçilmez değerlerini taşır.
Nasıl yaşadığınıza bağlı olarak toplum içinde sizi bir yere koyar.
Ancak günümüzde mesleki üniformalar insanları hak etmediği yerlere taşıyabilir.
Olsun.
İnsanlar o üniformaların hakkını vermeye çalışırsa şeytanlıklarının aksine güzelliklerini de öğrenebilirler!
Mesele öğrenmekte.
Doğrusunu aramakta!
Mesleki üniformalarıyla aslan kesilip önünü göremeyenler bir gün yalnız kaldıklarında zaten iş işten geçmiş olacak.
[*] [*] [*]
Şeffaf olabilmeli insan.
Kendine yalan söyleyebilen bir insandan her şey beklenebilir.
Farklı dünya görüşleri, farklı dini düşünceler, farklı siyasi tercihler içinde bulunanlar değil kast ettiğim.
Bu görüşlerden dolayı karşı karşıya gelenler değil.
İnsan olmanın önemini hala kavrayamamış, hayvanlaşan ve üzerine çektiği üniformayla böğürmenin bir gereklilik olduğuna inanan insanlar.
Yani bozuk kanlarıyla insan olabilmenin anlamını hala kavrayamamış, dünyanın kendi etinden tırnağından var olduğuna inanan insanlardan bahsediyorum.
Bu insanlara da kızmamalı aslında.
Bunlar zaten dünyaya bozuk gelmişler, bozuk gidecekler.
Hayvanların bile terbiye edilebildiği bir dünyada, insanlar yaşadıklarından dersler çıkarıp kendisini geliştiremiyorsa, saygıyı, hoşgörüyü, eleştiriyi benimseyemiyorsa, kanında bir sorun olabilir!
Bazılarını Allah´a havale etmek lazım.
Sorun şu.
Zonguldak´ın bu kadar hayati sorunları ara-sında bir araya gelememenin ardında ne var?
Kentin batı ve doğu yakasında iki hastane var.
Herkesin olayı kendi açısından değerlendirmesi normal!
Ama olayın mantıklı ve en mantıklı tarafı nedir?
Ulaşım açısından ayrı bir sorun yaracak bu uygulama Zonguldak´ın nüfusuna bağlı.
Atatürk Devlet Hastanesi zaten yoğundu.
Şimdi daha yoğun oldu.
Yetersizdi.
Ne oldu, şimdi mi yeterli olacak?
Ve sendikalar bir araya gelip ortak bir söylem geliştiremediler?
Neden?
Nedenini ben söyleyeyim.
Felsefeleri birbirilerini dışlamak, hakir görmek ve üstün gelmek için!
Bu konuyu sık sık hatırlatan dostlarımız, okurlarımız oluyor.
Eskiden ´aşk adamıydım´, bugünlerde ´dert adamı´ oldum.
Zaman sorunu var.
Ek işler, farklı sorumluluklar.
Bir şiir kitabı, bir fotoğraf albümü gelecek.
Artık zamanı geldi geçiyor.
Hayat elbette hep sorunlardan ibaret değil.
Hayata dair güzel şeyler de oluyor.
Daha yazacak çok aşk, çekecek çok dert var!