Ne demiş atalarımız?

“Kalp, deniz; dil, kıyıdır. Denizde ne varsa, kıyıya o vurur.”

Mesela Şems-i Tebrizi, “Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz. Beceremez misin? O zaman güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun. Çünkü; her insan ölecek yaşta…” demiştir.

Çok şey söylenebilir.

Hayat kadınının cezasını bir daha suç işlemeyeceğine kanaat getirerek erteleyen mahkeme, her şeyinin dört dörtlük olduğunu iddia eden arkadaşın cezasını bir daha aynı suçu işleyeceği gerekçesiyle ertelememiştir.

Mahkemenin bir hayat kadını kadar güvenmediği bir kişinin sözüne mi itibar edeceğiz?

Yoksa mahkemenin beraat verdiği kararın iddianamesine mi?

Tencereden Punto, Gazcıdan Linea, Tuborg’tan Efes çıkartma becerisi gösteren birinin üniversiteye işe yerleştirdiği adama 20 bin lira kredi çektirip ödemesini mi bekleyeceğiz?

İşadamından aldığı 20 bin lirayı ödememek için 40 dereden su getiren, termik santral önünde eylem yapıp sonra elinde fatura santrale giden birinden ne öğreneceğiz?

Emekten yana bir dünya görüşüne sahip olduğunu iddia eden, ancak çalışanlarının maaşını vermeyen birinden “emek” edebiyatı mı dinleyeceğiz?

Tencere dibin kara, seninki benden kara…

Hey arkadaş…

Herkes hırsız, herkes kötüyse, sen sevin…

En iyisi sensin işte.

Kıssadan Hisse: Rahmet okutmak…

Hırsızın biri, gün gelip, ihtiyarlamış ve nihayet hastalanıp yatağa düşmüş. Öleceğini anladığından, Allah´a yalvarmaya başlamış:

"Allah´ım, öleceğime gam çekmiyorum. Fakat ömrüm boyunca hırsızlıkla geçindim. Şunun-bunun canını yaktım. Ben bu kadar günah ile senin huzuruna ne yüzle çıkacağım? Hesap vermeye nasıl geleceğim? Dünyada herkes benim arkamdan lanet okuyacak, sen beni affet Allah´ım..."

Hırsızın, delikanlı bir oğlu varmış. Babasının yatağının başucunda bu yakarışı dinlemiş ve babasını teselli etmiş:

"Baba, sen hiç merak etme. Ben seni her gün rahmetle andıracağım. Yüreğin rahat olsun..."

Birkaç gün sonra babası ölmüş. Evin geçim yükü oğlunun omuzlarına yüklenmiş. Haylaz oğlan başlamış babasının mesleğini devam ettirmeye...

Fakat öyle merhametsizce ve öyle gaddarca ev soyarmış ki, girdiği evde iğneden ipliğe ne varsa hepsini siler süpürür, torbasına doldururmuş.

Eşyası dibinden süpürülmüş olan ev sahipleri, sabahleyin uyandıkları zaman, tamtakır kalan evde, ele alacak bir bardak bile bulamayınca, ne yapacaklarını bilemezlermiş.

Şehirde herkes bu yeni hırsızdan yaka silker birbirlerine dert yanarken, "Yahu, babası da hırsızdı, ama yine Allah rahmet eylesin insaflı adamdı. İhtiyacı kadar bir şeyler alıp çıkardı. Lâkin bu melun oğlan, girdiği evi kökünden kurutuyor..." derlermiş.

Günün Fıkrası: İnan psikolojisi…

Adam, barda gördüğü güzel bayanla konuşmanın yollarını arıyordu. Sonunda cesaretini toplayarak kıza yaklaştı, "Biraz konuşabilir miyiz, acaba?" dedi. Kız birden haykırdı:

"Terbiyesiz! Ben senin bildiğin kızlardan değilim!"

Adam, utancından yerin dibine girmişti. Herkes ona bakıyordu. Gitti ve masasına oturdu. Bir süre sonra kız ona yaklaştı. Gülümseyerek, "Az önceki olay için özür dilerim. Ben psikoloji öğrencisiyim ve utandırıcı durumlarda insanların nasıl davrandıklarını inceliyordum..." dedi.

Adam avaz avaz bağırarak cevap verdi:

"Nee? Gecesi 200 Dolar mı? Deli misin sen?"

Günün Sözü:

Kıskançlık, insanı, kötüleri değil, iyileri kötülemeye yöneltir.

F. R. Chaleubriand