Geçtiğimiz günlerde bir mesaj aldım, mesaja şu not yazılmıştı;

“Bir dostumu arıyorum; “Zeki Güner”. 1960´larda sanıyorum öğretmen okulundaydı. Kadırga Apartmanı´nın karşısına Hoşoğlanlar teyzenin evine gelirdi (Ahmet ve Mehmet Güneri´nin evleri.)
Sarışın ve mavi gözlüydü, acaba yardımcı olabilir misiniz?. Tanıyan var mı?
Çok sevineceğim, izini bilen varsa”…

Yelda Karataş


Evet… Mesaj “Yelda Karataş” imzasını taşıyordu. Zonguldak’ta doğup büyüyen, Kadırga yokuşunda, ıhlamur ağaçlarının altında küçük bir evde çocukluğu geçmiş, Zonguldak’ın yetiştirdiği edebiyatçı, yazar, şair ve akademisyen… Büyüdüğü Kadırga yokuşundaki ıhlamur kokulu sokaklar şiirlerine konu olmuş bir şairimiz…
Kendisiyle daha sonra telefonla irtibata geçtik konu hakkında sözlü olarak bilgi alışverişinde bulunduk. Ancak Zeki Güner hakkında kendisi de fazla bilgiye sahip değil. Daha sonra biraz araştırma yapsam da net bir bilgiye bende ulaşamadım. Üstelik benim çocukluğum da Kadırga’nın tam karşı yakası olan Yayla Mahallesinde geçti (Teneke Mahallesi)… Şimdi araçların egzos kokusu hakim olsa da Kadırga’da, ıhlamur kokulu yıllarda Yayla Konağı’nın arkasındaki kortta çok futbol maçları yapardık Kadırgalılarla. Genelde müsabaka sonlarında arbede çıksa bile ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi aynı heyecanla devam ederdik futbol oyunlarımıza…


2015 yılında ZOKEV (Zonguldak Kültür Eğitim Vakfı) Karataş’ı davet etmiş ve Zonguldak halkıyla buluşturmuştu Yelda Karataş’ı. Bu buluşmayı bende takip etmiş ve yaptığı sunumu izlemiştim.


Sunumun bir bölümünde babasıyla motosiklet üzerinde çekilmiş bir fotoğrafı beni çok etkilemişti. Motosiklet, yanındaki yolcu selesi ve üzerindeki sürücüsü, benimde çocukluğumun Zonguldak manzarasında hafızamda yer etmiş, Zonguldak caddelerindeki bir renkti.


Şair Yelda Karataş’ın çocukluk arkadaşı Zeki Güner hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamayınca, konuyu köşeme taşırsam belki bir sonuca ulaşırız diye düşündüm. Yelda Karataş’la tekrar irtibata geçerek teklifte bulundum, çok sevindi ve kabul etti… Eskiye ve eski Zonguldak’a ait bir makale hazırlamasını ve konuyu aradığı eski arkadaşı Zeki Güner’e bağlamasını istedim. İsteğimizi kırmadı ve Annesi Mirat Karataş, babası Hakkı Karataş’ıda anlattığı makalesini edebi kimliğine yakışır şiirsel anlatımla yolladı…

Özlem ve hasret dolu şiirleri ile sizleri baş başa bırakıyor, aradığı eski dostunun izine ulaşmasını temenni ediyorum…




MERHABA…

Kadırga Apartmanı´nın da denize karşı bir balkonda büyüyen bir kız çocuğu.
Ihlamur kokulu merdivenlerin sonunda bir çift mavi göz
karşı evin en üst balkonunda.
günlerce aylarla gözbebeklerindeki menevişlere takılı bir çocukluk aşkı.
Aparman kadırga´ nın karşısında Ahmet Güner´e ait bir ev.
Delikanlının adı Zeki.
Siyah kazağı boyunlu ve öğretmen okulunda okurdu.
En son gördüğümde 17 yaşındaydı.
Yağmur altında bir siluet olarak uğurladı beni Zonguldak limanından.

Bilen ya da tanıyan varsa bilmek isterim.
Yaşıyor mu? Ne yapıyor... Görmek isterim…




HASRET…

Hasretim derin
Hasretim kaç yüzyıl kadar derin
Mavi göklerin üstüne dalgalanıyor yüreğim

Kızılırmak ‘buluşalım’ diyor

Unutulmuş ırmakların adını
Göğsüme yazdım
Zilan Deresi
Bartın Çayı
Zap Suyu

Kara geceden gayrisini umut diye tatmamış
Karaelmasın şavkını
Kentin umuda kapalı yüzüne
Kuyu dibinden bağırdım

Ekmek üstüne kızıl harflerle

Aç karına sabah ezanında
Çarpık kovalara ıslak kömür toplayan
Çıplak ve çelimsiz çocuk bacaklarını
Utançla söyledim kentlere

Unutmamak için göçüklerin yasını
Ateş üstüne ant içtim

Kerpiç yüreğinde doğan yeniyetmenin
Taze yarası dizelerim
Şafağın gözlerine dik durmak için
Ömrümün her deminde
İçimde akan ırmakları korudum
Ey umudun türküsü daha kesilmedi kanım

O utangaç çocukları ben doğurdum
Ben okşadım diri başakları
Reha, Eştar, Artemis
Ve
Kibele adım
Çamın yazgısı ve tanrılar tanrısı
Ölümsüz kirpiklerimden akar
Dolunay’ın altın sinisinde
Mavi yaldızlı hayatın sırrına erer gibi
Çözer saçlarımı dalgalar

Taşın dingin ayağında yükselen
Işıklı buğday başağı iki gözüm
Altın sunaklarda ve bakır taslarda
Özenle büyüttüm neslimi

Yıldızın her köşesindeki üçgen
Ve incirin kutsal sözü benim

Dirim kasıklarımda büyür çünkü

Ey topraktan gelen
Mavi göğün oğlu
Göğsüm helal ve haktır

Ben gönlümde aşk ile taş emzirmedim ki.


BABA…

Beni duyamayacağın bir yerdesin. Oysa ne çok isterdim içimizdeki her şeyi sen yaşarken esirgemeksizin konuşabilmeyi.
Ama bana kız evlat rolü biçilmişti. Seninki benden ağırdı. Repliklerini zor söylüyordun.
Belki de evlatlarımızın hatalarını düzeltmeye çalışmaktan, kendi hatalarımıza uzak kalıyoruz! Sen, inandıklarına inanmamı ne kadar istersen iste, ben bir kız çocuğu olarak onları ne kadar inkâr edersem o kadar güçlü olacağıma inandım.
Ne gaflet!
Şimdi, her kelamını, eylemini özenle hatırlamaya çalışıyorum, unutmaya başladıklarım var mı diye korkarak.
Benim yolum bakışındaki ışığı koruyarak büyüyecek. Gelişmek, seni onaylamak ya da reddetmekle değil, seni anlamakla mümkün. Bunu sana geç kalmadan söylemek isterdim.
Elini alıp, annemin elinin üstüne koyarak ve oradan çıkacak sevgi ateşini yıllarca beklemeyi göze alarak.
Seni anlamak başına kakılacak bir duygu değil. Çünkü ben, beni anladığını her söylediğinde başıma babalığını kaktığını düşündüm. Öyle değilmiş. Onur duyacağın bir yaşamım olsun istemişsin.
Galiba anne ve babalığın en bencil yanı; evlatlarından onur duyma isteği. Ne büyük cesaret değil mi?
Seni insan olarak, sadece bir insan olarak düşünmeye çalıştığımda, ilk aklıma gelen sözcük ‘emek’. Alın terinden gayrı tek kuruş girmemiş soframızda bizi ‘insan’ olarak yetiştirme gayretin, şimdi bütün hataların üstünü çiziyor.
Bal rengi gözlerini çok özledim. Bir masada seninle bir dakika bakışabilmek için neler vermezdim.
Bir başka yer var mı buluşacağımız hiç emin değilim. Ama ben büyüdükçe, insan olabilmenin sırlarına erdikçe seninle buluştuğumuzu hissediyorum. Annemle de.
Kızın Yelda Karataş Haziran, 2013



YAĞMUR ALTINDA BİR SİLUET…

Göğsümün üstündeydi rüzgâr Çocuk başımı dayadım kalbine İçimdeki sirenler Uyarırken tenimi Ben akrebi birde tanıdım
Nice bulutların öyküsüne gizlenen nice yaşlı kızların düşlerini Sessizce okudum Bir kahve fincanında saklı umutlar Ve annesine aşık oğlanlar Merdiven basamaklarına çiziktirdiğim hüznün harfleri İçimde dipdiri duruyor Çocuk oyunları gibi.
O akasya sokağında eserim ben Limanı olan denizlerin aşığıyım Ellerim iyi tanır yosunların kaypak tadını Bir dalışta en derin midyeye dokunurum “Kanımı severim çünkü benimdir” Ömür tüketen laflara direnmekle geçti çocukluğum
Ben aşkın önünde diz çöken Kömür gözlü bir kızım




YELDA KARATAŞ KİMDİR?

Zonguldak doğumlu. Lise ve Üniversite eğitimini İstanbul’da tamamladı.

Galatasaray İktisat ve İşletmecilik Yüksek Okulu’ndan mezun oldu.

Mezuniyet sonrası 25 yıl süreyle reklam yazarı ve yaratıcı yönetmen olarak reklam ajanslarında çalıştı.

Muteber reklam ajanslarında, pek çok ulusal ve uluslararası marka ile çalıştı. Seminerler, konferanslar verdi.
Kristal Elma ve Başarı Ödülleri aldı.

Akademi İstanbul’da öğretim görevlisi olarak Yaratıcı Düşünme, Reklam Yazarlığı,
Sunum Teknikleri, Kampanya, Müşteri Temsilciliği alanında dersler vermeye başladı.



80’li yıllardan günümüze Türkiye’nin saygın ve tanınmış edebiyat dergilerinde şiirleri ve şiir üzerine düşünsel yazıları, deneme ve eleştirileri yer alıyor.

1993 Deli Kızın Türküsü, 1995 Işık Doğudan Yükselir albümlerinde Sezen Aksu ile şarkı sözü yazarı olarak çalıştı. Kalbim Ege’de Kaldı, Rakkas, Aşkları da Vururlar, Yarası Saklım… gibi bir çok tanınmış ezgide yazar olarak imzası var.


1992-93 yıllarında Hür FM’de Şairler Korsandır Programı’nı gerçekleştirdi.

1996’da ilk şiir kitabı Ürperme ile Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü

1999’da çıkan ikinci kitabı Alacaydınlık ile Dünya Globus Şiir Ödülü’nü kazandı

2000-2002 yılları arasında Reklam Yaratıcıları Derneği Genel Sekreterliği yaptı

2001 yılında üçüncü şiir kitabı Enel Aşk çıktı

Dördüncü kitabı Bir Kadının Kaleminden Şems ve Mevlana 2006 Dünya Mevlana yılında basıldı. Bu kitabı ve Enel Aşk, Prof. Elçin İskenderzade tarafından Azerbaycan diline çevrilerek, Azerbaycan’da basıldı.

ZAİT şiir kitabı 2007 yılında basıldı.

2007, 10. Mainchi Uluslararası Haiku Yarışması Büyük Ödülü’nü aldı.

Yine 2007 18. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Şenlikleri Öykü Yarışması’nda Gecenin Sütü Öyküsü ile Birincilik aldı.

2007 Mitos – Boyut Tiyatro Yayınları Başarı Ödülü’nü Vahşi Komedi yapıtıyla aldı.


Toplu şiirlerinin yer aldığı Hüzün Suretleri isimli şiir kitabı 2008’de basıldı.

2011 Bir Kadının Kaleminden Şems ve Mevlana şiir kitabının 2. Baskısı Ihlamur Yayınları’ndan çıktı.

2011, VI. Gila Kohen Öykü Yarışması’nda Fırat’ın Vefası öyküsü ile 1.lik Ödülü aldı

2012 Sabır Masalı ile II.Turgut Uyar Şiir Ödülü İkincisi oldu. Kitap Bencekitap Yayınları’ndan basıldı.

Cezmi Ersöz’ün öykü kitabı Şizofren Aşka Mektup’u Tiyatro Oyunu olarak yorumlayıp yazan Yelda Karataş’ın bu çalışması Devlet Tiyatroları’nda oy birliği ile kabul edildi.

2008, 1. Uluslararası Fütüristler Zirvesi ana konuşmacıları arasında yer aldı.

Antalya´da ilk kez gerçekleşen HALKIN PORTAKALI 2009, 2010 etkinliğinde, HALKIN gönüllü yarışmacılarına kısa metrajlı film senaryosu eğitimi verdi.

Ege Sanat, Artistic Nokta´da Tiyatro Bölüm Başkanlığı yaptı.

İsmail Cem TV Ödülleri 2010 Yılı Ön Jüri üyesidir.

Kasımpaşa Çok Programlı Lisesi’nde 2003- 2010 yedi yıl boyunca gönüllü Tiyatro dersleri verdi, çocuklarla oyunlar sergiledi.

2014, Safran Çiçeği Öykü kitabı Tilki Yayınları’ndan çıktı.

2015 Ten Divane Şiir kitabı LA Yayınları´ndan çıktı.

Yaşam Radyo ve Özgür Radyo’da Şairler Korsandır programını gerçekleştirdi.

Bahçeşehir Üniversitesi BÜSEM’de çalıştı.

Değişik kurumlarda üst düzey yöneticilere, İletişim ve Reklam eğitimleri verdi

Yeditepe Üniversitesi´nde Reklam Yazarlığı ve Yaratıcı Yazarlık dersleri vermektedir.

Nişantaşı Üniversitesi İcra Kurulu Kültür ve Sanat Danışmanı ve Öğretim Görevlisi.

Bütünleşik Pazarlama alanında Yüksek Lisans tez çalışmasını sürdürmekte.




Yardımcı kaynaklar…
Zonguldak Nostalji
zonguldaknostalji.com