Sokakta görsem tanımam...
Ama sosyal medyaya verdiği ilanlarla sürekli önüme çıkan bir çocuk var, Ereğli’de...
AK Parti 28'inci Dönem Zonguldak Milletvekili Aday Adayı...
"AK Parti 28'inci Dönem Zonguldak Milletvekili Aday Adaylığı"nı kimlik yapmış!
İnsana "adı", "soyadı" ve "işi" yetmeyince, böyle oluyor işte!
Ömer Yazıcıoğlu, bir açıklama yapmış...
Hiçbir temasımız olmadığı halde hazırladığı metni, bir fotoğraf ile birlikte WhatsApp’dan mesaj olarak atmış!
Özetle diyor ki:
“İlimiz Zonguldak'tan AK Parti Milletvekili Adayı veya İl Başkanı olmam karşılığında, çok saygı duyduğum devlet büyüklerimiz, milletvekillerimiz ve İl Başkanlığı mensuplarımızın da aralarında bulunduğu şahıslara para veya benzeri menfaat sağladığımı dile getirmektedirler.”
Hakkında yazılanları ciddiye almayan bu çocuk, açıklama yapma gereği duymuş!
“Tüm mukaddesatım ve ailem üzerine yemin ederim ki, herhangi bir kurum, kuruluş veya kişiye; bir makam veya mevkiye gelmek için para veya menfaat sağlamadım. Özellikle yukarıda her birine sadece saygı ve sevgi duyduğum büyüklerimle, para veya menfaat anlamında hiçbir ilişkim olmamıştır, olamaz da... Şu da bir muhakkaktır ki, üniversite yıllarımdan bu yana bir neferi olmaktan onur ve gurur duyduğum AK Parti çatısı altında siyaset yaparken zerre kadar nasiplenmemiş bir insan olarak; partimizde belli makamlara gelmenin parayla-pulla değil, liyakatle olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyorum” demiş!
Yazıdan anlaşıldığı kadarıyla, AK Parti’de siyaset liyakatle olduğu için Ömer Yazıcıoğlu "liyakatsiz" bulunmuş ve aday yapılmamış!
Ömer Yazıcıoğlu, AK Parti’de siyaset yaparken zerre kadar nasiplenmediğini söylemiş!
Keşke biraz nasiplenseydi!
AK Parti’de nasıl siyaset yapılması gerektiğini öğrenirdi!
Böyle kafasına vura vura öğrenmek zorunda kalmazdı!
O kadar milletvekili aday adayı varken, bu çocuk yazılanları neden üzerine alınmış?
Yazılanları ciddiye almadıysa, neden açıklama yapmış?
Bu çocuğa, kim bu açıklamayı yaptırmış?
Bu çocuk, açıklamasının satır aralarında boyundan büyük laflar etmiş!
O konulara sonra değiniriz!
Ama böyle bir açıklamaya gerek duyduğuna göre, yazılanlar büyük sıkıntıya neden olmuş!
Zaman, satın alınmıyor...
Kimi konuşurken düşünüyor, kimi düşünürken konuşuyor!
Ben, konuşurken-yazarken düşünenlerden sıkılıyorum.
Düşünürken konuşanlar-yazanlar, daha samimi geliyor.
Ne söyleyecekse, hesapsızca söylemeli insan...
Eğer, konuşurken düşünüp beni sıkan biri olursa, “Taksimetre boşa çalışıyor” diyorum.
Zaman; yerine konmuyor, geri dönmüyor, yenilenmiyor, depolanmıyor, satın alınmıyor.
Zaman; herkese eşit olarak sahip olunan, eşit olarak sunulan tek kaynak.
Bu nedenle zamanımı boşa harcayanlara sinir oluyorum.
Sohbetinden keyif almadığım biriyle oturmuyorum, konuşmuyorum.
Bazılarına “Nasılsın?” diyemiyorum...
“İyiyim” ya da “Değilim” diyecek.
“İyi değilim” derse, ben öğrenmek istersem, zaten nedenini sorarım.
50 yaşını geçince, zamanın değerini daha iyi anladım.
Güneş, düne göre daha güzel batıyor...
O zaman güneşin batışını izlemeliyim.
Yağmur, ne güzel ıslatıyor...
O zaman yağmurda ıslanmalıyım.
Şunun şurasında bir çeyrek asır daha yaşar mıyım?
50’yi devirince, böyle hayata daha başka bakıyor insan...
Hayata daha sıkı sarılıyor...
Çünkü artık zamanın daraldığını biliyor.