Bir tarafta hükümetin tutumu, diğer yanda polisin orantısız şiddeti…


Bir tarafta iktidardan derdi olanlar, hemen yanlarında provokatörler.


Bir tarafta masum talepler, diğer yanda illegal yöntemler.


Ne iktidar iktidar, ne tepkiler tepki.


Her şey rayından çıkmış gibi sanki.


Herkes rayından çıkmış gibi.


Siyasetçiler, medya, göstericiler, provokatörler, sanki hep bir ağızdan ülkedeki gerilimin artması için çalışıyor.


Maçı galipken bitirmesi gerekenler, ısrar ve inat ettikçe, kişilerin ve kitlelerin masumiyetine inanmak zor olur.


Bir ülkenin insanları, kendileri gibi olmayan, düşünmeyen herkesi şer cephesine koymuş durumda.


Herkes bir parça gaza gelmiş.


Hükümetin yanlışlarını başka yanlışlarla doğrultmaya çalışmak, hangi siyasete sığar?


Herkesin; bu iktidarla bir sorunu var.


Herkesin; bu iktidarla kavga etmek için bir nedeni olabilir.


Hem iktidar cephesinden, hem muhalefet cephesinden demokratik olmayan her yola başvurarak, sığınarak, savunarak demokrasiyi aramak, nerede görülmüş?


Baskılar etkili oldu.


Üç-beş çapulcu büyüdükçe büyüdü.


Karşılıklı her türlü provokasyon gerilimi büyüttü.


Hükümet geri adım attı.


Başbakan’ın karizması çizildi.


Hükümet, “Önce yargı kararını bekleyeceğiz” dedi.


“Yargı, Topçu Kışlası’nın yapılmasına olumlu yanıt verirse, referandum yaparız” dedi.


İşte tam da direnişçilerin galip geldiği zamandı.


Keşke önce o kararı bekleselerdi.


Keşke sonrasını bekleselerdi.


Ama olmadı.


Çünkü tam paçasına yapışmışken, iktidarı devirme fırsatını kaçıracaklarını düşündüler.


Eylemcilere, “Eylemi bitirmeyin” talimatları geldi.


Gezi yeniden karıştı.


Sonra polisin orantısız gücü devreye girdi, yeniden.


Göstericiler taş attı.


Ve göstericilerin saklandığı otellere gaz bombaları atıldı.


Keşke hükümet “Gezi”yi eylemcilere bıraksaydı.


Belediyelerin araçları her gün gidip orada temizlik yapsa ve çöpleri alsaydı.


Hatta oradaki eylemcilerin zorunlu ihtiyaçları için tuvaletler yerleştirilseydi.


Üç ay, beş ay orada yaşasalardı eylemciler de, böylesi olmasaydı.


Ne kaybederdi Türkiye?


Ve o eylemciler, terör taşeronlarını aralarına sokmadan parkta kalsalardı hep.


Ne kaybederdi Türkiye?


Başbakan, çizilen karizmayı yine polisle çözmeye çalışmasaydı, ne kaybederdi Türkiye?


Doğu’da PKK’lara uzatılan sıcak el, “Gezi”dekilere uzatılsaydı, ne kaybederdi Türkiye?


Hiçbir şey kaybetmezdi.


Şimdi izliyoruz.


Dört bir tarafta eylem var.


Zonguldak’ta göstericiler sabahtan akşama kadar caddeleri turladılar.


Çevik kuvvet yoktu.


Emniyet, bir kaç sivil polisle izledi olup biteni.


Ne kadar güzel…


Zonguldak, bu kadar sakin ise, dikkat etmek gerekir.


Birileri Ankara’dan, İstanbul’dan gelip, Zonguldak’ı da, İstanbul ve Ankara’ya dönüştürmek isteyecektir.


Ve başka bir gerçek daha…


Herkesin hükümeti eleştirmek için bir nedeni vardır.


Olmalı da.


Ama sandıktan çıkmayan demokrasinin kime faydası olacak?


Başka bir şey daha;


Cumhuriyet mitinglerini unutmamak gerekir.


O mitingler kime yaramıştı?


Eğer kendimiz gibi düşünmeyen insanları yok etmek, yok saymak, gaza boğmak, karşı şiddet uygulamakla sorunu çözebilecek, bu ülkeye sahip çıkabileceksek buyurun çözün!


Kendi ülkesinde olup bitenlere görmezden gelen Avrupa ülkelerinin siyasetçilerinden medet umacak, onların şiddeti tırmandıracak tutumlarına umut bağlayacak, mutlu olacaksak, buyurun olun!


Bu ülke sanki 80’leri yaşamamış gibi rahat, gelişi güzel davranabilir mi?


İnsanlar hafızasını kaybetmiş gibi yaşayabilir mi?


Hükümetin ilk günden beri pek çok yanlışı oldu.


Masum sokak eylemlerinin yapılması gereken çok daha önemli olaylar oldu, bu iktidar zamanında.


Onlar da bu kadar gürültü çıkmadı.


Ama tüm bunlara rağmen üç defa üst üste iktidar oldular.


Gezi’deki haklı talebi bir tarafa koyalım.


Bugün sokaklara dökülen bunca insan, keşke hükümeti yıkmak için fikirleriyle sokaklarda, işyerlerinde çalışsaydı.


Kendileri gibi düşünen insanları değil, kendileri gibi düşünmeyen insanlara ulaşabilselerdi.


Ve iktidar karşısında alternatif olamayan CHP’nin ve MHP’nin yöneticileri devirebilselerdi.


Hükümetin tutumu, polisin orantısız şiddeti ne kadar yanlış ise, karşı şiddete sığınmak, o şiddete umut bağlamak, görmezlikten gelmek o kadar yanlış.


Yaşanan bu süreç, zeminindeki kayma nedeniyle kendi içinde tartışılma sürecinde olan iktidarı derleyip toparlayıp oylarında patlama yaparsa sakın şaşırmayın!


__



İşadamının söyledikleri…



Cumartesi günü bu kentin önemli, tanınmış, siyasetçi işadamlarından biriyle sohbet ettik.


Ve konu dönüp dolaşıp Cumartesi günkü yazıda paylaştıklarımıza geldi.


Dedi ki:


“Ben çocuklarımı insani anlamda böylesi kirlenmiş bir şehirde büyütmek istemiyorum.”


Dedi ki:


“Her kentte sorunlar olabilir.


Ancak böylesi sanırım hiçbir yerde yoktur.”


Devam etti.


Dedi ki:


“En kısa zamanda çocuklarımı başka bir kente göndereceğim.


Bu kente hangi yatırımlar gelirse gelsin, ne kadar lüks evler yapılırsa yapılsın, insanlar birbirlerini karalamaya devam ettiği sürece, bu kent daha da yaşanmaz hale gelir.”



Kot kafalılar!



Cumartesi günü;


“Dönüp bir de kendine bak” diye yazmış ve yazıyı şu cümlelerle bağlamıştık:


“Bu kentte kendisini düzeltmeye çalışmayan herkes, bir başkasını düzeltmeye çalışıyor.


Oysa herkes; önce kendisini, sonra başkalarını düzeltmeye çalışsa, sorun çözülecek.


Siyasetten medyaya, bürokrasiden ticari yaşama herkesin önce kendisini sorgulamasını tavsiye ediyoruz.


Umarız mesajlar anlaşılmıştır.


Kot kafalıların, ne demeye çalıştığımızı anlamasını da beklemiyoruz.”


Böylesi çağrıları yaparken kendimizi de başkalaştırmamaya özen gösteriyoruz.


Ama anlaşılan o ki “kot kafalılar” bunu da anlamıyor.