Hayat kısa.

Çok kısa.

Belki üç saniye.

Belki beş.

Hüzün İstasyonu&[#]8217;ndan geçiyoruz.

Ömrün huzuru titriyor.

Bir ürperti sarıyor çevreyi.

Günahlarına saklanıyor koca kent.

Susuyor metallerin gürültüsü.

[*][*][*]

Ağrılar, kalp kapakçıklarını zorluyor.

Bereketli hüzünler bunlar.

Hep aynı istasyonda bekliyor önümüzü.

Her akşam.

Her sabah.

Özellikle her akşam.

Mesai bitimlerinde bir kalabalık sarıyor etrafımızı.

[*][*][*]

Kimler geçmiyor ki o istasyondan.

Zengini.

Fakiri.

Okumuşu.

Okumamışı.

Dindarı.

Dinsizi.

Seçilmişi.

Atanmışı.

Vicdanlısı.

Vicdansızı.

Erkeği.

Kadını.

Vakitli vakitsiz&[#]8230;

Zamanlı zamansız&[#]8230;

Hepimiz geçiyoruz o istasyondan&[#]8230;

[*][*][*]

Tüm yoksullukların gölgesinde acılarla büyüye büyüye gedik bu günlere.

Yetmedi.

Tadına doyamadık acıların.

Büyüdük.

Adam olamadık!

Büyüdük uslanamadık!

Acılar çektik.

Acılar çektirdik.

Sevmeyi bilemedik.

Sevilmeyi bilemedik.

Kuruttuk gözyaşlarımızın kalbini!

İyi mi olduk, kötü mü olduk anlayamadık.

[*][*][*]

Sabah uyanmaları yok mu hani o sabah uyanmaları.

Sabahın köründe, içsel yalnızlığın duvarında, tek başına asılı bir kale anahtarı gibi&[#]8230;

[*][*][*]

Herkesin kendi hüznünde boğulduğu büyük denizin hemen kıyısı.

Herkes er ya da geç uğrayacak buraya.

Bu kıyıya.

Bu istasyona.

Her ayrılık vaktinde.

Vakitsiz ayrılıklarda.

Zaman yetmeyecek hiç birimize.

Dualar karışacak beddualara.

Toprak bile kabul etmeyecek belki de.

Diri diri gömülecek bedenlerimiz!

Duymayacak sesimizi hiçbir çığlık.

Dip dalgaları arasında kayıp giderken ömür, hiçbir şeyi geri getirmeyecek son pişmanlıklar.

[*][*][*]

Çocuktuk.

Ağlamayı öğrendik.

Küsmeyi öğrendik.

Ama çocuktuk.

Saf, masum, günahsızdık.

Suç işlememiştik henüz.

Büyüdük.

Büyüdük de ne oldu?

Büyüdükçe ihaneti öğrendik.

İhanet etmeyi öğrendik.

Yanmayı, kavrulmayı öğrendik.

Büyüdükçe vazgeçmeyi öğrendik.

Öyle öğrettiler çünkü.

Tanıdıklarımız, bildiklerimiz öyle anlattılar.

Kirlendikçe kirlendik.

Güvenilmez olduk.

Vahşileştik.

[*][*][*]

Hüzün İstasyonu&[#]8217;ndan geçiyoruz.

Hafızasını kaybederken dil.

Susuyor ağız.

Kelimeler kırgın.

Kalemler küs.

Uzak bir köy yamacında.

Koca bir ahşap ev.

Bir de gıcırdayan dış kapı.

Altmış ikiden tavşan yapıldığında mutlu olurduk.

Yıllar geçti.

Altmış ikiden tavşan olmayacağını öğrendik.

[*][*][*]

Damıtılmış hüzün istasyonundan geçiyoruz.

Damıta damıta şişelendi ömür.

O şişelerin önünden geçiyoruz.

Ömrün en demli anı.

En acı.

En tatlı.

En yalnız.

Su eklesen de açılmaz rengi.

Tatlandırsan da değişmez tadı.

[*][*][*]

Rüzgara yüz vermiş bir harman ayazındayız.

Savruluyor başaklar.

Gövdesinden ayrılırken taneler.

Kalburun üzerinde kalıyor hatıralar.

Çocukluk günleri.

Gençlik günleri.

Anılar.

İnsanlar.

Özlemler.

Zaman.

Kabul etmek zor olsa da.

İliklerin merhameti son buluyor.

Yakadan düşüyor son düğme.

[*][*][*]

(Uzun süredir Cumartesi yazısı bekleyen herkese)