Büfe diyince akla sabit plastikten


yapılmış standart ölçülerde bir satış yeri akla


gelir.


Orada yol üzerinden geçenlere yönelik


gazete, ciklet, sigara, bira gibi şeyler satılır.


Ancak son dönemde büfeler, büfe


olmaktan çıktı, marketleşmeye başladı.


En kolay yöntem eskisini yıkıp, 30- 40


santim büyütmekle başlıyor.


Aradan birkaç sene daha geçiyor.


Bir daha yıkılıp bir 40-50 santim daha


büyüyor.


Üzerine uzatma, yanına dolaplar


konuluyor.


Bunlar herkes gibi bizim de dostlarımız


arkadaşlarımız olabilir.


Ama öyle olması yapılanların doğru


olduğu anlamına gelmez.


Lütfen gerçekçi olalım.


Yerel yönetimler bu konularda sınıfta


kalmış durumda.


Başta Zonguldak Belediyesi.


Biri bir yere uzatma yapıyor, diğer büfeler


patır patır değişime uğruyor.


Onların ticari kaygılarını çok iyi anlıyorum


ama bu kentin bir ticari anayasası ve ahlakı


olması lazım.


Ona taviz, buna taviz.


Böyle şey olabilir mi?


Baştan standart koyamazsanız önüne


gelen bir belediye meclis üyesi bulur işini


yaptırır.


Nasıl olsa gösterilecek bir emsal


vardır.


Kimi yandan, kimi boydan büyüyor.


Sadece büfelere değil.


Mevcut mekanlara bakıyoruz.


İlave çıkmalar, ilave bacalar, dışarıya


doğru saçılmalar devam ediyor.


Kimisi bandırma yapıyor, kimisi


sundurma.


Kaldırımlar işgal altında.


Zaten caddeleri dar.


Bu kadar nüfusu taşıyamıyor.


Üzerine bir de bu kadar çıkmaya göz


yumuluyor.


Bugünlerde bunlara çok fazla tanık


oluyoruz.


Zaman zaman dile getiriyoruz.


İmalı telefonlar, agresif bakışlardan da


korkmuyoruz.


Zonguldak´ta yaşayan herkesin bu


kaldırımlarda hakkı var.


Kimse bu hakkı gasp edemez.


Ama bal gibi ediyorlar.


Yıkım kararı bulunan yerler nasıl büyüyor?


Kimlerle rant pazarlıkları yapılıyor.


Zonguldak Belediyesi ve belediyenin


meclis üyeleri bu yaşananları görmezden


geliyor ve bir standart oluşturmak yerine göz


yumuyorlarsa canları sağ olsun.



Lafa gelince hükümete sallayanların önce


kendi kapılarının önünü adam etmesi


gerekiyor.


Yerel yönetim dediğin adaletli olmalı.


Lafını geçirmeli.


Büfelerin hormonal büyümeleri en fazla


büfeciye yarar sağlar.


Onun yanında diğer esnafı mağdur


eder.


Kaldırımdan geçeni mağdur eder.


Daha ilgincini söyleyeyim.


Bunlara göz yumanları da mağdur eder.



Basit gibi duran bir konu değil mi?


Hayır değil.


Zonguldak cücük kadar büfeleri adam


edemiyorsa başka sorunları da


halledemez.


Atilla böyle diyince elbet birileri kızacak,


küsecek.


Bana kızacağınız yere gidin


yöneticilerinize kızın.


Daha ahlaklı bir davranış yapmış


olursunuz.


Ben köşeme böyle bir konuyu taşıdığım


için utanıyorum.


Emin olun utanıyorum.


Laçkalık diz boyu!



Üç yıl önceydi

Hayatımın birçok bölümünde aşk acılarıyla


yoğrulmuş bir adamdım.


Ta ki 3 sene öncesine kadar.


Şehirlerin hiç bu kadar suskun olabileceğini


düşünememiş ve beklememiştim.


Son nefesine yetişemediğim babamın buz


gibi yüzünü okşarken acının ne olduğunu yeni


öğreniyordum meğer.


Çok parçalı bir ömrün tek bütünüydü o.


Nasıl geçtiğini bir türlü anlayamadığımız


günler büyük ayrılıklarla doluydu.


Tek ben değildim ayrılık acılarıyla büyüyen.


Babam da aynı ayrılık acılarıyla yaşamış,


türkülerindeki ağıtlarına dökmüştü bana olan


özlemini. Gençlik verdiği cesarete rağmen,


onca karşıtlığa, küskünlüklere rağmen


uzaklaşamıyor, onu bırakmaya cesaret


edemiyordum. Yıllar o kadar acımasız geçti ki.


Hep bizi karşı karşıya getirdi. Son dönem


çok daha güçlü bağlar içinde kucaklaşıyorduk.


Yılların bizlere yaşattıklarına inat çok


mutluyduk. Bazen hiçbirini hatırlamamak için


kafamı başka yönlere çeviriyorum.


Damıtıldıkça buruklaşıyor tadım.


Çok şükrediyorum yinede.


Kötüden uzak duran, aç kalan ama borcunu


aksatmayan, kimsenin malında gözü olmayan,


kibirliden kaçan, açgözlüden uzak duran,


üstüne başına almayıp beni okutan, adam gibi


adam, babaya sahip olduğu için.


Ve en büyük kavgam hayırlı bir evlat olarak


kalabilmek için.


"Yaşar´ın oğlu Yaşar Atilla Öksüz" olarak


kalmak ve babamın bıraktığı bu adamlık


mirasına leke getirmemek için çabalıyorum.


Allah mahcup etmesin.


Özlemle, sevgiyle anıyorum.


Mekanın cennet olsun.


Tek evladın, tek oğlun ´Baba´ demeyi çok

özledi ama seni gururla taşıyor.