CHP´de liderle birlikte üslup da değişti.
Değişiklik yeni Genel Başkanın Başbakana hitap şekliyle kendini hemen gösterdi.
Eski Genel Başkan Deniz Baykal, Başbakana tepki gösterirken bile "Sayın Başbakan" diye hitap ederdi.
Yeni Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Recep Bey gidiyor.
Recep Bey aşağıya Recep Bey yukarıya, tutturdu bir Recep Bey gidiyor
Sayın Kılıçdaroğlu, bu hitabıyla küçümseyici ve alaycı bir tavırla Başbakana takılıyor, bu şekilde puan toplamayı hedefliyor.
Bence yanlış yapıyor.
Benim bildiğim devlet büyüklerine, genel başkanlara, üst düzeyde görev yapan bürokratlara, yargı mensuplarına ve askerlere nezaket icabı "Sayın" hitabıyla seslenilir.
Nasıl Genelkurmay Başkanına İlker Bey diye hitap edemezseniz Başbakana da Recep diye hitap edemezsiniz.
Ederseniz şık olmaz, hoş olmaz.
Ederseniz sonra size Başbakan da bu şekilde karşılık verir.
Nitekim verdi de.
Sayın Başbakan, miting meydanından Kılıçdaroğlu´na "Memur Kemal Efendi" diye seslendi.
Görünür de Bey hitabı da Efendi hitabı da kibar bir hitap ama nasıl hitap edileceği belli olan kişilere bu şekilde hitap ederseniz bunu maksadını aşarak kullanmış olursunuz.
Sayın Başbakan, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu´na misilleme yaptı, küçümseyici ve alaycı bir tavırla cevap verdi.
Hoş olmadı, yakışık almadı.
Hitabetlerine kimsenin bir şey diyemeyeceği, bu konuda oldukça iyi olan iki lider de birbirlerine hitap tarzıyla yanlış yapıyorlar.
Bu söylemi bir an önce bıraksalar çok iyi olur.
Yoksa bu şekilde iktidarla muhalefet arasında var olan gerginlik daha artar.
Sayın Başbakanla Sayın Kılıçdaroğlu´nun birbirlerine "Bey" ve "Efendi" şeklindeki hitap tarzları bana 2001´de Bartın´da yaşanan bir olayı hatırlattı.
Boğaz mevkiinde kurulmak istenen Mobil Santralin Özel İdare´de yapılan bilgilendirme toplantısında Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Erdoğan Atmış´ın dönemin Valisi Fatih Eryılmaz´a kürsüden konuşurken "Beyefendi" diye hitap etmesi zaten gergin olan ortamda tansiyonu bir anda yükseltmiş, adeta bardağı taşıran son damla olmuştu.
Vali Eryılmaz´ın "Bana Beyefendi diyemezsin" diyerek ayağa kalkıp Atmış´a bağırması üzerine dönemin Emniyet Müdür Mesut Çevik de Öğretim Üyesinin üzerine yürümüştü.
Polisler tarafından koluna girilerek dışarıya çıkartılan Atmış´ın ilin Valisine "Beyefendi" diye hitap etmesi, bu hitap şekli ne kadar şirin görünse de yanlıştı.
Valilere "Sayın Valim" diye hitap etmek, müdürlere "Sayın Müdürüm" Genel Müdürlere "Sayın Genel Müdürüm", Daire Başkanlarına "Sayın Daire Başkanım", Başsavcılara "Sayın Başsavcım" Rektörlere "Sayın Rektörüm", komutanlara "Sayın Komutanım" demek nezaket kuralıdır.
Aynı şekilde "Sayın Başbakan", "Sayın Bakan" ve "Sayın Genel Başkan" da öyle.
Böyle demek nezaket kuralı gereğidir.
Herkes birbirine nasıl hitap edilmesi gerekiyorsa öyle etmeli.
Erdoğan Atmış hocamızın basın ve medyada haberlere konu olan, mobil santral mücadelesini hatırlatan "büyük yürüyüş" ve "pijamalı muhtar Hopdediks" gibi önemli üç-beş olaydan biri olarak tarihe geçen "Beyefendi" olayı o dönemin koşullarında belki bize ve bizim gibi birçok kişiye ilk bakışta farklı görünmüş olabilir.
Farklı da görünse bu hitap tarzı hatalı bir hitap tarzıdır.
Başbakanın ve Kılıçdaroğlu´nun birbirlerine hitapları Atmış´ın Vali´ye hitabının ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor.
Nitekim bu hitap sonrası ortalık daha da karışmış, dönemin milletvekillerinin de olduğu toplantıda hınca hınç dolu salondan "Bartın´ı kaça sattınız" sesleri yükselmiş, Vali Eryılmaz "seni gebertirim" diye bağırdığı iddiasıyla bir gazeteciyle mahkemelik olmuştu.
Bartın´daki olay, böyle hitapların gerginliği artıran ve olaylara sebebiyet veren özelliğine çarpıcı bir örnektir.
Umarız iktidarla muhalefet böyle hitaplar yüzünden Bartın´daki gibi bir durama düşmez.
Sigaraların üzerindeki resimler
Devlet vatandaşını zararlı şeylerden korumak için elinden geleni yapıyor.
Çağımızın vebası sigara konusunda Sağlık Bakanlığı´nın aldığı önlemler ortada.
Sigara paketlerinin üzerine önce tütünün zararlarını (hem de iri puntolarla) anlatan yazılar koydular.
Bizde alışmış kudurmuştan beterdir diye bir söz vardır.
Aynen öyle oldu.
Bu yazılar para etmedi.
Sigara kanser yapar, öldürür, hasta eder, sakat bırakır, cinsel sorunlara yol açar, nefessiz bırakır gibi yazılardan oluşan uyarılara pek aldırış eden olmadı.
İnsanlar sigaranın zararlarını bile-bile içmeye, bindikleri dalı kesmeye devam ettiler.
Sağlık Bakanlığı şimdi paketlerin üzerine uyarıcı resimler koydu.
Öyle çarpıcı görüntüler var ki; canının kıymetini, sağlığının değerini bilen, kendisini ve çevresindekileri düşünen, vücuduna ve etrafına zarar vermek istemeyen bir insanın sigarayı bırakın içmeyi yanından bile geçmemesi lazım.
Paketlerin üzerinde kömürleşmiş akciğerlerden tıkanmış damarlara ve bu yüzden kesilmiş el, kol, parmak ve bacaklara, cinsel sorunlardan kanserli organ ve iflas etmiş kalp görüntülerine varıncaya kadar envai çeşit resim var.
Resimli uyarılar başta Avrupa Birliği Üyesi ülkeler ve ABD olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde kullanılıyor.
Resimleri görünce ürken çok kişi varmış.
Resimli uyarılar yeni basılan paketlerin üzerinde bulunuyor.
Piyasada halen eski paketler de var.
Edindiğim bilgilere göre tiryakiler resimsiz paketleri tercih ediyorlarmış, sigara alırken resimsiz olsun diyorlarmış.
Eski paketler yakında bitecek.
Yeni baskıların hepsi yasa gereği resimli olacağından tiryakiler bir süre sonra böyle bir tercih yapamayacaklar.
Bu görüntülerin caydırıcı olacağını ve sigara tüketimini azaltacağını tahmin ediyorum.
Uzmanlar sigaranın bir hastalık olduğunu söylüyorlar.
Allah şifa versin, Allah kurtarsın.
Ramazan ayı iyi bir fırsat
Sigaradan devam edelim.
İnsanları sigarayı bırakmaya teşvik etmek amacıyla belirlenmiş özel günler var.
9 Şubat ve 31 Mayıs´ı bilirsiniz, bu günler böyle günlerdir.
Ramazan ayı da sigarayı bırakmak için çok ideal bir dönem.
16 saat boyunca oruç tutulacağı için bu süre zarfında sigara içmeden durabilen bir insan 24 saat boyunca da durabilir.
24 saat duran, durabilen 24 gün, 24 hafta, 24 ay ve tabi ki 24 yıl boyunca da durabilir.
Tiryakiler, bu hastalığa yakalananlar, bu illeti yakasından düşüremeyenler işte size fırsat.
Sigarayı bırakmak bir karar vermeye ve o kararın arkasında durmaya, yani iradeye sahip çıkmaya bakıyor.
Fırsat ayağınıza geldi.
Uzmanlar da öyle diyor.
Değerlendirin.