Emniyetin suçu önlemek, vatandaşları uyarmak, bilgilendirmek ve bilinçlendirmek için yaptığı çeşitli uygulamalar var.
Slayt gösterisi eşliğinde okullarda yapılan sunumlar, verilen konferanslar, mahallelerde gerçekleştirilen huzur toplantıları bunlardan bazıları.
Emniyet Müdürümüz Burhan Gümüş&[#]8217;ün geçen hafta üniversitede öğrencilere ve akademisyenlere yönelik olarak yaptığı terör konulu bilgilendirme de bu kapsamda yapılan bir çalışma.
Bartın&[#]8217;da bu doğrultuda başka çalışmalar da yapılıyor.
Yurdun değişik yerlerinde yapılan, dikkatimizi çeken ve ilginç sonuçlar veren farklı uygulamalar da var.
Örneğin Osmaniye&[#]8217;de &[#]8220;kapı zili&[#]8221; diye bir proje uygulanıyor.
Bu proje kapsamında apartmanlardaki dairelerin kapı zillerine basıp &[#]8216;hırsız geldi&[#]8217; diyen polislere, buna rağmen kapılar açılmış.
Proje kapsamında bir mahallede yapılan uygulamada 12 kişilik ekip girdiği apartmanlardaki dairelerin kapı zillerini çalmış.
Bazı vatandaşlar sorgusuz sualsiz hemen kapıyı açarken, bazıları &[#]8220;kim o?&[#]8221; diye sormuş.
İki saat süreyle yaklaşık 100 dairenin zilini çalan ekiplere vatandaşların yüzde 80&[#]8217;i &[#]8220;kim o?&[#]8221; demeden kapılarını açmış.
Rakam çok yüksek.
Bartın&[#]8217;da yapılsa kim bilir ne kadar çıkar?
Demek ki vatandaşı bu konuda duyarlı hale getirmek gerekiyor.
Osmaniye&[#]8217;de uygulanan proje ile vatandaşa kapı çalındığında nasıl davranması gerektiği anlatılıyor, uyarıcı bilgiler veriliyor.
İzmir&[#]8217;de ise daha değişik bir uygulama var.
Emniyet burada sivil trafik polis timi oluşturmuş.
4&[#]8217;ü bayan 15 kişiden oluşan bu tim sanki alışverişe çıkmış gibi ama günlük koşuşturmanın çok dışında biraz da şüpheli bir görüntü veriyor.
Sivil polis timi direksiyon başında cep telefonu kullanımı ve kırmızı ışık gibi kural ihlallerini tespit edip yasal işlem yapıyor.
Osmaniye&[#]8217;deki uygulamanın hırsızlık olaylarının, İzmir&[#]8217;deki uygulamanın da trafik kazalarının azalmasına katkıda bulunacağını düşünüyoruz.
Bu tür uygulamalar Bartın&[#]8217;da yapılıyor mu bilmiyoruz.
Memleketimden gazetecilik manzaraları (XXVIII)
Komedi devam ediyor.
Rektör Kaplan&[#]8217;ın Diyarbakır&[#]8217;da katıldığı etkinliği 11 Ekim tarihli sayısında haber yapan bir gazete aynı haberi 1 Kasım tarihli sayısında yeniden verdi.
11 Ekim ile 1 Kasım arasında 3 hafta var.
Bu kadar kısa bir süre içinde bu haberi daha önce kullandıklarını unutmuş olmaları için balık hafızalı olmaları gerekir.
Ya ne yaptıklarının farkında değiller ya da haber bulamadıkları için bilerek yapıyorlar.
Haber tekrar ederek gazete çıkarmak kolay.
Bu alışkanlık başka gazetelerde de var.
Birisi Emniyet Müdürlüğü&[#]8217;nün sitesine girmiş, trafikle ilgili son aylarda yapılan basın açıklamalarını derleyip toparlamış yeniden haber yapmış.
Bu gazete bir alem doğrusu.
Eski haberleri temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp okurlarının önüne koyuyor.
Verilen haber; &[#]8220;Boyası silinmiş plakalar, araç camlarına takılan renkli filmler, çocuk koltuğu zorunluluğu, direksiyon başında cep telefonu ile konuşma yasağı ve trafikte kış mevsiminde dikkat edilmesi gereken hususlar&[#]8221; konusunda yapılan uyarıcı açıklamalardan oluşuyor.
Emniyet&[#]8217;in gazetelere peyderpey gönderdiği bu açıklamalar daha önce (son üç ay içinde) bu gazete de dahil olmak üzere bütün basın tarafından kullanıldı.
Rektör Kaplan&[#]8217;ın Diyarbakır haberini tekrar eden gazete gibi bu gazete de bu haberi tekrar etmiş.
Ayrı-ayrı yapılan açıklamaları bir araya getirmişler tek bir haberde toplamışlar, bir sayfa kapatmışlar.
Aynen Diş Hastanesinin internetteki sitesinden aldıkları bilgilerle yaptıkları eski haber gibi yapmışlar.
Aynı gazete 30 Ekim cumartesi günü verdiği belediye meclisi haberini 2 Kasım günü tekrar vermiş. Aradan iki gün geçmiş, bu kadarına da pes doğrusu.
Bunların ayıpları her seferinde yüzlerine Osmanlı tokadı gibi iniyor ama nafile.
Ne yaparsan yap para etmiyor, bana mısın demiyorlar.
Birisi yüzlerine hapşırsa gökten yağmur yağıyor sanıp yarabbi şükür diyorlar.
Böyle gazeteciliği bir karış çocuk da yapar.
Daha doğrusu herkes yapar.
Bu gazeteler devletten ilan desteği alıyor.
Bu desteği veren devlet neden gerekli uyarıları yapmıyor?
Sadece yazılarda sorun yok, kadrolarda da sorun var.
Resmi ilan alan gazetelerde fikir işçisi kadroları büyük önem taşıyor.
Fikir işçisi gösterilen kişilerin gerçekten fikir işçisi olmaları gerekiyor.
Mevzuata göre başka yerlerde, meslekle alakasız işlerde çalışanlar fikir işçisi diye gösterilemiyor.
Fikir işçisi gösterilen kişiler beden işçiliği yapamıyor.
Bartın&[#]8217;da bu kurala eksiksiz bir şekilde uyan tek gazete var, o da bizim gazetemiz.
Bizim dışımızdakilerin kadrolarında sorun var.
Nitekim bu sorunlar nedeniyle şikayet üzerine yapılan işlemler sonucu ceza alan ve almak üzere olan gazeteler var.
Mevzuata uymayan gazeteler için ceza kaçınılmaz.
Ceza alan veya alacağını anlayanlar rahatsız oluyor.
Son zamanlarda bu rahatsızlığın sonucu çatlak sesler çıkıyor.
Bunlar çatlak ses çıkararak en iyi bildikleri işi yapıyor.
Halbuki böyle yapacaklarına işlerini doğru düzgün yapsalar, mevzuata uygun hareket etseler hiç sorun olmayacak.
Çatlak ses çıkaranlar arada mağdur rolü oynayarak kendisine acındırmaya çalışıyor.
Bunu yaparken aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor.
Şu sıralar bazı gazetelerin kadrolarıyla ilgili yasal işlemler, incelemeler yapılıyor.
Birisi sıranın kendisine de geleceğini duymuş, düşünmüş, hissetmiş olmalı ki hemen kadrosundaki hatayı düzeltme yoluna gitti.
Tabi bu işler daha önce de dediğim gibi psiko-teknik meselesi.
Psiko-tekniğiniz iyiyse iyi oluyorsunuz, kötüyle kötü oluyorsunuz.
Kağıt üzerinde gazeteci görünüp de gazetecilik yapmayan kişileri kadrolarında barındıran gazeteler bu kişileri değiştirseler bile 5 yıl geriye dönük işlem yapılabildiğinden ceza almaktan kurtulamıyorlar.
Tabi bu kişilerin başka yerlerde çalıştıkları belgelenmek suretiyle.
Bartın&[#]8217;da işler nokrasına virgülüne, harfi harfine kitaba uygun olsa resmi ilandan yararlanacak gazete sayısı iki, bilemediniz en fazla üç olur.
Gazeteler mevzuata uymak, devlet de mevzuatı uygulamak zorunda.
Bizde ne yazık ki sadece şikayet üzerine harekete geçen bir yapı var.
Oysa bunlar normal denetimlerde görülebilecek şeyler.
Gazetelerin kadrolarını incelemek, kim gazeteci kim değil bilmek, görevlilerin görevi.
Ben gazetecilerle kötü olmayayım, gazeteciler birbiriyle kötü olsun düşüncesiyle nereye kadar gidebilirsiniz ki.
Bizde mağdur rolü oynayan, kendisine acındırmaya ve durumu bu şekilde kurtarmaya çalışan çok.
Devlet taş kalpli değildir, elbette gerektiğinde düşkünlere, yardıma muhtaç durumdakilere acıyabilir, yardım edebilir.
Ama bu acımanın sonucunda başkalarının haklarına zarar vermemek, yani mağduriyet yaratmamak koşuluyla.
Bir başka deyişle önce hukuk sonra acıma.
Hukuk devleti olduğumuza göre doğrusu budur.
Öyle değil mi?