Pusula TV’nin fırtına gibi estiği yıllardı.

Gazete, internet, televizyon...

35 kişi arı gibi çalışıyoruz.

Televizyonda yayınlanan programları izleyip, habere dönüştürmesi için bir gazeteci gerekiyor. 

Şimdi Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı’nda (BAKKA) çalışan efsane Yazı İşleri Müdürümüz İlknur Yılmaz İpekçi’ın Valilikte çalışan arkadaşı, bir akrabasını tavsiye etmiş.

Pazartesi günü işe başlayan personeli, perşembe günü gördüm.

Haber merkezinde sürekli kayıt çözen biri var...

“Sen ne iş yapıyorsun?” dedim.

Ayağa kalktı, ellerini önüne bağladı, büyük bir saygıyla yanıt verdi.

Televizyondaki programları çözümleyip, gazeteye haber olarak verdiğini anlattı.

Adını sordum, “Cüneyt Özfidan” dedi.

Kayseri Erciyes Üniversitesi Süleyman Çetinsaya İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun olduğunu söyledi. 

Bir gün salondan gürültü geldi.

Cüneyt Özfidan, Genel Yayın Yönetmenimiz Atilla Öksüz’le boğaz boğaza gelmiş...

Özlem, Atilla’ya odasına geçmesini söyledi.

Ve ona, “Çocuğun babası yok. Öyle konuşamazsın” dedi.

Cüneyt’i odama çağırdım...

Sinirden titriyordu.

“Haklı olsan bile Atilla Abinle böyle konuşamazsın” dedi. 

“Ama” dedi, “Tamam” dedi.

Sarıldım, sinirden tir tir titriyordu.

İçinde korkunç bir öfke vardı.

Yeni Adım Gazetesi’nden Ender Yüksel ile anlaşmıştık.

Ama henüz bize başlamamıştı.

Halı sahada yayın kuruluşları arasında maç yapılıyordu.

Ender, maç boyunca Cüneyt’e çirkeflik yaptı!

Maç bitiminde geldi, Cüneyt’e sarıldı.

Cüneyt, sağ elini kendi göğsüne sert şekilde bir kaç kez vurarak, “Bırak Allah aşkına Ender Abi! Maç boyunca çirkeflik yaptın! Şimdi bana sarılıyorsun! Ben Elvanpazarcıklıyım!” dedi.

Cüneyt’in içindeki öfkeyi ikinci görüşümdü.

Ailesini tanıdım...

Annesini tanıdım...

Kardeşlerini tanıdım...

Sülalesini tanıdım...

Küçük yaşta babasını kaybettiğini öğrendiğimde, iş işten geçmişti.

Dedesi Hüseyin Özfidan’ı sonra tanıdım.

Evladının çocuklarına hem babalık hem dedelik yapmış.

Ama yaş ilerlemiş, sorunlar başlamış.

Elimi öyle bir tuttu ki...

Öyle şeyler söyledi ki...

Mesajı aldım.

Kabul ettim.

Babasız büyüyen Cüneyt'in şans yüzüne güldü, TTK'ya işbaşı yaptı.

Dedesi ve babası gibi madenci oldu.

Güzel bir evlilik yaptı.

Umay adında bir kızı oldu.

Torunlarını, gelinini kanatlarının altında tutan, koruyan dede Hüseyin Özfidan öldü.

Bütün sorumluluk Cüneyt’e geçti.

Daha bir hafta önce kızı Umay, “Dede” demişti.

Ne bileyim ben Hüseyin Dede’nin yerine geçeceğimi...

Acılar büyütüyor ve pişiriyor insanı...

Çocuklarımdan sonra geldi ama önce büyüdü Cüneyt...

Özfidan Ailesi, artık Cüneyt’in kanatları altında olacak.

Sorumluluğu bir kat daha artacak.

Biz de her zaman olduğu gibi Cüneyt’in önünde, arkasında, yanında olacağız.

Başımız sağolsun Cüneyt...

Mekanın cennet olsun Hüseyin Dede...

Hayat böyle işte...

Bir varmış, bir yokmuş...

Koltukmuş, makammış, paraymış, pulmuş...

Her şeyin başı sağlık.

Herkes sevdiğine sıkı sıkı sarılsın.

Sevdiklerinizin kıymetini bilin.

Acil Servise, çok acil polis lazım 

Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek binadaki Acil Servis’te yıllardır polis olurdu. Adli olaylara anında müdahale edilirdi!

Nasıl oldu ise polis odası boşaltılmış, polis hastaneden çekilmiş! 

Doktorlar, sağlık görevlileri, yardımcı personel ve güvenlik görevlileri, hırsızı, uğursuzu, sarhoşu, müptezeli ile karşı karşıya kalıyor!

Polis alındıktan sonra bir sürü olay olmuş.

Biz de durumu yerinde gördük!

Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek binadaki Acil Servis’inde polis noktasına ve polise acil ihtiyaç var.

Zonguldak İl Emniyet Müdürü Sinan Ergen, selden, fırtınadan, heyelandan, operasyonlardan başını kaldırabilse, bu önemli konu ile ilgilenebilse!

Konunun aciliyeti var!

Kimsenin canı yanmadan bir çözüm bulunsun!

Türkiye’ye rezil olmayalım!