Zonguldak'ın en çok takip edilen internet sitesi ve en etkili gazetelerinden biri Pusula...
Bu gerçeği kimseyle tartışmıyoruz.
Seçim dönemlerinde adaylara gidip, "Pusula'ya ne verdiysen, bize de onu vereceksin" diyenleri görüyoruz.
Beyler-bayanlar... Bırakın adaylar size gelsin!
Biz, bize gelenle de, gelmeyenle de çalışırız.
Çalıştığımız adayın kazanması ya da çalışmadığımız adayın kazanması da sorun değil.
Medya gücünüz değerliyse, sizinle seçimden sonra da çalışılır.
Bir milletvekili ve danışmanının baskıları nedeniyle bizimle çalışamayan politikacıların hepsi şimdi bizimle çalışıyor.
Günlük küçük hesaplarla hareket etmeyin.
İşinizi doğru yapın, sisteminizi düzgün kurun, uzun yol yürür ve başarıya ulaşırsınız.
Kimse, kimsenin rızkını yiyemez.
Hayat, herkese hakettiğini verir.
Kıssadan Hisse: Bu ders bize yeter...
Bir zamanlar Çin'de fakir bir adam, o denli aç ve bitkin düşmüştü ki, kendini tutamayıp bir armut çaldı. Adamı yakaladılar ve cezalandırılmak üzere İmparatorun karşısına çıkardılar.
Hırsız, İmparatoru görünce ona şöyle dedi: "Değerli efendim, çok açtım, dayanamadım, çaldım. Beni affetmeniz için yalvarıyorum size. Beni affederseniz, size paha biçilmez bir hediyem olacak."
İmparator dudak büktü: "Senin gibi birinde paha biçilmez ne olabilir ki?"
Hırsız, o anda avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatarak, "Bu çekirdeği ekerseniz, bir gün içerisinde altın meyveler veren bir ağacın yeşereceğini göreceksiniz" dedi.
İmparator, bir kahkaha atarak, "Ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni" dedi.
Yoksul adam, "Haşmetlim, bu tohumu ben ekemem, çünkü ben bir hırsızım. Bu sihirli tohumu ancak ömründe hiç çalmamış, başkalarına haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler ve tarif edilmez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz" dedi.
İmparator irkildi, suratını astı ve bir süre düşündü. Sonra da hırçın bir sesle, "Ben İmparatorum, bahçıvan değil, o tohumu Başbakana ver, eksin de altın meyveleri görelim" dedi.
Yoksul adam, tohumu Başbakana uzatınca, Başbakan telaş içerisinde İmparatora dönüp itiraz etti: "Ben ekim-biçim işlerinde çok beceriksizim efendim. Sihirli tohumu yanlış eker, ziyan ederim, bence bu tohumu Hazinedarbaşı eksin."
Hazinedarbaşı hemen bir bahane buldu ve bu görevi bir başkasına devretti. Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohumu ekme görevinden kaçındılar.
Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü, başı önünde duran Başbakana, Hazinedarbaşına ve bütün görevlilere dik dik baktı ve "Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumunun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim" dedi, cebinden bir altın çıkararak yoksul adama attı. Herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi. Sonra da gülerek, "Bas git buradan be adam, bu ders bugünlük hepimize yeter" dedi...
Günün Fıkrası: Gazeteci-Siyasetçi...
Kriz yüzünden işten çıkarılan bir yandaş gazeteci ile yeniden seçilemeyen bir milletvekili, yurt dışına çıkmışlar. Bir süre yiyip-içip, eğlenmişler. Doğal olarak paraları çabucak tükenmiş.
İş aramışlar ve bir çiftlikte hayvan pisliklerini ahırdan kürekle kazıyıp çöp arabasına atma işi bulmuşlar. Bir süre çalışmışlar, başarılı olmuşlar.
Çiftlik kahyası da onları sevmiş ve hallerine acıyarak, "Size daha kolay bir iş vereceğim" diyerek, onları yumurta paketleme işinde görevlendirmiş.
"Bunların irilerini ve iyilerini bu taraftaki kutulara, küçük ve kötülerini de bu taraftaki kutuya koyacaksınız" demiş.
Fakat bizimkiler çok yavaş çıkmışlar, "Bu iyidir-değildir, küçüktür-büyüktür" tartışmaları ile işleri aksatmışlar.
Onları gözleyen kahya yanlarına gelmiş, "Siz Türkiye'de ne iş yapıyordunuz?" diye sormuş.
Bizimkiler "Gazeteci" ve "Siyasetçi" diye cevaplamışlar.
Kahya, "Anlamalıydım! Çok iyi b.k atıyorsunuz, ama iyiyle-kötüyü ayırt etmeyi hiç beceremiyorsunuz!" demiş.