Bugün bir Zonguldak analizi yapalım...
Bizler, Zonguldak’ta yaşayanlar, Zonguldak’ın bir adım ileri gitmesini sağlayamayacağımız gibi geri gitmesini de sağlayamayız!
Zonguldak, başka şehirlere benzemez...
Zonguldak, sazlık ve bataklık bir yerken, insanları köylerde toprak ve hayvancılıkla uğraşırken, taşkömürünün bulunması ve ülkenin taşkömürüne ihtiyacı nedeniyle bir sanayi kentine dönüşmüştür.
Kömürün aşkından yine devlet, termik santral ve demir-çelik fabrikaları kurmuştur.
İşçi sayısının artmasıyla "büyüyen", azalmasıyla "küçülen" bir şehir olmuştur!
Filyos Vadi Projesi ile ümitlenmiş, bacasız sanayi kararıyla emek yoğun iş gücü hayali yıkılmış, doğalgaz hayaliyle umutlanmış bir şehirdir.
Filyos, hiçbir zaman hayalimizdeki istihdamı sağlamayacak.
Yani göç tersine dönmeyecek.
Birbirimizi kandırmayalım.
Zonguldak’ta turizm, hiç bir zaman kent ekonomisinin bir dinamiği olmayacak.
Zonguldak insanının kafa yapısı değişmedikçe, kentte dönüşüm oluşacak.
Çünkü bu kentte herkes kendi menfaatini düşünüyor!
Kentin menfaatini düşünen yok!
"ÇATES’e kömürü ben vereyim, Eren’e ben vereyim, krediyi ben çekeyim, devlete vergi-sigorta ödemeyeyim, en güzel arabaya ben bineyim, en güzel kızlarla ben gezeyim" anlayışıyla kent gelişir mi?
Şehirde gerçek manada "sanayici" diyeceğiniz o kadar az isim var ki...
İş dünyası böyle...
Siyaset dünyası farklı mı?
İş ve siyaset dünyası böyleyse, basın nasıl olacak?
Böyle karmaşık bir yapıda bürokratın sağlıklı kararlar almasını bekleyebilir miyiz?
Zonguldak, asla düzelmez!
Çünkü bu kafa yapısı değişmez!
Zonguldak’ın kurtuluşu, devletin Zonguldak’a olan ihtiyacı ile orantılıdır.
Devlet, Zonguldak’a yatırım yaparsa-yaptırırsa, Zonguldak gelişir.
Bu da, bir milletvekilinin cumhurbaşkanıyla ilişkisiyle filan olmaz!
Kendimizi kandırmayalım...
Onun için "havanda su dövmeye" devam edelim!
Vakit geçirelim!
Çıngıraklı kurt...
"Anadolu’da kurtlar bir belalıdır" demiş ve devam etmiş büyük usta...
"Bir kurt, bir koyun veya keçi sürüsüne dalar, kurt sadece bir tanesini alır götürür ancak bütün sürüyü parçalar.
Kurt dalmış sürüden artık hayır yoktur... Koyundan, keçiden başka geçimi olmayan Anadolu köylüsü, eğer sürüsüne böylesine kurt girmişse; çöker, biter, açlıkla karşı karşıya kalır.
Bu nedenle kurt gittikten sonra, sabah olduğunda sürü sahipleri, gördükleri manzara karşısında donar kalır ve içleri kurda karşı kinle, öfkeyle dolar.
Bu durumda köylü, kurttan öcünü almak ister. Atlarına binerler, köpeklerini, iplerini alırlar, kurt avına çıkarlar. Kurtları intikam için diri yakalamaktır en büyük amaçları...
Usulünü de bilirler ve sonuçta kurtları diri diri yakalarlar.
Kin bağladıkları, öç almak istedikleri kurda bir fiske bile vurmazlar.
Kurdu hiç incitmezler.
Yalnız, sağlam bir telle ya da kirişle kurdun boğazına bir çıngırak takarlar ve kurdu okşayarak, sırtını sıvazlayarak ve sevecenlikle öperek salıverirler.
Boğazı çıngıraklı kurt, sevinerek, koşarak ayrılır köylülerden...
Ancak çıngıraklı kurt, hiçbir canlıya yaklaşamaz. Çünkü çıngırak sesini duyan her hayvan, önceden kaçar. Kurt ise, boğazında çıngırak, bozkırlar boyunca, dağlar boyunca boşu boşuna koşar durur.
Sonunda kurt, dağlarda açlıktan önce yavaş yavaş zayıflar, sonra zayıflıktan güçsüz düşer ve sonunda bağıra, bağıra, bağıra ölür.
Bu, insan aklına gelen işkencelerin, zulümlerin en korkunçlarından birisidir."
Zonguldak’ta bulutlu havayı seven kurt görünümlü bir çakal, bizim sürünün yakınlarında geziyor!
Ona güzel çıngırak takacağız!
Sonra oturup izleyeceğiz!
Siz de seyredersiniz!