Çok bilinen bu atasözümüzün karşılığı şöyle: “Görgüsüz kişi, gün gelir de hayal bile edemediği bir şeye ulaşırsa, sevincinden ne yapacağını bilemez. Hatta o şeye istemeden de olsa zarar verebilir.”

Bu tip karakterlerle ülkemizde de karşılaşıyoruz!

Daha genel bakacak olursak, Dilan-Engin Polat çiftinde gördük bunu!

Diğer sosyal medya fenomenleri de böyle!

Bu sosyal medya işi bir hastalık!

Utanmasalar, işerken fotoğraflarını çekip paylaşacaklar!

Bence, işeme işinden değil de, başka şeyden utandıkları için paylaşmıyorlar!

Her şeyin abartılısını sevdikleri için paylaşım yapmıyorlar!

İstedikleri organa sahip olsalar, onu da hiç tereddüt etmeden paylaşırlar!

Mesela, gün içinde Pusula’ya 3-5 ziyaretçi gelir...

Seçim döneminde bu sayı artar.

Ama bize gelen misafiri kamuoyunun bilmesine ne gerek var?

Gerek olanı paylaşırız.

Ama bu nedir arkadaş?

"Ben, önemli bir insanım... Beni o yüzden ziyarete geliyorlar."

Yaratılan algı bu...

İnsanın bu algıya ihtiyaç duyması bir sorundur!

Mesela, bizim çok iyi görüştüğümüz işadamları, bu tür paylaşımları yapmazlar.

Bazen, misafirleri çeker paylaşırlar.

Ama iş hayatlarıyla ilgili çok önemli bir girişim, yatırım, gelişme, açılış olmadığı sürece paylaşım yapılmaz.

Yapılacaksa, kişiler üzerinden değil, kurumsal hesaplardan yapılır.

Zonguldak’ta yaşanan her sıcak gelişmenin fitili Pusula’dan ateşlenir.

Buna rağmen biz böyle paylaşıma ihtiyaç duymayız.

Bu satırları, bir uyarı mahiyetinde yazıyoruz.

İşin şeyini çıkartmayın...

Zaimoğlu-Zalimoğlu-Asalet...

CHP Zonguldak Merkez İlçe Başkanı Osman Zaimoğlu, doğal afete maruz kaldığımız günlerde, afet üzerinden zalimce açıklamalar yaptığı için artık kendisine "Osman Zalimoğlu" diyeceğimizi yazmıştık.

Osman Zaimoğlu aradı, “Asaletim, soyadımdan geliyor. Lütfen benim soyadımı 'Zalimoğlu' olarak yazma... 'Zaimoğlu' yaz. Ben, önce yanlışlıkla yazdığınızı düşündüm. Ama böyle devam etmesin” dedi!

Böyle asil bir duruşun karşısında ne diyeceğimizi bilemedik!

“Osman Bey, sen asaletinin soyadından geldiğini söylüyorsun! Ama biz sende bir asalet göremiyoruz” diyemedik!

Asalet; insanlara eğitimle verilemez. Asaletin büyük bölümü; soydan, atadan, cibilliyetten, kültürden ve genlerden gelir.

Asalet, asil veya soylu, bazı kültürlerde toplumun ayrıcalıklı en üst katmanına mensup kişi. "Doğuştan veya hükümdar buyruğuyla, bazı ayrıcalıklara sahip olan ve özel unvanlar taşıyan kimselere" denir. Asil olma durumuna "asalet veya soyluluk" denir. Pek çok toplumda soyluluk ebeveynlerden çocuklara geçer.

Asil insan için atalarımız, “Asil azmaz, bal kokmaz; kokarsa yağ kokar, çünkü aslı süttür” der.

Fuzuli ise...

“Mey biter saki kalır, 

her renk solar haki kalır. 

Diploma insanın cehlini alsa da,

Hamurunda varsa,  

Eşeklik baki kalır” demiştir.

Ama bu sözün konumuzla ilgisi yoktur!

Mevlana ise...

“Asalet; boyda değil, soyda...

İncelik; belde değil, dilde...

Doğruluk; sözde değil, özde...

Güzellik; yüzde değil, yürekte...” demiştir.

Bu yazı içinden Osman Zaimoğlu kendine düşeni alır!

Biz, buna inanıyoruz.

Kıssadan Hisse: Hava bile haram...

Vaktiyle Bursa’da bir Müslüman, bugünkü adı "Arap Şükrü" olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:

“Her kula helâl, Müslüman’a haram!”

Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, "Bu nasıl fitnedir?" diye…

Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzura getirilmiş. 

“Bu nasıl fitnedir? Dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, 'hayrattır, sebildir' diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?” diye çıkışmışlar adama... 

Adam, “Müsaade buyrun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe, kadı daha da kızmış, “Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir!” demiş.

Demiş ama bir yandan da merak edermiş, “Nedir gerekçen?” diye sormuş. 

Adam, “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. 

Söz, Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. 

Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan o da meraklanırmış:

“De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, 'hem de her kula helâl, Müslüman’a haram' yazarsın?” 

Adam, başı önünde başlamış konuşmaya...

“Delilim vardır, lâkin ispat ister.”

“Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?”

“O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım…”

“Eeee!”

“Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…”

Dediği yapılmış adamın... Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler:

“Ne oluyor, bu ne zulüm? Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” 

Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş. 

Bir hafta dolunca, adam, “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler...

“Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. 

Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. 

Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… 

Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine…

Sultan, “Bitti mi?” demiş adama...

Adam, “Sultanım, son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.

“Şimdi nedir isteğin?”

“Efendim, payitahtımız Bursa’nın en sevilen âlimini alınız minberinden…”

Adamın dediğini yapmışlar. Ulucami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler.

Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “Ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz” gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… 

Geçmiş bir hafta, “Nerde imam?” diye gelen-giden yok! 

Halk, hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için:

“Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”

“Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi?”

“Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…”

“Sorma, sorma…”

Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah, çeşmeyi yaptırana sormuş:

“Eee, ne olacak şimdi?"

Adam, “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan...” demiş.

“Haklısın” demiş Padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. 

Adam başı önünde konuşmuş:

"Ey büyük Sultanım, siz irade buyrunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?"

Sultan, acı acı tebessüm etmiş:

"Hava bile haram, hava bile…"