Boşuna çekilmedi bunca acılar.
Bunca ayrılık, bunca kavuşma
Vakitsiz zamanların gölgesinde boşuna aranmadı güneşin yüzü.
Boşuna çekilmedi bunca hasretlik.
Boşuna kurumadı yağmurların içi.
Boşuna terk edilmedi kentler.
Sebepsiz yere otobüs camlarında asılı kalmadı öpücük izleri.
Belki sıradan bir hikayeydi.
Pek çoğumuzun ki gibi yani
Sıradan bir nefesti.
Belki de çoğundan farklıydı.
Ne yüreklere sığdı, ne kitaplara
Koşup yorulmadı bir annenin 40 yıllık kavuşma telaşı.
Elleri, kolları, yüzü 40 yıl önce kaybettiği evladını bulmuşçasına telaşlıydı.
Torununu, doyamadığı evladına benzetiyor; ağzını, burnunu, kaşını ve gözünü o günkü özlemle seviyordu.
Bir evladın yeniden dünyaya gelmesi gibiydi her şey.
Zaman çoktan durmuştu.
Bazı hikayeler vardır ki; anlatılması, yazıya dökülmesi gerçekten mümkün değil.
Bazen gizli bir gözyaşı, bazen gizli bir tebessüm, bezen de yürekten bir gülümseme her şeyin özetidir aslında.
O an yaşarsınız, ama yaşadığınız boyutta anlatamazsınız.
Hepimizin hayatında vardır böyle hikayeler.
Kimi zaman kaçınılmaz, kimi zaman dayanılmaz olacaktır.
Anlatamadığınız, duyuramadığınız, sustuğunuz, belki de hatırlamak istemediğiniz tüm duygular bizim için.
Yaşayanlar bilir.
Yaşamayanlar bizim gibi öğrenir.
Kim derdi ki;
Tüm içselliklerin içe dönük fetihlerinde, sancılar ve umutlar kucaklaşacak.
Varlık ve yokluğun iç içe geçtiği dünyada, derin bir nefesi tarif etmek bu yüzden her zaman mümkün olmayacak.
Dünyada tüm olup bitenlerin aksine, Türkiyede onca savaşa, gözyaşına ve kentte tüm olup bitenlerin aksine, gün gelecek ve yaşamın tüm umudu sizi sarıp sarmalayacak.
Olup biten her şeyi size unutturacak.
İnsan yaşamındaki tüm acıların, tüm endişelerin, nefret ve öfkelerin gölgesinde yeni umut yeşertebilmek dünyanın en güzel duygusu olacak.
İşte öyle bir duygu bizimkisi
Tüm yaşanmışlıkların derin hafızası içinde anlatılması çok zor.
Havadan, sudan ve topraktan sonra Çınarla birlikte düştü son cemre ömrümüze.
Köklerimizin son dalı, aşkımızın ilk meyvesi filizlendi.
Tüm yoksunluklara, tüm acılara inat, tesadüflerle başlayan aşk bizleri ödüllendirdi.
Tüm dertlerini, tasalarını unuttu; dedeler, anneanneler ve babaanneler
En zor günlerde sığındığımız, en güzel günlerde şükrettiğimiz yüce Allah bizleri ödüllendirdi.
Minik eller ve minik ayaklarıyla tutundu dünyaya Çınar efendi
Onu görmek için sabırsızlananlar vardı.
Vakti, ömrü yetmediği için göremediler.
Havva Babaanne
Şerafettin Dede
Hasan Amca
Ve Şeker (Hüseyin) Dede
Çınar, gidenleri de alıp getirdi adeta.
Sevgileri, özlemleri, dostlukları, hasretlerimizi kenetledi.
Tek başına bir kalp atışıyla başlıyordu hayat.
Anne karnında bir spot gibi yanan o ışık, o kalp atışı görüldüğü an değişmişti her şey aslında.
Plansız bir duygu atmosferi, o an bambaşka şeylere götürmüştü.
Yaşattığı en büyük duygu; vedası en acı, yokluğu en çekilmez zamana götürmüş olmasıydı.
Babamın 7 yıl önce duran kalbi, yeniden atıvermişti sanki.
Herkesin umutlarından farklı değildi bizimkisi.
Kimsenin acısından daha fazla acı değildi yaşanmışlıklar.
Kalbi kırık zamanların silueti altında geçen ömürlerin belki de en güzel günleri şimdi.
Gölgesini kovaladığımız zamanların son çeyreğinde yakalanmış tarifsiz huzur.
Ailede herkes Çınar ile yeniden hayat bulmuş durumda.
En güzel ilaç, en güzel tat olmuş durumda.
Bizden öncekiler ve bizden sonrakiler gibi belki hayat yeni başlıyor hepimiz için.
Bambaşka telaşlar, bambaşka korkular, bambaşka heyecanlar duyacağız.
Kibirden, kinden, kolaycılıktan, yalandan uzak; iyi kalpli, doğru, dürüst, çalışkan, sağlıklı bir Çınarı büyütmek için çalışacağız.
Belki yorulacağız
Belki zorlanacağız
Ama gölgesinde huzur, gövdesinde güç bulabileceğimiz gönül Çınarı ile daha mutlu yaşayacağız.
Dualarını esirgemeyen ve iyi niyetlerini paylaşan tüm dostlara yürek dolusu teşekkür ediyor, evlat ve torun özlemi içindeki herkesin aynı mutluluğu en kısa sürede yaşamalarını diliyorum.
Çınardan herkese Agu