Çocukluğumda sevdiğim ağaçlar vardı.
Henüz 7-8 yaşlarındaydık.
Yaşıtlarımla, &8220;senin ağacın&8221;, &8220;benim ağacım&8221; kavgasına tutuşurduk dağlarda.
Kavgaya tutuşmakla kalmaz, yumruklaşıp ağzımızı bozduğumuz olurdu.
Rahmetli Aslan.
Sebahattin.
Dursun.
En çok da, bir yamacın tepesinde duran ve karşı dağları, köyleri görebildiğimiz ağaçları severdim.
Hiç unutmam &8220;goca köknar&8221;ı.
Köyden uzakta, ´Valla´ya neredeyse kuşbakışı gören tepelerden birindeydi.
Ne kadar yağmur yağsa, dibindekileri korurdu &8220;goca köknar&8221;.
Dış iz düşümünden içeriye doğru daralsa da ıslanan çember, mutlaka dibinde kupkuru yerler olurdu.
Bazen de, dibinde yakılan ateşlerden yıllar içinde içi boş karnına saklanırdık.
Ana kucağı gibi gelirdi böyle havalarda.
Çevresinin üçte ikisi canlıydı hala.
Önünde azıklarımızı açar, kavanozda yoğurt, guzine ekmeği, pırasa, helva, zeytin falan çıkarırdık.
Üşürdük, ama içimiz ısınırdı.
Çaldığımız mısırları da közüne yatırırdık.
Yetmezdi.
Oralarda bir yerlere saklanan kararmış demlik ve çaydanlığı bulup demlediğimiz çayla daha da mutlu olurduk.
Denizi ve şehirleri tanımamıştık.
Ve bir vapurun güvertesinde de çay içilebileceğini bilemezdik.
Ağacı ve demli çayı sevdiren günlerdi ki o günler.
Zaman zaman bardaksızlıktan, sıra gelmeden biterdi demlik.
Çayın bitmemesi için dua ederdik.
Dualarımız kabul olmazsa, hıncımızı çıkartacak başka yollar bulurduk.
Zaman olur, çocuk çocuğa gider, ağabeylerimizin sakladıkları çaydanlığı bulur, ateşe koyardık.
Çay-şeker büyük demliğin içine poşete sarılmış şekilde olurdu.
Şekersiz çayın tadını öğrenmek zorunda kaldığımız günler di ayrıca.
Daha benzer bir sürü ağaç var hafızamda.
Yerini hayal meyal anımsadığım, ama her tarafı saran çalı çırpılarla yerini kolay kolay bulamayacağım.
Bu benim ağacım.
Ama herkesin benzer duygular yaşayabileceği başka ağaçlar vardır hayatta.
Yaşanmışlıkların, sohbetlerin, paylaşımların, yalnızlıkların anlamı bambaşka...
Kimi zaman tek başınasınızdır.
Her ne kadar ağaçların yerini artık AVM&8217;ler almış olsa da, böylesi kavuşmalara aç bir nesil hala hüküm sürüyor.
Bazı ağaçlar ve dibinde yudumlanan çaylar gelenekseldir.
Oralardaki çaylar çoğulcudur.
Çok seslidir.
Evrenseldir.
Demini, tartışmalardan alır.
Tadını, sohbetten.
Herkes oradadır.
Dinsizi, arsızı, imansızı, o ağacın altında, o ağacın etrafında buluşmak için sözleşir.
Yer bulamayınca, döner durur etrafında.
Aç kurtlar gibi bekler bir sandalyenin boşalmasını.
Yakın bulduğu garsonu kafalar.
Kaş-göz işaretiyle ayrıcalık peşindedir.
Ereğli&8217;de Çınaraltı mesela.
Zonguldak&8217;ta Sahil Kafe!
Yani Sahil Çay Ocağı&8230;
Diğer tabirle İskele&8230;
Yani o söğüdün altı!
Ama artık o söğüt yok.
Birileri gelmiş kesmiş.
30 sene sonra gidip aradığım &8220;goca köknar&8221;ı da bulamamıştım.
Dün gittik, baktık.
Kökü sapasağlam duruyordu üstelik!
Nedeni, gerekçesi, soruşturması sizin olsun.
Bize, gövdesinde, gölgesinde huzur bulduğumuz o &8220;goca söğüt&8221;ü getirin!