Katmerli sancılarıyla büyüyen memleketin utanç duvarları üzerimize üzerimize geliyor.
Her adımda yeni bir kibirin hançeri değiyor sırtımıza.
İhanetlerin dokusu suların üzerini kaplıyor.
Yurdun dört bir yanından gelip sevdik bu kenti.
Sıcak ve taze ekmeğini sevdik.
Kokusunu sevdik.
Börtü böceğini sevdik
Acılarını sevdik.
Damarlarından girip, kalbine indik.
Aydınlığını sevdik.
Karanlığını sevdik.
Adını sevdik.
Böyle olacağını bilemezdik.
Gidiyor insanlar birer birer.
Küsüyor, küstürülüyor.
Durmuyor göç mevsimi.
Bitmek bilmiyor.
Kaçarcasına insanlar birer birer.
Özlemlerini, umutlarını, mücadelelerini bırakarak gidiyorlar bu kentten.
İnançlarını, inandıklarını bırakarak gidiyorlar.
İnce sevdalarını içinde saklayarak uzaklaşıyor insanlar.
Açlıklarını giderme umuduyla gidiyorlar.
Yaşam umutlarını yeşertme umuduyla gidiyorlar.
Solunum yetmezliklerinden kurtulmak için gidiyorlar.
Zincirlerden kurtulmak için gidiyorlar.
Gelecek kaygılarıyla sürgün ediyorlar kendilerini.
Kendi soykırımlarını başkalarına bırakmadan.
Bu sabahlardan.
Bu akşamlardan.
Bu kıyılardan.
Acılardan.
Travmatik gün dönümlerinden.
Çocukluklarından.
Ergenliklerinden.
Gençliklerinden.
İhtiyarlıklarından göç ederek gidiyorlar.
Ankara´ya
İstanbul´a.
İzmir´e gidiyorlar.
Muğla´ya.
Balıkesir´e.
Bursa´ya gidiyorlar.
Analarını, babalarını, çocuklarını bırakarak geride belki de.
Yarım yamalak ama durmadan gidiyorlar.
Eski mahallelerinin, köylerinin anılarıyla gidiyorlar.
Ölmeden önce bir kez daha görme umuduyla gidiyorlar.
Ya gidemeyenler.
Gitmemek için direnenler.
Mecburen kalıyor diğerleri.
Mecburen susuyor.
Sevdasını gizliyor içinde.
İşte bu yüzden acı çekerek seviyoruz bu kenti.
Acı çekerek yaşıyoruz.
Bu daracık sokaklarını.
Kirletilmiş kıyılarında yürüyoruz.
Kandırılmış yüreğine dokunuyoruz.
Budanmış kollarından düşen ellerine dokunuyoruz.
Buz gibi seviyoruz akşamları.
Yoksul çocukların sayısı artıyor.
Yoksul babaların sayısı azalıyor.
Yoksul annelerin gururu altında eziliyor insanlık.
Kalabalık büyüyor.
Kalabalıkla birlikte göç de büyüyor.
Bunca kalabalık içinde boş kalmıyor siyaset kürsüleri.
Bol keseden atılan nutukların ninnisiyle doğuyoruz.
Büyüyoruz.
Yaşlanıyoruz.
Ölüyoruz teker teker.
Kelimeler yoruluyor, yazılar duruyor.
Ancak sloganlar hiç bitmiyor.
Gitgide çirkinleşen yüzüyle çekilmez oluyor kent.
Birileri geliyor, birileri geçiyor.
Anılar çöplüğünde ötüyor o eski kurtarıcılar.
Bazılarının adları bile hatırlanmıyor.
Hepimizin gideceği yerde bekliyorlar bizi.
Arşivlerin dilini çözdükçe kimilerini nefretle, kimilerini sevgiyle anıyoruz.
Meğer ne çok ihanet eden varmış bu kente.
Behçet Necatigil´in ´Türküsüz kent´indeki ´Has Oğulları´na ne olmuş böyle.
Böyle mi sevecektiniz bu kenti?
Böyle mi hizmet edip büyütecektiniz?
Yediniz bitirdiniz bu kentin umutlarını.
Sömürdünüz çocuklarının duygularını.
Hizmet için değil sadece menfaat için mi sevdiniz bu kenti?
Yediniz bitirdiniz, yediniz bitirdiniz.
Doymadınız, doyamadınız.
Umutla büyüyen gençleri sürgün ettiniz bu kentten.
Emeklileri sürgün ettiniz.
Esnafı sürgün ettiniz.
Girişimciyi sürdün ettiniz.
Bu kente sevdalıları sürgün ettiniz.
Geride ne kaldı ki.
Keşke hiç sevmeseydiniz bu kenti.
Çıkmasaydınız o kürsülere.
Büyük laflar, büyük yalanlar söylemeseydiniz bu insanlara.
Bu kadar asalaklaşmazdı bu kent.
Bu kadar umutsuz olmaz, böyle yüz üstü bırakılmazdı.
Göç sancılarından kanayan özlemler, kaderi olmazdı bu kentin.
Dünden bugüne değişen bir şey yok.
Böyle sevmeye, böyle hizmet etmeye devam edecekseniz bırakın sevmeyin.
Daha fazla büyümesin göç sancıları.