Donma Günü (Freeze Day)


Önceden sözleşmiş kalabalık bir grup halka açık bir yerde buluşuyor. Gelen sinyalle birlikte aynı anda donuyorlar. Bir çeşit şaka. Her ne yapıyorlarsa o hareket içinde kalıyorlar, tokalaşırken, su içerken, kitap okurken, yürürken. Bir dakika boyunca hiç kıpırdamıyorlar. Sayıca bu olaydan haberi olmayan diğer insanlardan çok daha fazla oldukları için insanlar şaşırıyor, tek tük aralarda dolaşıyorlar. Gelen yeni sinyalle donan herkes çözülüyor, hiçbirşey olmamış gibi yarıda kalan eylemlerine devam ediyorlar. Şimdiye kadar Paris, Londra, New York gibi şehirlerde tren garlarında, meydanlarda yapıldı.


Yastık Savaşı (Pillow Fight)


Yine büyük şehirlerde tüm halkın katılımıyla yapılıyor yastık savaşı. Kahkahalar, bağırışlar eşliğinde. Oldukça yorucu. Birkaç dakikalık aralıklarla yapılıyor ki dinlenesin, başı dönenler, yıldızlar sayanlar falan varsa kendilerine gelsin, ayrılmak isteyen sağ salim aradan çıkabilsin.


Bedava Kucak (Free Hugs)


Önceki bir yazımda da anlatmıştım, bana göre en şahane eylem. Elinize bir ´bedava kucak´ pankartı alıyorsunuz, sokakta dikiliyorsunuz. Öyle çok insan gelip size yürekten, kocaman sarılıyor, öyle çok şey paylaşıyorsunuz ki.. Yoğun bir duygu veriyor, denemeden anlaşılmaz.


Pantolonsuz Metro Günü (No Pants Subway Ride)


Sebebini bir türlü çözemediğim, 7-8 kişilik bir grup delinin New York´ta başlattığı gelenek. Her yıl tekrarlanıyor, yine kalabalık bir insan grubu aynı anda metroya giriyor, pantolonlarını çıkarıyorlar ve gidecekleri yere kadar öyle duruyorlar. Kitabını okuyan, arkadaşıyla konuşan, her zaman metroda rastladığınız insanlar - tek fark, hepsi don paça. Bu kadar.


Domates Fırlatma Festivali


Çeşitli ülkelerde - ki çoğu İspanyol kültürüne sahip - kamyonlar kasalarca domates getiriyor ve herkes birbirine domates fırlatmaya başlıyor. Salça oluyorsunuz kıpkırmızı domateslerle, gülme krizleri geçiriliyor, ayaklar kayıyor, yapış yapış oluyorsunuz. Her sene tekrarlanan festivaller bunlar, bayağı ciddiye alınan bir eğlence yani. Günün sonunda stresiniz falan kalmıyor.


Gülme Kulübü (Laughter Club)


Dünyanın farklı yerlerinde olan bir gülme kulübü. ´Gülme Yogası´ olarak da anılıyor. Önce diyafram açıcı birkaç egzersiz hareketi yapılıyor, herkes havaya giriyor. Sonra gelsin kahkahalar, yok yere herşeye ve herkese gülüyorsunuz.



[*][*][*]


Ee? Ne düşünüyorsunuz? Muhtemelen ayıplamakla gülümsemek arasında kalmışsınızdır şimdiye kadar.

Hep ´normal, aklı başında, düzgün´ gözükmeye çalışırız.
Hanım hanımcık kız, ah canım..
Oturaklı genç, pek efendi..
İdeal anne, otoriteli baba.

Hiç mi içinizden saçmalamak gelmedi peki? Abzürd danslar yapmak sevindiğinizde, avazınız çıktığı kadar bağırmak sabırsızlandığınızda? Öylesine mutluluk doluverdiğine içiniz ya da güneşli güzel bir güne uyandığınızda hiç mi zıplayarak yürümek, saçma sapan koşmak istemediniz? Rengarenk giyinmek? Belki daha çok gençken, ama tabii ki istediniz!

Çok gülerseniz ayıp olur, fazla hareketliyseniz tuhafsınızdır. Herkes gibi olmak lazımdır. Peki, herkesi oluşturan kimlerdir ki zaten, yine biz değil miyiz?

Bu garip aktiviteleri yapan insanlar, anlık delirmenin hakları olduğunu hissediyorlar ve kendilerine bu şansı tanıyorlar. Tek başlarına yapmaya cesaret edemeseler de kalabalığın içinde kaynıyorlar. Dönüp ara sıra kendimizi dinlemekte, kendimize daha çok özgürlük tanımakta fayda var. Sokakta pantolonsuz dolaşın demiyorum, ama içimizden geldiği gibi davranmaktan, gerekirse sıra dışı olmaktan çekinmemeliyiz.


Hepimizin delirmeye, ara sıra da olsa kafamıza eseni yapmaya hakkı var.