Gazetecinin eleştirmesini veya gördüğünü yazmasını istememek;

Doktora, “Muayene yapma, hastayı iyileştirme…”

Avukata, “Müvekkilini savunma…”

Belediye başkanına, milletvekiline, valiye, bürokrata, “Hizmet etme, seni seçenlere ihanet et…”

Sendikacı, oda, dernek başkanına, “Üyelerinin hakkını koruma…”

Demekten ne farkı var?

Gazeteci işinize geleni yazmayınca; gazeteci ve gazeteciliği itham altına almanızın;

Doktorun işini iyi yapmasına rağmen işinize gelmeyen bir gelişme olunca, doktora saldırmanızdan ne farkı var?

Avukatın elinden geleni yapıp, doğru savunmasına rağmen müvekkillerinin işine gelmeyen bir sonuç çıkınca, “Davayı sattın” demesinden ne farkı var?

Belediye başkanına, milletvekiline, valiye, bürokrata, işini düzgün yapmasına rağmen, “Avanta aldılar, halkı kandırdılar” denilmesinden ne farkı var?

Sendikacının, oda ve dernek başkanın üyelerinin hakkını sonuna kadar savunmasına rağmen, “Sattı, avanta aldı, üyelerin kanını emdi” denilmesinden ne farkı var?

O yüzden herkes işini yapsın…

Başkasına değil, herkes önce bir kendine baksın…

[*] [*] [*]

Maşallah, nazar değmez inşallah…

Mithatpaşa, Değirmenağzı, Üzülmez Tünelleri…

Kozlu-Ilıksu arasındaki 6 kilometrelik yol…

Maşallah, inanılmaz bir hummalı çalışma var.

Maşallah, hükümetteki belirsizliğe, ödenek sıkıntılarına rağmen hayalini kurduğumuz çalışma temposunda işler iyi gidiyor.

“Marifet iltifata tabidir” sözünden yola çıkarak, “eleştirdiğimiz kadar, gördüğümüz çalışmaları, gördüğümüz doğruları da söyleyelim” dedik.
Özellikle Zonguldak Platformu’nun STK’ların öncülüğünde topladığı 40 bin imzayla gündeme gelen Mithatpaşa Tünellerindeki son somut gelişmeleri gördükçe, “Bu sefer oldu, oluyor” diyesi geliyor insanın, ama bir taraftan da, “acaba”lar da aklımıza gelmiyor değil.

Hazır bu hızı yakalamışken dua edelim de bitsin tünellerimiz, bitsin yollarımız…

Kavuşsun insanımız hak ettiği hizmete, rahata…

Hadi inşallah…

[*] [*] [*]

Yalan söylemek için mi, yönlendirmek için mi?

Milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve daha nice yetkili-etkili kişilerin danışman ve sekreterleri var…

Bunların ne görev yaptığını anlamakta güçlük çekiyorum.

Bunlar yalan söyleyip durumu idare etmek için mi varlar, yönlendirip işleri kolaylaştırmak için mi?

Bir de telefonu açmama veya telefona geri dönmeme hastalıkları yok mu, gel de deli olma…

Vatandaşa hizmet için geldikleri makamda vatandaşın telefonuna bakma…

Senin işini kolaylaştıracak danışmanın baksın, o da yalan söylesin…

Veya o da telefona bakmasın…

Danışmana da danışman lazım anlaşılan…

Danışmanların insanı nasıl rezil edebileceğine örnek mi istiyorsunuz?

Özcan Ulupınar’ın danışmanlarının yalanları meşhurdur…

Dillere destan bu yalanlar, Özcan Bey’in bu genç yaşta belki de siyasi hayatını bitirmiştir.

Onun için “vezir” veya “rezil” olmanın yolu danışmanlarınızdan, sekreterlerinizden, şoförlerinizden geçiyor.
“Demedi” demeyin…

[*] [*] [*]

GÜNÜN SÖZÜ:

“Termik santral istemiyoruz…”
Muslu’da tutulan tutanaktan

[*] [*] [*]


SÖZÜN ÖZÜ:

“Ruhunu kaybetmiş bir insanda yaşamın anlamını aramak ne saçma! Belki de yerin üstündeki cesetler, altındakilerden daha fazla…”

Küçük İskender