Cenazenden bir saat sonra...

Ağlamalar azalır. Ailen, eve gidip yakınlarının yeme-içme işiyle ilgilenmeye başlar. Bu sırada, bedeninde organizmalar çalışmaya başlar.

İki saat sonra...

Cenazene katılamayanlar, evini arayıp mazeret bildirirler. Bu sırada, evine taziyeye gelenler, spor ve siyaset konuşmaya başlar.

Altı saat sonra...

Birinci dereceden yakınların hariç diğer herkes evine dönüp, bir sonraki gününü planlamaya başlar.

24 saat sonra...

İç organların çözülmeye başlar. Bu sırada, telefonuna, öldüğünü bilmeyen kişilerin aramaları, reklam mesajları gelmeye devam etmektedir.

İki hafta sonra...

Çocukların, miras paylaşımı için bir avukatla görüşür ve tırnakların ile dişlerin dökülmeye başlar.

3 ay sonra...

Eşin, televizyonda bir komedi filmine güler ve bedenin sıvılaşmaya başlar.

Bir yıl sonra...

Ölüm yıldönümünde birisi, "Vay be, bu kadar oldu mu? Daha dün gibi..." der ve vücudundaki asit kefenini eritir.

10 yıl sonra...

Bir arkadaşın, eski bir fotoğrafta görüp hatırlar. Bedeninden geriye kalan sadece kemiklerdir.

İşte bu dünyadaki varlığının tamamen unutulması, bu kadar kısa süre alır.

Şimdi bugün kafana taktığın kişi ve olayları tekrar göz önünden geçir.

Bir de beni düşünün...

Erkeklerin cinsel zevklerine para karşılığı hizmet eden ve bu işi meslek edinen bazı kadınların çocuklarıyla uğraşıyorum yıllardır!

Nitelikli, niteliksiz, meteliksiz dolandırıcılar, iş yaptığı kurumdan teminat mektubu çalan hırsız müteahhitler, ahlaksız siyasetçiler, sevgilisini belediyede gayri resmi şekilde çalıştıran belediye başkanları, evine aldığı mülteci kadınla imam nikahı kıyarak yaşayan ve valiye, “Bu kadın, torunlarımın bakıcısı” diyen kaymakamları haber yaptık.

Kaymakamı meslekten attılar!

"Allah-kitap" diyen il başkanının yaptığı Allahsızlığı, ahlaksızlığı yazacağımıza, biz de diğerleri gibi yalakalık yapabilirdik.

Bizim eleştirdiklerimizi övüp para kazanan meslektaşlarımızın yaptığını yapabilir, keyfimize bakabilirdik.

Geriye baktığımda pişmanlıklarımız yok.

Hepsini iyi ki yaptık.

Sağlık çalışanları için, “Bize yük oldular” diyen valiyi "yazdım" diye tüm basın üzerimize geldi.

Bence, en etkili haberimizden biri oydu.

Valiyi görevden aldılar!

Mastürbasyon çeken belediye başkanını yazdık.

Belediye başkanı istifa etmek zorunda kaldı!

Üzerinden 31 yıl geçse, unutulmayacak bir haberdi.

Bugün yine olsa, yine haber yapardık.

Ginseng satan milletvekilini de biz yazdık.

Bir daha aday yapmadılar!

Bugün olsa, yine yazarız.

Bedeli ne olursa olsun...

Türk-İş Genel Sekreteri Şemsi Denizer, evinin önünde katledildiğinde olay yerinde yine biz vardık.

Bugün olsa; yine olur, yine o haberi yapardık.

Mesleki yaşamı, sadece Pusula ve Ali Rıza Tığ’ı eleştirmekle geçen ve geçecek olan kişilerin, önce bu ve benzeri haberleri korkusuzca yapabilmeleri lazım!

Bugün Devrek Belediyesi’ndeki yolsuzlukları yazan yine Pusula Gazetesi oldu.

Yüzlerce örnek sayabiliriz...

İşte bu nedenle okurlarımız, “Pusula susarsa, Zonguldak susar” diyorlar.

İşte bu nedenle, “Pusuya düş, Pusula’ya düşme” diyorlar.

İşte bu nedenle, “Kendini değil, kentini düşünen gazete” diyorlar.

İşte bu nedenle, “Kentin Önünü Tıkayanları, KÖT’leri yazan gazete” diyorlar.

Tüm bu zorlu mücadelenin içinde iki çocuk büyütüp, Türkiye’nin en iyi devlet üniversitelerine sokmayı başardık.

Bir diploma aldık.

Sıra ikincisinde...

Yani biz, hafta sonlarında gittiğimiz bahçede sadece hıyar yetiştirmedik!

Zonguldak’ın en etkili yayın kuruluşu olan Pusula’yı büyüttük ve çok başarılı gazeteciler yetiştirdik.

Bu topluma; başarılı, iyi eğitimli iki evlat yetiştirdik.

Yolları açık olsun...

Bundan sonra erkeklerin cinsel zevklerine para karşılığı hizmet eden ve bu işi meslek edinen bazı kadınların çocuklarıyla daha rahat mücadele edeceğiz.

En zor zamanları geride bıraktık.

Ekonomik ve siyasi olarak kurulan kumpasları bertaraf ettik.

Gemiyi, tecrübeli bir kaptan gibi dalgalı sulardan durgun bir limana sokmayı başardık.

Aldığımız hasarları onardık.

Bundan sonra istersek; büyük denizlere, okyanuslara açılırız.

İstersek, Zonguldak açıklarına gider, seyre bakarız.

İnsan, fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığını hatırlamaz. Nasıl hayatta kaldığını da... Hatta fırtınanın dinip dinmediğinden bile emin olamayabilir.

Ama fırtınadan çıktıktan sonra, fırtınaya girenle aynı insan olmuyorsunuz.

Artık deneyimli bir kaptan oluyorsunuz.

Bırakın fırtınaya yakalanmayı, fırtınanın geleceğini bile önceden tahmin ediyorsunuz.

Fırtınaya yakalansanız bile nasıl çıkacağınızı biliyorsunuz.

“Kurt, kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz” sözü, bir daha gerçek olur.

Sıcak bir pazar günü sizinle dertleşmek istedim...

Bizim yapacak işlerimiz var.

Diyeceksiniz ki:

"Yazıya cenazeyle girdin..."

Evet, bugün bu yazıya cenazeyle girdik!

Ölen, unutuluyor!

Yazan, unutulmuyor!

İyi haftalar diliyorum...