Zonguldak Belediyesi Fen İşleri Müdürü Hakan Farizoğlu’nun asıl mesleği; Çevre Mühendisi!
Orta Kapuz-Tersane Plajı, Liman Arkası rezaletinin altında imzası olan bir isim!
Zonguldak Belediyesi Fen İşleri Müdürü Hakan Farizoğlu’nun asıl kadrosu Zonguldak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde!
Orada İl Müdür Yardımcısı ve Şube Müdürlüğü görevlerinde bulundu!
Dr. Ömer Selim Alan, Hakan Farizoğlu’nu Zonguldak Belediyesi’ne alıp Temizlik İşleri Müdürü yapmıştı!
Çevre Mühendisi Hakan Farizoğlu, 6 aylık uzatmalarla Zonguldak Belediyesi’nde çalışıyor!
Çevre Mühendisi Hakan Farizoğlu, Zonguldak Belediyesi’nde Fen İşleri Müdürü olarak görev yapıyor!
Çevre Mühendisi Hakan Farizoğlu, doğal SİT alanına beton döküyor!
Elbette Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’in talimatı ile yapıyor!
Ancak, Tahsin Erdem mali müşavir!
Ne anlar doğal SİT alanından?
Hakan Farizoğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne geri dönmemek için Tahsin Erdem’in her dediğini yapıyor!
Ama bilinmesi gerekir ki, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırı olarak yıkma veya imar izni veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasını öngörüyor.
Tahsin Erdem izin vermiş!
Hakan Farizoğlu yapmış!
Buradan kurtuluş yok!
Hakan Farizoğlu, Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu’nun başkanı olduğu Zonguldak İli Özel İdaresi ve Belediyeleri Çevre Altyapı Temel Hizmetler Birliği’nde müdür olarak da görev yapıyormuş!
Ve oradan da maaş alıyormuş!
Zonguldak kimlerin eline kalmış!
ZONÇEB’in çöp taşıyan araçları, karayollarını, köy yollarını batırıyor!
Ve hiç kimse sesini çıkartmıyor!
Çünkü Hakan Farizoğlu da Zonguldaklı değil!
Ona ses çıkarmayanlar da Zonguldaklı değil!
Doğal SİT alanına beton döken çevre mühendisinin, yollara dökülen çöp suyundan rahatsız olması beklenir mi?
Sapça ve Köroğlu Köyleri’nde yaşayan insanlar bu çöp suları yüzünden isyan ediyorlar!
Zonguldak insanı gerçekten sahipsiz!
Zonguldak sahipsiz!
Zonguldak Valisi Osman Hacıbektaşoğlu duyarsız!
Benim Valilik yaptığım yerde, hele bir de Başkanı olduğum yerde çöp kamyonlarının suyu yola akacak!
İnsanlar isyan edecek!
Ben de koltuğumda rahat oturacağım!
Zonguldak insanı gerçekten çok sabırlı!
Hakan Farizoğlu, doğal SİT alanlarına beton dökmeyi bırak!
Müdürlüğünü yaptığın ZONÇEB’in çöp suyu akıtan kamyonlarına bak!
Kadrosu Zonguldak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde olan Hakan Farizoğlu’nun Zonguldak Belediyesi’ndeki görevlendirme yazını iptal edilmeli!
Hakan Farizoğlu, tekrar Zonguldak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne dönmeli!
Böylece doğal SİT alanlarına beton dökümü ve hazine arazilerinin işgali sonlandırılmalı!
Çöp sularının karayollarına ve köy yollarına dökülmesi engellenmeli!

Mimarlar Odası uyarmıştı!

Zonguldak Belediyesi’nin, Liman Arkası’nda doğal SİT alanında yaptığı çalışmalar durunca, CHP’liler Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nü suçladı!
Mimarlar Odası Zonguldak İl Temsilcisi Ece Bakioğlu, "Kentler, sadece yapılar ve yollar bütünü değil; belleği, kimliği ve insanla kurduğu duygusal bağ ile anlam kazanan canlı organizmalardır. Her müdahale, bu bütünlüğün bir parçasıdır. Ne yazık ki, Liman Arkası Koyu’nda belediye tarafından yürütülen uygulamalarda bu anlayıştan uzaklaşıldığını üzülerek gözlemliyoruz. Doğal kaya oluşumlarının betonla kaplanması, bölgedeki eski demiryolu izlerinin yok edilmesi ve üç katlı beton platformların inşası, koyun kendine has kimliğini geri dönülmez biçimde zedelemektedir” diyerek yapılan çalışmanın yanlışlığını ortaya koymuştu!
Mimarlar Odası Zonguldak İl Temsilcisi Ece Bakioğlu’nun bir önemli uyarısı daha oldu: “Söz konusu alanda planlanan kafe yapısı da ayrıca gereksiz ve uygunsuz bir müdahaledir. Kentte her boşluğun ticarileştirilmesi doğru değildir. Kafe, beraberinde görüntü ve tabela kirliliğini, ıslak hacim ve tesisat gibi gereksiz altyapı yüklerini getirecektir. Oysa bu alan, kentin sakinlerinin nefes alabileceği, isteyenlerin oturup manzarayı izleyebileceği, isteyenlerin fenere giden tüneli kullanarak geçebileceği, gerektiğinde denize erişim sağlayabileceği çok amaçlı, sade ve kamusal bir rekreasyon alanı olma potansiyeline sahiptir.”
Ve asıl bomba Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’e atılıyor: “Kentimizin her bir köşesi, kopya projelerle değil; yerin özgünlüğünü, doğasını, tarihini ve hafızasını gözeten tekil tasarımlarla değerlendirilmeyi hak ediyor. Bugün ‘artık beton döküldü, geri dönülemez’ denilerek meşrulaştırılmaya çalışılan her müdahale, aslında en başta meslek odalarının ve uzmanların görüşü alınmadan başlatılan süreçlerin sonucudur. Mimarlar Odası olarak, Liman Arkası Koyu’nda yürütülen bu çalışmanın yeniden değerlendirilmesini, doğal ve tarihsel dokunun korunmasını önemle talep ederiz. Defalarca dile getirdiğimiz destek teklifini ise bir kez daha yineleyerek; bundan sonraki tüm kamusal alan projelerinde kent mimarlarının fikir desteğinin alınmasını kamuoyunun bilgisine sunarız.”

Kıssadan Hisse: Hırsız!

Yaşlı Yahudi, yetişkin oğlunun yanına varır.
“Evlat bir tavuğumuz çalınmış. Git o hırsızı bul ve cezasını ver!” der.
Oğlan baştan savma başını sallayarak. “Tamam baba. Hallederim.” diye cevap verir.
İçinden: “Ulan yüzlerce tavuğumuz var. Bir tanesi çalınmış. İşim gücüm yok, tavuk hırsızı peşinde mi koşacağım” diye hayıflanır.
Birkaç gün sonra endişe ile babasının yanına varır.
”Baba, baba! Keçimiz ortalarda yok. Çalmışlar!” der.
Yaşlı Yahudi, “Tavuğu çalanı buldun mu oğlum? Cezasını verdin mi?” diye sorar.
Oğlan ellerini iki yana açıp, "Ya sabır" der. Odadan çıkar.
“Ulan koca keçi gitti! İhtiyarın derdine bak! Bir kart tavuğun hesabını soruyor” der, kendi kendine.
Kısa bir süre sonra çiftliğin en verimli ineği de ortadan kaybolur.
“İnek gitti baba!” diye feryat eder çocuk.
Baba, sakince sorar:
“Tavuğu çalanı buldun mu? Cezasını verdin mi?”
Nihayet, çiftlikte ne var, ne yok hepsi çalınır. Buğday ambarı bomboş, ağıllar tenha kalır.
Her seferinde dehşet ve telaş ile durumu babasına haber veren delikanlı hep aynı soru ile karşılaşır.
“Kart tavuğu çalanı buldun mu? Cezasını verdin mi?”
Günün birinde, delikanlı kan ter içinde babasının yattığı döşeğin başına gelir.
Yaşlı ihtiyar çok ağır hastadır arık. Dünya üzerindeki vakti sayılıdır.
“Baba” der, delikanlı: “Kız kardeşim ortada yok!” “Kaçırmışlar!”
Ölüm döşeğindeki ihtiyar anlaşılır, anlaşılmaz bir hırıltı ile sorar;
“Tavuk hırsızını yakaladın mı? Cezasını verdin mi?”
Tavuk çalınalı aradan yıllar geçmiştir.
Geçen zaman içerisinde bu çiftçi aile ellerinde ne var ne yok kaybetmiştir.
En sonunda canları ve namusları da ellerinden alınmıştır.
Yaşlı ihtiyar, son nefesini vermeden önce son kez fısıldar.
“Oğlum. Eğer sen kart tavuğu çalanı zamanında bulup, cezalandırsaydın. Başımıza bunlar gelmezdi.
Vurdumduymazlığını, zaaf zannettiler. Kibrini, güçsüzlük zannettiler. Yufka yüreğini, çaresizlik zannettiler. Çiftliğini talan ettiler. En sonunda arını, namusunu da elinden aldılar. Git, önce o tavuğu çalanı bul ve cezalandır” der ve son nefesini verir.

Günün Fıkrası: Delik!

Vatandaşın birinin evine kendisi evde yokken hırsız girmiş. Hemen polis çağırmışlar. Polis hırsızın eve nasıl girdiğini anlamak için etrafı incelerken, kapının üstündeki camda, kapı kolunun üzerinde el büyüklüğünde bir delik fark etmiş.
Polis zabıt tutuktan sonra evi terk etmek üzereyken bizim vatandaşın derin derin düşündüğünü görmüş.
Nedenini sorduğunda şöyle bir cevap almış?
- Yahu hepsini anladım da, koca adam bu küçük delikten nasıl içeri girdi onu anlamadım?