Zonguldak Merkeze bağlı Karaelmas Mahallesi’nde araç ve yayalar için tehlikeli durumdaki yolun kenarına duvar örülmüş.

Bunu yaptıran da CHP’li Meclis Üyesi Şenol Şanal olmuş.

Halkın Sesi Gazetesi’ne yaptığı açıklamada diyor ki Şenol Şanal:

“Çok basit ve maliyeti düşük bir işti. Bunun için bir usta bulduk. Buranın bedelinin bir kısmını Belediye Başkanımız, bir kısmını da değerli işadamımız Ali Papila karşıladı. Kalan küçük bir meblağı da ben karşıladım ve burayı bin 160 TL’ye mal ederek tamamladık. Mahallelimiz için küçük, ama önemli bir hizmet yaptık. Katkı veren Sayın Belediye Başkanımıza ve işadamı Ali Papila’ya teşekkür ediyorum.”

Buradan çıkarılacak o kadar soru, o kadar çok sonuç var ki!

Her biri, siyaset bilimi derslerine konu olabilir.

Tez konusu olabilir.

Siyaset- toplum dengesinin sağlanması adına harika bir örnek…

O sorulara geçelim:

Birincisi; bu kadar basit iş için reklam yapılır mı?

İkincisi; Zonguldak Belediyesi, Fen İşleri Müdürü, cücüğün cücüğü kadar işi kendisi yapamıyor, yaptıramıyor ise, Şenol Şanal hangi belediyenin Meclis üyesi?

Üçüncüsü; Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir, bu kadar basit bir işi belediyenin imkanlarıyla yaptıramıyorsa, kendisi hangi Belediyenin Başkanıdır?

Dördüncüsü; burası için harcanan bin 160 liranın büyük kısmını Ali Papila karşıladıysa, geriye kalanın ne kadarını Belediye Muharrem Akdemir, ne kadarını Şenol Şanal karşılamıştır? Her ikisinin harcadığı paranın bir bölü üç çarpanı kaçtır?

Beşincisi;

İşte onu hiç sormayalım!

İncinen olur, kırılan olur.

Bu kadar yeter.

Emeği geçenleri kutluyor, insan yaşamını tehdit eden diğer noktalar için de aynı çabayı bekliyoruz.

Karaelmas’taki bu manzara gibi daha niceleri var.

Daha neler neler?

Acı olan şu ki, bunların hepsi yıllardır biriken bir acizlik durumu.

Partisi- purtusu yok bu işlerin.

Ahmet’i, Mehmet’i de yok.

Bu kentte yaşayanlar, bunları hak etmiyor.

Kime oy verirse versin, kiminle olursa olsun, nereli olursa olsun bunları hak etmiyor.

Bu içler acısı, trajikomik durumu hak etmiyor.

Eyy Allah’ım…

Bu kentte yaşayanlar nasıl bir günah işledi de, Zonguldak’ı bu durumlara düşürdün?

Eyy Allah’ım, işimiz sana kaldı.

Sen affedicisin.

Pireye kızıp yorganı yakma!

Sami Aydın konuşsun!

TTK Memurlar Derneği Lokali’nde yapılan kaçak binalar için alınan yıkım kararının nasıl uygulanacağı merak ediliyor.

İşletmeci Sami Aydın, “Benim yaptığımı yıkacaklarsa, hakkında daha önce yıkım kararı verilen ve kaçak olduğu görülen yerleri de yıkmaları gerekir” diyor.

Ve ekliyor:

“Ben seçimden önce yaptım.”

Devam ediyor:

“Tahsin Erdem sadece benim binamı gerekçe göstererek istifa ediyor.”

Devam ediyor:

“Neden sadece ben? Neden diğer kaçak yapıları da gerekçe gösteremiyor?”

“Gücü bana mı yetiyor?”

Devam ediyor:

“Ben burayı yaparken Tahsin Erdem yoktu, diğerleri yoktu.”

Peki, seçim öncesinden bugüne kim kaldı?

Sadece Belediye Başkanı Muharrem Akdemir…

Gündemdeki soru şu:

“Belediye ve kurumlar bu yıkım kararını uygulayabilir mi?”

Genel görüş şu:

“Bir yolu bulunur ve yıkılmaz.”

Yıkılırsa, başka kaçak yapıların da yıkılması gerekecek.

Yıkılmazsa, CHP kendi içinden yıkılacak.

Sami Aydın, baştan beri neden bu kadar rahat davrandı?

Şimdi neden bu kadar güçlü itiraz ediyor?

Elbet bunların bazı nedenleri var.

Sami Aydın’ın bildiği çok şey var.

Sami Aydın çıksın, her şeyi konuşsun.

Konuşur mu?

Konuşmaz.

Bu durumda bina yıkılır mı, yıkılabilir mi?

Yıkılmaz.

Yıkılırsa ne olur?

Sami Aydın konuşur!

Sami Aydın şimdi konuşsun!

Ak koyun, kara koyun kim, herkes öğrensin!

O da Başkan, bu da Başkan…

Zonguldak, çok ciddi bir sel tehlikesinden kıl payı kurtuldu.

Ama risk devam ediyor.

Devletin Valisinden Belediye Başkanına herkese konunun ciddiyetini hatırlatmaya gündemde tutmaya çalışıyoruz.

Zonguldak Belediye Başkanının tutumuyla ilgili eleştirilerin ardından olayı siyasi bir saplantıya görmeye çalışan pek çok kişi, “Sorumluluk belediyenin değil, DSİ’nin” diyordu.

Biz de, “Kentin sahibi Belediye Başkanıdır. DSİ yapmıyor, belediye yaptırır” diyorduk.

Kaldı ki, acil durumlarda “DSİ yapsın” mantığının yanlışlığına dikkat çekiyoruz.

Bunları hatırlatmaya devam edeceğiz.

İşte Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı…

Diyor ki:

“5 Haziran gecesi başlayan şiddetli yağmur, bölgemizde ciddi bir tehdit yarattı.

Dereler taştı, ekili alanlar ve Ahatlı, Kayıkçılar Köylerimiz sel sularının işgaline uğradı.

Bölgedeki genel duruma bakarak, Çaycuma ve çevresinin bu tehlikeyi ucuz atlattığı söylenilebilir. Meteorolojiden yapılan uyarı ile akşamdan İtfaiye Amirliği ve Fen İşleri’ni teyakkuz haline geçirmemiz ve arkadaşlarımızın yoğun çabası sayesinde belediyemiz hudutları içerisinde ciddi bir sorunla karşılaşmadık. Dahası çevre yerleşimlerinin yardımına koştuk. Akyamaç Köyü’nde sel suları altında mahsur kalan iki kişiyi botla kurtardık. Benzerlerini daha öncede yaşadığımız bu tür olayların tekrar etmemesi için daha ciddi tedbirler alınması gereğini hatırlatmak istiyorum.”

İşte budur.

Kutlamak gerekir.

Akdemir ve Akdemir’e haksızlık yaptığımızı düşünen CHP’lilerin mantığı ile Kantarcı’nın da DSİ’yi beklemesi gerekirdi.

O zaman Akdemir ve bu beceriksizliğe destek olmaya çalışanlardan farkı kalmazdı.

İşte canlı örnek…

O da Başkan, bu da Başkan.

O da CHP’li Başkan, Bu da CHP’li Başkan.

Biri duyarlı davranmış, biri yan gelip yatmış.

Olay budur.