Çatalağzı Termik Santrali (ÇATES) özelleştirildi. Elsan adlı firma, kendi adına üretimi başlattı. İşe başlar başlamaz, işten atılmalar başladı.

Elsan ayıp ediyor. Bölgedeki kömür üreticilerinden 104 liraya ölmüş eşek parasına kömür alıyor.

Ucuz işgücü çalıştırıyor. Ve “fazla” diye personel atıyor.

Yani her şeyden kısıyor. Tekeden süt çıkarıyor.

Ama bu yörenin de sahipleri var değil mi? O kadar da değil.

Elsan, böyle kılı kırk yarıp bölge insanını huzursuz ederse, karşısında bizi bulur.

Çatalağzı ve Muslu Belediyeleri bu duruma müdahale eder.

Ederse, Elsan gününü görür.

Biliyorsunuz, ÇATES devlette iken, bu iki belediye, ÇATES’e sık sık çevre kirliliği nedeniyle ceza keserlerdi.

ÇATES’te değişen bir şey yok. Havayı kirletmeye devam ediyor.

O halde önce belediyeler görevini yapmalı. Ardından Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü…

Ve elbette Sayın Valimiz Ali Kaban.

ÇATES’i alan Elsan’ın kaç işçi çalıştıracağına elbette karışamayız.

Ama bu yarayı daha fazla da kanatamayız. Hava kirliliğinden ölen insanımızı bir de açlıktan öldüremeyiz. Öyle değil mi Sayın Valim?

Yol yerine tünel olsaydı…

Zonguldak-Ereğli karayolu 41 yıldır bitmiyor.

Bu yol, şimdiki güzergahından değil de, tünelle sahilden yapılsaydı, çok daha iyi olmaz mıydı? Hem yol kısalır, hem kar-kış-sis mazeretleri ortadan kalkmaz mıydı?

Diyeceksiniz ki: “Yolu yapmayan tüneli nasıl yapacak?”

Beyler, bu hükümet, boğaza tüp geçit yapıyor.

Üçüncü köprüyü yapıyor. Körfez geçişini yapıyor. Ovit tünelini bitiriyor.

Eğer biz böyle bir projeyle gitseydik Ankara’ya, kesinlikle olurdu.

Mesela, biz Filyos-Zonguldak demiryolu için bağıracağımıza, Ankara-Yeniçağ-Zonguldak hızlı tren hattı isteseydik, bu hükümet “çılgın proje” diye üstüne atlardı.

Biz ne yaptık? TTK Genel Müdürü kim olsun? Amele Birliği Başkanı benim adamım olsun? Hastaneye müdür, kestaneye kılıf, Bakacakkadı’ya yatak, Ereğli’ye yorgan, Alaplı’ya lamba, kandile püf de türü işlerle uğraştık.

Kıssadan Hisse: Altın Makas…

Derler ki, zamanın büyük bir velisini, yüce bir kral ziyarete gelir; armağan olarak da üstü pırlanta ve yakutlarla süslü çok kıymetli paha biçilmez altın bir makas getirir. Engin bir tevazu ile bu ulu velinin ayaklarına kapanarak, hediye olarak getirdiği makası büyük bir saygıyla uzatır.

Gönüller sultanı, makası eline alıp inceler, krala geri verirken şunları söyler: "Teşekkürler kralım! Bu makas, gerçekten çok güzel ve çok değerli bir armağan… Ne var ki, benim ona hiç mi hiç ihtiyacım yok. Bana küçük, basit bir iğne getirmenizi tercih ederdim."

Kral son derece şaşkın, "Anlayamıyorum sultanım! Eğer iğneye ihtiyacınız varsa mutlaka makasa da ihtiyacınız olacaktır" der. Bunun üzerine o büyük sultan şu cevabı verir: "Makası istemiyorum, çünkü o, bölücü-ayırıcı bir nesnedir. Her şeyi kesip parçalar, iğne ise birleştiricidir, makasın kesip böldüğünü diker, birleştirir. Ben aşkı öğretiyorum, tüm öğretim sevgidir. Benim amacım her şeyi birleştirmek. Onun için bir dahaki ziyaretinizde lütfen bana sadece küçük basit bir iğne getirin yeterli."

Günün Fıkrası: Ayşe kadın fasulye…

Karadenizli yaşlı teyze, lüks otelin en üst katından iniyordu. Ara katlardan birinde asansör durdu. Kapı açıldı, genç ve güzel bir kız içeri girdi. Onunla birlikte asansörü yoğun bir parfüm kokusu da doldurdu. Yaşlı teyze, parfüm kokusunu derin derin içine çekince genç kız mağrur bir eda ile kadına baktı, "Giorgio Beverly Hills. Küçücük bir şişesi bile 1000 lira!" dedi. Biraz sonra asansör gene durdu. Gene çok şık genç bir kadın girdi. O da buram buram parfüm kokuyordu. Yaşlı teyze yine koklamaktan kendini alamadı. Yeni binen genç kadın da yaşlı teyzeye dönerek kibirli bir tavırla, “Chanel 5 numara. Mini mini bir şişesi bile 1500 lira!" dedi. Biraz sonra asansör yaşlı teyzenin ineceği katta durdu. Teyze asansörden çıkmadan büyük bir gürültü çıkartarak yellendi. Sonra da asansörde kalan iki alımlı genç kadına dönerek: "Ayşe kadın fasulye, kilosu 4 lira…"