Kızıp bağırmakla, küfür etmekle, taş atmakla çözülmüyor bu işler.

Bir plan yok. Hesap yok. Kitap yok.

Hangi çağda yaşıyoruz biz?

Olmaz. Bu kafayla başarılı olmamız mümkün değil.

Başımızı iki elimizin arasına alıp düşünmemiz lazım.

Aklımızı başımıza devşirmemiz lazım.

Hep kendimize Müslüman olmamamız lazım.

Bir büyüğümüz telefon açtı, Zonguldak Kömürspor-Ankara Adliyespor faciasının ardından. Ne demiş atalarımız:

“Ekmeğini yalnız yiyen, yükünü dişiyle kaldırır.”

Oysa ekmeği beraber yesek, yükü de beraber kaldırsak, olmaz mıydı?

Nimeti beraber paylaşalım ki, külfetimiz de ortak olsun. Zonguldak, artık ekmeği yalnız yiyenlerin ve yükü

dişiyle kaldıranların şehri olamaz.

Bu kenti kırklasak mı?

Zonguldakspor’un, bugünkü adıyla Zonguldak Kömürspor’un yıllar süren başarısızlığının altında “kul hakkı” yatabilir mi?

Yerin metrelerce altında canıyla-kanıyla çalışan madenciden kesilen paralarla yıllarca sefa sürüldü. Başarılı da olundu.

Har vurulup harman savrulan paralarda şehit madencilerin ahı olabilir mi?

Zonguldak’tan emeğinin karşılığını almadan giden futbolcuların ahı olabilir mi?

Nedir bu terslik Allah aşkına?

Yoksa bu kenti kırklasak mı?


Kıssadan Hisse: Adolph ve Rudolph’un öyküsü…


İkinci Dünya Savaşı´nın hemen öncesinde Almanya´da bir kasabada, iki kardeş ayakkabı yapıp satmak üzere bir atölye açarlar; Adolph ve Rudolph Dassler.... Savaş

sonrası Adolph, Rudolph´a artık birlikte çalışmak istemediğini, kendine ayrı imalathane açacağını söyler. Rudolph şaşkındır. Ufacık kasabada iki

kardeş ayrı imalathanelerde rekabet edeceklerdir. Kardeşine bunun mantıklı olmayacağını, bu ufak kasabada zaten insanların sayılı ayakkabı satın aldıklarını,

ikisinin birden iflas edeceğini söylese de, Adolph, bu uyarıyı dikkate almaz ve kendine yeni bir ayakkabı imalathanesi açar. Gerçekten de aralarında

kıyasıya bir rekabet başlar. Rekabetleri, doğdukları kasaba sınırlarını dahi aşar. İki kardeş, ayrıldıktan sonra birbirlerine küsmüşlerdir ve Adolph 1978 yılında öldüğünde tam 29 yıldır dargınlardır.

Bugün iki firmanın genel merkezi de bu ufak kasaba Herzogenerauch´tadır. Adolph Dassler´in ayakkabı şirketinin adı “Adidas”, Rudolph´un ki

ise “Puma”dır.

Kıssadan çıkartılacak hisse: Zonguldak

büyüktür, hepimize yeter!


Günün Fıkrası: Eşek ve traktör!


Anadolu´nun bir köyünde, Ahmet Ağa´nın dişi eşeği kızana gelmiş, her gece sabaha kadar anırıyormuş. Bu

durumdan hem Ahmet Ağa, hem de komşuları rahatsız oluyormuş. Köyün yaşlılarından biri akıl vermiş: “Yukarı köyde bol erkek eşek var, oraya götür; eşeği çiftleştir.”

Ahmet Ağa da, bindirmiş eşeği traktörün römorkuna, gitmiş 10 kilometre uzaktaki yukarı köye, eşeği

çiftleştirmiş. Erkek eşeğin sahibi Ahmet Ağa´yı uyarmış: “Eğer tutarsa; senin eşek ot yer, tutmazsa; çamura yatar. Eşek çamura yatarsa; getir, yine çiftleştiririz.”

“Peki” demiş Ahmet

Ağa, bindirmiş eşeği traktörün römorkuna, tutmuş aşağı köyün yolunu. Sabah olunca, eşeğin çamura yattığını gören Ahmet Ağa, bindirmiş eşeği traktörün

römorkuna, hadi bakalım yukarı köye, götürmüş, getirmiş; eşek yine çamura yatmış, yine götürmüş, getirmiş; eşek yine çamura yatmış. Ahmet Ağa yılmamış,

bu götürme, getirme işi bir ay devam etmiş, ama eşek yine çamura yatıyormuş. Her gün traktörle bir yukarı köye, bir aşağı köye gide gele iyice bıkan Ahmet

Ağa, yeni bir günün sabahında yorgun argın uyanmış, pencereden bakan karısına seslenmiş:

“Ülen garı, bak bakalım; bizim eşek yine çamura mı yatıyor, yoksa ot mu yiyor?”

“Hayır ağam, çamura yatmıyor.”

“Hele şükür be, yaşasın!.. Tuttu, tuttu!..”

“Hayır ağam, hemen sevinme. Eşek traktörün römorkuna

binmiş, seni bekliyor!..”