Çok değil, birkaç gün önce, “Açacaksın arkadaş” demiştik.

Uyardık.

Söyledik.

Ama gördük ki, gerekli ders çıkarılmamış.

Demiştik ki:

“Yöneticilerin beceriksizliği, karın güzelliğini daha ilk günden kabusa dönüştürdü…”

Demiştik ki:

“Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi yolu kapandı.

O yol zaten riskli.

Kapanır.

Ama kısa sürede de açılır.

Açılmalı yani...

Bu kadar sık kapanıyorsa, bir sorun vardır.

Sorun, yağan kardan çok, hazırlıksız yakalanan ve o hastanenin önemini öğrenememiş olan yöneticilerdedir.

Sorumluluk, CHP’li Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir’indir.

Kaldı ki, kar o kadar da etkili yağmadı.

Ama bizimkiler o karın da altında kaldı…”

Kar bu defa etkili yağdı.

Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir, bu sefer, bu güzergahı açık tutmak için çaba sarf etti.

Ekiplerden biri buraya tahsis edildi.

Kar geceden bastırdığında geceden iş sıkı tutulmadı.

Belli ki, bu kadarı beklenmiyordu.

Belli ki, “Kar kütlesi geçti, gitti” diye bakıldı.
“Yerini yağmura bırakıyor” diye bakıldı.
[*] [*] [*] [*]

Başka çağrılarım da vardı.

Demiştik ki:

“Bülent Ecevit Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi…

Yolu kapandı.

Zaten tek yolu var.

Başka yok.

Yol kapanır.

Ama hastane yolu kapanmaz.

Tüm yollar kapanır, ama hastane yolu yine kapanmaz.

Kapanamaz.

Kaldı ki, aman aman bir kar da yağmadı.

Böyle bir rezillik olabilir mi?

Diğer hastanelerden gelen sevkler, ne kadar ağır ve acil hasta varsa buraya gelecek.

Ama gelemiyor.

Kozlu ile hastane yolu kapalı.

Ana yol ile hastane yolu kapalı.

Hiç olmadı, hastanenin temizlik personelinden 10 tane adamı o ara yolda tutsanız, yolu açık tutardı.

Ama olmadı.

AK Partili Ertan Şahin’i de kutluyoruz.

Böylesine bir rezilliği başarabilmiş olmak çok önemli!”

Kar daha etkili yağdı.

Geçen ki karda zaten kolayı beceremeyen bu karda neyi başaracaktı?

Öyle de oldu.

[*] [*] [*] [*]

Ankara-İstanbul güzergahlarında Karayolları’nın yapamadıklarını da hatırlatmıştık.

Ve demiştik ki:

“Daha nereyi sayalım…

Hangi birini sayalım…
O kadar çok ki…

Kilimli’de…

Ereğli’de…

Alaplı’da…

Gökçebey’de…

Devrek’te…

Çaycuma’da…

Coğrafi şartlar elbette sorun.

Ama sen bu coğrafi şartları biliyorsun.

‘Burası rampa’ demeyeceksin…”
Aslında denilmemesi gerekenlere eklenecek başka şeyler de var.

O kadar var ki…

Hangi birini sayalım…

Valla kusura bakmayın.

Elbette sorunlara katlanacağız.

Beraber katlanacağız.

Politik bakmadan katlanacağız.
“Şu başkan CHP’li, bu başkan AK Partili” diye bakmayacağız.
Ama böylesine beceriksizliklere de sessiz kalmayacağız.
“Kardır… Normaldir… 1984’ten beri böylesi yağmadı” diyerek mazeretlere sığınmayacağız.
[*] [*] [*] [*]

Mesele, imkanlarda değil.

Mesele, daha çok kafada bitiyor.

Deneyimde…

Çıkarılan derslerde bitiyor.

Kendinizi hazırlamakta bitiyor.

Ekipte bitiyor.

Ekibe sunduğunuz imkanlarda bitiyor.

Kar yağdıktan sonra çare aramakla zaten “çok geç” kalınmış oluyor.

Meteoroloji günlerdir uyarıyor.

Ama buna rağmen şunu gördük ki boşa!

[*] [*] [*] [*]

Cumartesi günü yaptığımız sokak çekimlerinde vatandaşlara mikrofon uzattık.

İçlerinden biri dedi ki:

“1984’de de bundan daha fazlası yağdı.

O zaman yağan karı havada yakalamaya çalışan bir Belediye Başkanı vardı…”
“Kimdi?” diye sorduk.
“Zeki Çakan’dı” dedi.
O günlerden kalan bazı fotoğrafları görüyoruz hala…
Birol Üzmez’in arşivinde o döneme ilişkin fotoğraflar var.
Onlardan birinde kürekli kar tipi manga vaziyetinde yani 12 kişilik ekip olarak dizilmiş şekilde kürekler omuzlarda görev başında görülüyor.
Bu fotoğraf bile aslında o gün işin nasıl ciddiye alındığını gösteriyor.
Bu anlamda Zeki Çakan örneğini veren çok fazla insan vardır.
Caddelerden kaldırılan kar yığınlarının kamyonlarla denize döküldüğünü anlatan çok insan var.
“Kendi kendine erisin” diye bırakılmıyormuş meğer.
“Yeniden yağarsa, iki defa iş çıkmasın” diyerek yaz mevsiminin gelmesi de beklenmiyormuş.
[*] [*] [*] [*]

Dile kolay…

Tam 30 yıl önce…

O günden bu güne teknolojik anlamda imkanlar anlamında çok şey değişti.

Ama görülen o ki, geri olan tek şey var, kafalar…

Kararlılık…

İlgisizlik…

Kaderine bırakma…

Başa gelince düşünme hastalığı…

[*] [*] [*] [*]

Yine demiştik ki:

“Sayın yetkililer, ‘Karın tadını çıkarın” diyerek halkla dalga geçmeyin.

Biri sizin tadınızı (!) çıkarmadan bu işlerin ciddiyetine varın.

Olası yangın, heyelan, göçük, patlama durumlarında sıkıntı çok daha büyük olur.

Üç gün kar yağacak, onu da halka zehir etmeyin.

Herkes, sizin gibi evine doktor getirebilme imkanına sahip değil...”

Ve herhangi bir sıkıntısı olmayanlar, üç günlük karın tadını çıkarmanın keyfini yaşayanlar ne demek istediğimizi pek anlayamaz.

Bizi ancak, o hastanelere ulaşamayan hekimler, çalışanlar, hasta ve hasta yakınları anlar.

Bizi ancak, saatlerce yürümek zorunda bırakılanlar anlar